İstanbul – Fatih ‘de maliye nin karşısındaki imç bloklarında

İstanbul’un ilk kadısı Hızır Bey 810/1407 tarihinde dünyaya geldiği belirtilen Hızır Bey’in, Eskişehir’in Sivrihisar kazasında doğduğu ve babasının Sivrihisar kadısı Celaleddin Efendi olduğu bilinmektedir. İlk eğitimini, babasının ardından, Molla Fenari’nin talebesi, zamanının alimlerinden Molla Yegan’dan tahsil etmiş ve hocasının kızıyla evlenmiştir. Molla Yegan’dan icazet aldıktan sonra Sivrihisar’daki bir medresede müderrisliğe başlamıştır. II. Mehmed’in saltanatının ilk yıllarında Edime’deki sarayda yapılan ilmi toplantıların birinde, Mısır veya Suriye’den gelen bir alim karşısındaki üstünlüğü üzerine padişahın dikkatini çekmiş; sırtındaki kürkünü çıkarıp kendisine giydiren padişah, Hızır Bey’i Bursa’daki Çelebi Mehmed (Sultaniye) Medresesi’ne 50 akçe ile müderris tayin etmiştir. Bu tayinin ardından 848/1444-45 tarihinde İnegöl kadılığına getirilen, daha sonra ise Edirne’de Üç Şerefeli Cami Medresesi’nde ders veren Hızır Bey (855/1451-52) aynı zamanda Yanbolu kadılığı da yapmıştır. İstanbul’un fethinin hemen akabinde ise şehre kadı olarak tayin edilmiştir.

İstanbul’un Kadıköy ilcesine bu ismin, Fatih’in burayı Hızır Bey’e arpalık olarak tahsis etmesi üzerine verildiği, önceleri Kadıköyü olarak telaffuz edilen semtin adının zamanla değiştiği bilinmektedir. Arap ülkelerine gitmeden Arapçayı öğrenen Hızır Bey, Fahreddin-i Razi’nin kelam ekolünü devam ettiren Osmanlı alimlerindendir. İlmi hususiyetleri sebebiyle kendisine “ikinci İbn Sina”, “ilim dağarcığı” ve “ilmin alemi” denilmektedir. XV. yüzyılın ikinci yarısının ilim hayatına etkileri olan Hocazade Muslihuddin, Hayali Ahmed Efendi, Muslihuddin Kastalani, Alaeddin Arabi, Hatipzade, Muamazade ve Tacizade yetiştirdiği talebelerdendir. Oğulları Tazarrutname sahibi Sinan Paşa, Müftü Ahmed Paşa ve Yakup Paşa dönemlerinin önemli ilim adamlanndandır. Kızları ise yardımseverlikleriyle bilinen Hacı Kadın ve Fahrünnisa Hatun’dur. Türkçe, Arapça ve Farsça şiirler yazan Hızır Bey’den önce tarih düşürme daha çok bir lafız, terkip veya sadece ebced harflerinin zikriyle yapılırken onun bunu şiirin son mısrasında uygulayarak yeni bir çığır açtığı ifade edilmektedir.

863/1458-59 tarihinde vefat eden Hızır Beynin kabri İ.M.Ç. blokları arasında yer alan Hızır Bey haziresinde yer almaktadır. Vefatının ardından bugün yıkılmış olan Voynuk Şücaeddin Mescidi’nin minaresinin dibine gömülmüştür. Ancak daha sonra yürütülen imar çalışmaları kapsamında mezarı bugünkü yerine nakledilmiştir. Arapça ve Farsça kitabeli mezar taşında “Alemü’l-ilm Hızır Bey Çelebi” adı ile “Ümmetin hayırlısı, çağının erdemlisi, ilmin alemi Hızır Çelebi ölünce üzerine daima rahmet olsun diye tarih düşürdüm” anlamına gelen ve H. 863 yılını gösteren mısralar yer almaktadır.

Hazire iki kısımdan oluşmaktadır: Üçgen plan tipinde ihata duvarları ile çevrili, kargir ve biri lahit, diğeri üstü açık mezar tipinde iki kabirden oluşan ilk bölümde Katip Çelebi ve Şair Necati’nin yenilenmiş mezarları yer almaktadır. Lokma parmaklıklı pencerenin arkasında yer alan ve merdivenlerle ulaşılan ikinci bölüm ise yamuk dikdörtgen planlıdır. Hazirede bulunan mezar taşları 863 (1458/59)-1278 (1863) tarihleri arasındadır. 20 adet mezar taşının bulunduğu hazirede, 9 kadın ve 11 erkek medfundur.

Kaynak ; Vefanın Cennet bahçeleri , Ayşe Seyyide Adıgüzel , İBB Yayınları


 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz