Mezar Taşlarında Başlık , Sembol ve Süslemeler

tarafından
446
Mezar Taşlarında Başlık , Sembol ve Süslemeler

Mezar taşlarında ister yetişkin isterse çocuk olsun her yaştan hanım ve erkek mezar taşları birbirlerinden şekil yönünden ayrılırlar. Osmanlı mezar taşları hakkında günümüze kadar yapılan araştırmalar neticesinde varılan en kesin hüküm, başlıklı hanım ve erkek mezarlarının yapısal farklılığıdır. Hazireye girildiğinde başlıklı taşların hanıma mı yoksa erkeğe mi ait olduğu şahide taşından kolaylıkla seçilebilmektedir. Başlıksız sütun tarzında olan mezar taşları ise ancak okunduğunda anlaşılabilmektedir.

Erkek mezar taşlarının en bariz vasfı şahide taşının üzerinde bir başlığının oluşudur. Bu başlık mevtanın sosyal statüsünü ya da mensubiyetini göstermesi bakımından tarihi belge olarak ayrıca önemlidir. Bu güne kadar yapılan çalışmalar neticesinde başlıkların kesin bir sınıflandırılması yapılamamıştır. Ancak taranan örneklerden ve Osmanlı sosyal hayatına dair yapılan kıyafet araştırmalarından elde edilen bilgiler ışığında bir tasnif yapılabilmektedir. Buna göre mezar taşı başlıkları kavuklar, fesler ve tarikat taçları olarak üç ana guruba ayrılabilirler.

Kavuklar

Rukane b. Abdi Yezid el-Haşimi’nin nakletdğine göre, Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuş: Müşriklerle aramızdaki fark, kalensüvenin ( Dini kaynaklarda kalensüve ; takke – kalpak – külah gibi başa giyilen giysilerdir. ) üzerine sardığımız sarıktır) Bu Hadis-i Şeriften de anlaşıldığı gibi Müslüman erkekler, Hz. Peygamber döneminden beri diğer dinlere mensup kişilere benzememek için  başlarına kavuk, sarık, takke vs takmışlardır. Osmanlı medeniyetinde önemli bir mevkiye sahip kavuk, yüksekçe bir külaha sarılan destardan ibaretdir. Destanın sarım şekli kavuğun şeklini de belirlemekteydi. Giyim kuşam, tarihteki hemen bütün medeniyetlerde sosyal seviyenin nişanesi olmuştur. Her ne kadar Osmanlı içtimai hayatında Müslümanlar arasında bariz giyim farkı bulunmamaktaysa da saray görevlileri için durum biraz daha farklıdır. Sarayda görev yapan padişah dahil her görevlinin kıyafeti ve bilhassa başlıkları bulunduğu vazifeyi ifade etmekteydi.

Hazirelerimizde tespit edebildiğimiz kavuk türleri şunlardır:

Burma sanklı kavuk: XVI. ve XVII. asırlarda yoğun olarak görülen bu kavuk cinsine, padişah sandukalarında, sadrazam, vezirler ve üst seviye bürokrat kabirlerinde rasdanmaktadır.

Kallavi kavuk: Daha çok sadrazamların, vezirlerin ve üç ya da dört tuğlu paşaların taktığı kavuk türü olup 12 adet tespit edilmiştir. Gündelik hayatta yeri olmayan bu tören kavuklarının mezar taşlarında kullanımı tamamen semboliktir.

Mücevveze kavuk: Sarayda yüksek rütbelilerin tören kavuğu olan mücevveze kavak XVII. asırdan itibaren görülmektedir.

Örfi desarlı kavuk : Orta ve alt tabaka ulema tarafından kullanılan bu tür başlıklar zaman içinde yaygınlaşarak bir tarikata bağlı müridler tarafından kullanılır olmuştur.

Katibi Kavuk : Bu kavuk cinsini kullananlar hakkında kesin bir bilgi söylemek zordur. Ancak katiplerin kullandığı kavuk olarak maruf olduğundan katibi olarak adlandırılmıştır.

Fesler 

1829 yılında Sultan II. Mahmud döneminde giyilmesi mecbur hale getirilen fes kırmızı renkli keçeden silindir şeklinde bir başlık türüdür. İlk olarak nerede kullanıldığı hakkında kesin bir şey söylemek zordur. Osmanlı’ya Fas’tan geldiği için fes adını alan bu başlık türü imal edildiği dönemin padişahının adına nispede Mahmüdi, Azizi, Mecidî veya Hamidi adlarını almaktadır. Fesin kenarında bir püskül sallanması da adettendi. Mahmudi ve onun devamı olarak da görebileceğimiz Mecidi fesin altı dar üstü genişçedir. Azizi fesin ise Mahmudi fesin tersine altı geniş üstü dar ve daha kısadır. Hamidi fes, yine alttan daha geniş ancak üstü azizi festen daha büyükçedir. Fes şapka kanunun kabul edildiği 1925 yılına kadar kullanılmıştır.

İlginizi Çekebilir  Şeyh Ömer Fuadi Efendi

Fes her kesimden insanın kullandığı bir başlık türü olduğundan mezar taşları üzerinde yer alan feslere bakarak meslek veya sosyal sınıf ayrımı yapabilmek imkansızdır. Fesin kullanılmasıyla başlığa göre ortaya çıkan farklılıklar da kalkmış bulunmaktadır.

Tarikat Taçları 

Tarikatlara ait başlıklar hazirelerde kendilerini hemen belli ederler. Mevlevilerin uzunca ve altta genişleyen başlığı bu gün en çok bilinen tarikat taçıdır. Mevlevi şeyhlerinin başlarında ise sikkenin alt kısmına dolanan destar görülmektedir. Bektaşilerin kullandığı on iki terkli Hüseynî ve dört terkli Edhemî taçlar da Mevlevi sikkeleri gibi ilk bakışta anlaşılabilirler. Diğer tarikat taçlarında ise başlığın üzerindeki dilim sayısı belirleyici olmaktadır.

Bayramîler altı terkli, Celvetiler ise on iki terkli başlık kullanmaktadırlar. Bunlardan başka Kadiri, Nakşî, Sünbuli gibi daha pek çok tarikat tacı mezar taşlarında başlık olarak yer almıştır. Melamiyye tarikatine mensub olanların mezar taşları diğer bütün taşlardan ayrı bir şekilde yapılmaktaydı.

Sembol ve Süslemeler

Osmanlı mezar taşlarında kabrin genel görüntüsünden, en küçük detaya kadar kabartma olarak bir çok sayıda sembol kullanılmıştır. Bu, Osmanlı medeniyetini vücuda getiren kültürün ne denli zengin olduğunu göstermektedir.

Osmanlı mezar taşlarında kökleri Orta Asya’ya kadar uzanan gelenekli motiflerin kullanıldığı görülür. İslam anlayışında insan tasvirinin yasak oluşu ilk devirlerden itibaren süsleme sanatlarında bitkisel motiflerin hakim olmasını sağlamıştır. Süsleme sanatlarımızda bütün bitkisel motifler resim sanatında olduğu gibi birebir resmedilmez, üslüplaştırılarak kullanılır. Bitkisel modflerin yanında mesleki sembollerin de süs unsuru olarak kullanıldığı görülür.

Denizcilerde çapa, ilim erbabında hokka divit,  eğitimcilerde kitap, askerlerde Osmanlı arması, yeniçeri arması, top, tüfek işlendiği görülmektedir.

Mezar Taşları üzerinde görülen en önemli sembollerden biri de tasavvufi sembollerdir. Kabartma halinde kitabenin hemen üzerinde ya da ilk  satır arasında kendilerine yer bulan Nakşi, Kadiri, Mevlevî v.s. tarikat taçlarının başlık olarak kullanılmayıp kabartma olarak işlenmesinin birkaç sebebi olabilir. Bunlardan ilk akla geleni sütun şeklinde olan taşlara başlık konulmamasıdır. İkincisi ise şahsın dervişliğini değil de vazifesini vurgulamak için başlıkta vazifesine uygun bir serpuş kullanılıp mensubiyetinin kabartma olarak işlenmesidir.  Üçüncüsü de mevtanın derviş değil tarikatın muhibbi olduğunun belirtilmesi isteği olabilir.

Mezar taşlarımızda yer alan ağaç, meyve ve çiçek süslemelerinin tamamının cennet tasviri olduğundan şüphe yoktur. Bu halleriyle bitkisel semboller aynı zamanda mevtanın cennet bahçelerinden bir bahçede yatması niyazıdır. Osmanlı mezar taşlarında kullanılan bitkisel motifleri şöyle sıralayabiliriz:

Ağaçlar

Hayat ağacı: Orta Asya kökenli bu ağaç en yaygın kullanılan ağaç motiflerinden biridir.

Servi ağacı: Elif harfi gibi uzun ve düz olduğundan vahdetin sembolüdür. Serviler rüzgarda sallanırken çıkardığı “Hu, Hu” sesiyle Allah’ı zikrettiğine inanılır. Yalnız Osmanlı’da değil hemen bütün Akdeniz kültürlerinde servi mezarlık ağacı olarak kullanılmıştır.

Hurma ağacı: Kabirde yatan kişinin hacı olduğuna işaret eder. Bol meyveleriyle canlılığı ve bereketi temsil eder.

Asma: Asma da tıpkı hurma ağacı gibi bolluk ve bereketi temsil eder.

İlginizi Çekebilir  Zemzem'il Hassa (k.s.)

Çiçekler

Lale: Ebced hesabıyla rakam değeri Allah ve hilal kelimeleriyle aynı olduğu için kutsiyetine inanılır.

Gül: Mezar taşlarında gerek şahide (baş) taşlarında gerekse ayak taşlarında ve başlıklarda sıkça kullanılan gül, Hz. Peygamber’in remzidir.

Sümbül: Halvetîliğin Sünbüliye kolunun sembolüdür.

Meyveler 

Meyve sembolü ölümsüzlüktür. Zira dünya hayatının meyvesi ebedi cennet hayatıdır. Meyve geleceğin tohumunu da bünyesinde barındırır. Mezar taşlarında meyve tabağı içinde yer alan nar, armut, incir, üzüm erik kayısı ceviz limon hurma gibi meyveler hayat, bolluk ve bereketi temsil ederler. Bitkisel modflerin dışında kullanılan bazı sembolleri ise şöyle sıralayabiliriz:

Kandil: Anadolu mezar taşlarında çok görülen bu motif, mevtanın yolunu aydınlatıcı olarak  düşünülmüştür.

Geometrik motifler: Kökü Orta Asya’ya bağlanan bu motifler kendi içlerinde sonsuzluk ve süreklilik gösterdikleri için Allah’ı hatırlatırlar

Hançer: Eyüpsultan’da birkaç örnekte gördüğümüz hançer motifi dünyayla ahireti birbirinden ayıran ölümü tasvir etmektedir. Eğer çocuk mezarları üzerinde görülürse bu genç yaşta hayattan ayrıldığını sembolize eder.

Osmanlı Devleti’nde özellikle XVIII. asnn sonu XIX. asrın başı itibariyle moda olan batı tarzı sanat anlayışı, kitap süsleme sanatından mimariye, musikiden mezar taşlarına kadar her alanda etkili olmuştur. Barok ve rokoko kıvrımlar, rumilerin, hatayilerin, geometrik süslemelerin yerini almıştır. Eyüpsultan da yaklaşık 450 seneye yayılan zaman diliminde mezar taşları görülebilir. Son iki yüz yılda daha fazla gömü yapılmasından dolayı son dönem baş tarzı süsleme anlayışı, Eyüpsultan hazirelerinin genel süsleme görüntüsünü oluşturmaktadır. Ancak bu süsleme anlayışı batıdan gelmişse de oradakilerin kuru bir taklidi olarak uygulanmamış, Osmanlı zevki içinde yoğrularak bu medeniyete has bir üslup kazanmışür.

Mezar Kitabelerinin Özellikleri

Mezar taşları, yapıları, sembolik ifadeleri, süslemeleri ve bulunduğu beldeye kattığı anlamlarının çok daha ötesinde kabirde kimin yattığının tespiti ile hazireye gelen ya da yanından geçenlerden bir Fatiha istenmesi için yapılmışlardır. Bu en temel özelliği yerine getirecek unsur olan kitabeler, yoldan geçenlerin görebileceği gibi konumlandırılmış, hele Eyüpsultan gibi her gün çok sayıda insan tarafından ziyaret edilen bir yerde bu ayrıntıya daha çok dikkat edilmiştir. Hz. Halid b. Zeyd Eba Eyyüb el-Ensarî’nin ayak ucuna gömülmek isteğinden dolayı Mihrişah Valide Sultan hazireleri ağzına kadar dolmuştur. Hatta öyle ki bazı yerlerde iki kabir arasından zor geçilmektedir. Böyle durumlarda şahide ve ayak taşları ile lahdin bütün cephelerinin yazı alanı olarak kullanıldığını, şahide taşlarının rahatça görülebilmesi için taşın yönünün de değiştirilerek kullanıldığını görmekteyiz. Şayet böyle bir mecburiyet yoksa ve kabir rahat bir konumda ise o zaman genel olarak uygulanan metod kitabeyi şahide taşının ön yüzüne hakketmektir. Yazının uzunluğu mezar taşının büyüklüğünü de belirlemektedir. Bu hususta taş ustalarının hattatlarla istişare ederek karar verdiği düşünülebilir. Uzun edebî metinlerde şayet şahide taşı yuvarlak seçilmemişse metnin bir özeti yan cepheye hakkedilir, çok daha uzun metinlerin ise ayak taşlarına veya lahit üzerine kaydırıldığı görülmektedir. Mezar kitabe metinleri genel olarak şu bölümlere ayrılırlar:

Bu tasnif kati değildir. Elbette bu tasnifin dışında taşlar da mevcuttur. Nesir veya nazım, kitabeler hangi biçimde yazılırsa yazılsın temel olarak bu tasnife uyarlar.

İlginizi Çekebilir  Öksüz Dede - İzmir

Serlevha kitabenin ilk cümlesidir. Allah’a imanın, O na teslimiyetin ve O’ndan başka herşeyin faniliğini ziyaretçilere hatırlatan bu cümleler, dünya uğraşına dalmış mümin gönülleri kabustan ziyaretlerinde her daim ikaz ederler. Genellikle ayet ve Hadis-i Şerifler’den seçilen bu ibareler çok çeşitildirler. Allah’ın isimleri, tasavvufi kelimeler veya ayrılık acısını ifade eden kelimeler serlevha olarak işlenmiştir. Hazirelerimiz tespit edebildiğimiz 61 farklı serlevhayı barındırmaktadır. Bunların şüphesiz en meşhuru Hüve’l-Baki’dir (Baki O’dur). Hüve’l-Hallaku’l-Baki, Hüve’l-Hayyu’l-Baki, Hüve’l-Hayy, Ah mine’l-mevt, Allah Hu, Hu Hüve’l-Baki den sonra en sık görülen serlevhalardandır. Hu, Ya Hu, Allah Hu şeklinde yazılan serlevhalar tarikat mensublarının kabirlerinde görülürler.

Kimlik, Serlevhanın altından başlayan ilk satırlar mevtanın kimlik bilgilerini ihtiva eder. Şahsın adı, memleketi, ebeveyn veya eş adı, ait olduğu aile-sülale adı, mesleği, ailevi durumu, ölüm sebebi, tasavvufi  mensubiyeti v.b. şahsi bilgileri kitabenin ilk satırından başlayarak son bir veya iki satıra kadar olan satırlarda bulmak mümkündür. Bu bilgiler düz yazı olarak yer alabileceği gibi şiir diliyle de kıtalara yedirilmiş olarak yer alabilir. Mezar taşlarında sıkça  gördüğümüz bazı şiirsel kalıp ifadelerin kimlik kısmında öncü bir dörtlük gibi yazıldığı taşların sayısı  hiç de az değildir. Seri imalat olduğunu tahmin ettiğimiz bu taşlarda kimlik kısmı bu kıtalardan sonra  gelmektedir

Dua , Kitabe metni dua cümlesi veya cümleleriyle sona erer. Düz yazılarda bu cümleler en klasik örneğiyle Ruhiçün Fatiha şeklinde görülür. Bu kısa dua farklı varyasyonlarıyla sıkça kullanılmıştır: ”Ruh-ı şerifiçün el-Fatiha, Ehl-i iman ervahicün ei-Fatiha, Rızaen lillahi’l-Fatiha, Ve kaffe-i ehli iman ervahına rızaen lillahi’l-Fatiha.”

Tarih , Mezar kitabelerinde tarih iki şekilde verilir; rakamla ve rakam-ebcedle. Rakamla verilen tarihler gün-ay-yıl, ay-yıl veya yalnızca yıl şeklinde olabilirler. Mezar taşları incelendiğinde tarihi gün-ay-yıl olarak kaydetmenin XIX. yüzyılda yagınlaştığı anlaşılmaktadır. Bazen vefat günü de belirtilir. Kitabelerde kameri aylar için bir kodlama sistemi geliştirilmiştir. Buna göre Muharrem: mim, Safer: şad, Rebiülevvel: ra-elif, Rebiülahir: ra, Cemaziyelevvel: cim-elif, Cemaziyelahir: cim, Receb: be, Şaban: sin, Ramazan: nün, Şevval: lam, Zilkade: zel-elif, Zilhicce: zel harfleriyle remzedilmiştir. Bunun yanında ”evail” ayın ilk on günü için, ”evasıt” ayın ikinci on günü için, “evahir” de ayın son on günü için kullanılan tabirlerdir. “Gurre” ayın ilk günü, “selh de son günü anlamındadır.

Osmanlı toplumunda İslami takvim yani kameri-hicri takvim kullanılmaktaydı. Osmanlının son asrına gelene kadar devam eden bu geleneğe son dönemde mali-rumi takvim de ilave olmuştur.

“8 R.Evvel  1314

5 Ağustos 1313

Yevmi Pazartesi

Örneğinde görüldüğü gibi özellikle son dönem taşlannda hicri tarihin yanına rümi tarihte eklenmiştir.

Ebced-rakam birlikte yazılan tarihler genellikle şiir kitabelerde görülür. Ebced de her harfin bir rakamsal değeri vardır. Ebcedle tarih düşürme de  yazılan kelimeleri oluşturan harflerin rakamsal olarak toplamı istenilen sayıyı verir.  Zor ve hüner gerektiren tarih düşürme yalnız kitabelerde değil aynı zamanda kitap adları, doğum, ölüm günleri ve tarihi olaylarda da kullanılmıştır.

 

Kaynaklar ; Eyüpsultan’da  Taşa işlenen Medeniyet , Ömer Faruk Dere , İstanbul Büyükşehir Belediyesi yayınları.