Ebul Hasan Ali Şazeli (k.s.)

tarafından
206
Ebul Hasan Ali Şazeli (k.s.)

Ankara –

İsmi; Ali b. Abdullah, künyesi; Ebu’l-Hasan, lakabı; Nureddin, nisbesi; Şazeli. Babasının adı; Abdülcebbar. Kimi rivayetlerde İspanya’nın Septe civarında Gammara Nahiyesi köylerinden birinde, kimilerinde Tunus, Cebelzafran civarında bulunan Şa­zila’da 593/1197 tarihinde doğmuş ve Şazeli nisbesini de oradan almış. Defalarca hacca giden büyük mürşid, son haccında Yukarı Mısır çölünü geçerken Homoysi­ re’de fena alemine göçmüştür. (656/1258) Türbesi halen ziyaretgahdır.

Şazeli Hazretleri daha çocukluğunda ilme aşık bir insan idi. Gençliğinden itibaren büyük bir aşk ve zevkle kendini okumaya verdi. Bundan dolayı gözleri görmez oldu. Her şubesinde söz sahibi olduğu dini ilimleri memleketinde ikmal etti. Devrin büyük alim ve sufilerinden olan Necmeddin İsfehani, Abdüsselam İbni Meşiş gibi zatların sohbetlerinde bulundu.

Kendisinin Şazeli meşreb olduğunu söyleyen, şahsi hayatlarında benzerlik ve irşad anlayışlarında uygunluk olan Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi Hazretleri O’nu: “Evli­yanın her birinde hususi birer mazhariyet vardır. Bu cümleden, ilminin kuvveti ve varidatta Ali b. Hasan eş-Şazeli.…” diye tavsif etmiştir.

İslam’ı tebliğ ve insanları irşad etmek için Tunus, Mısır ve Suriye’ye seyahatlar­ da bulundu. Bir ara İskenderiye’ye yerleşti. Kahire’de bulunduğu sırada dünyanın ilk üniversitesi olan Ezher’de devrin en bü­yük ilim adamlarına ders okutmuştur. Bu alimler arasında İbn Hacib, İbn Abdisse­lam, İbn Dakik gibi hala eserleriyle tanınan şahsiyetler vardır. Hazreti Şeyh bu tale­belere özellikle “Şifa” ve “İbn Atiyye” okutmuştur.

Ezher’in yüzyıllar boyu Ehl-i Sünnet inancına bağlı kalması ve bu görüşleri yay­maya çalışan bir ilim ve irfan merkezi olmasında Şazeli Hazretlerinin payı inkar edile­mez. Bir taraftan ilim okuturken diğer taraftan da gösterişten uzak adab, erkan ve kıyafete takılmadan iman, ahlak ve aşk üzerinde duruyor, irfan pınarlarından insanlara içirmeye çalışıyordu. İlim ve irfanını duyanlar halka halka hizmetine koşuyor tefey­yüz ediyorlar, Afrika’nın İslamlaşmasını sağlıyorlardı.

İlginizi Çekebilir  Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi

Afrika’da Murabıtlar’la başlatılan İslamlaştırma hareketi Muvahhidler -ki başkanları bir sufi olan İbn Tumart’tır- ile devam etmiş en parlak noktasına ise Tlemsenli Şeyh Ebu Medyen vasıtasıyla ulaşmıştır. Ebu Medyen, Ebu Hasan Şazeli‘nin şeyhinin şeyhi olduğu gibi aynı zamanda İbn Arabi’nin de mürşididir.

Şazeli Hazretleri dinin zahiri ahkamına titizlikle riayet eder ve bütün bağlılarının da aynı hassasiyeti göstermesini ısrarla isterdi. İnsanları kurtaracak yegane kayna­ğın Kur’an ve sünnet olduğu üzerinde durur, bu iki kaynağa uymayan ya da muhalif olan her türlü hareketten sakındırırdı. Bu mevzuya işaret için şöyle diyor: ‘ Elde ­ ettiğin bir keşif hali ki; kitap ve sünnetle çelişti. Derhal o keşfi bırak, Kitab’a ve Sünne te sarıl…”

Talebe ve müridlerine özellikle Gazali’yi incelemelerini tavsiye ederek “İhya” ve “Kutu’l-Kulub”un tetkik edilerek esaslarının uygulanmasını isterdi.

Taraftarlarının tabii meşguliyetlerini bırakarak daimi bir zühd ve halvet hayatı yaşamalarını reddeder, mümkün olduğu takdirde günlük tabii meşguliyetler ile dini amellerini birleştirerek bağlı bulundukları iş ve çalışmalarını takip etmelerini, sosyal hayattan kopmamalarını isterdi. O’na göre ibadet hayat değil, hayatın ibadet olması asıldı. “Bizim bu yolumuz, ruhbanlık yolu değildir. Hatta ne arpa ekmeği yiyerek ge­ çinmektir, ne de hurma ile doymak. Bu yol; ancak hidayeti bulabilmek için, emirlere ve yakin haline sabırla devamdan ibarettir” derdi.

İlginizi Çekebilir  Taşkesenli Şeyh Muhammed Sırrı Efendi

Pejmürde kılıklı bir sufi ziyaretlerine gelmişti. Şeyhin gayet temiz ve muntazam giyinişini kastederek: “Bu elbiseler içinde Allah’a nasıl ibadet ediyorsunuz?” diye sor­du. Cevap verdiler: “Benim elbisem insanlara “ben zenginim, sizden birşey istemem” diyor; seninki ise, “fakirim, bana bağışta bulunun” diye, bağırıyor” diyerek tabiiliği sa­vunuyordu.

Eserleri
Büyük risaleler telif etmemiş fakat, kendisine bir çok hikmetler ve evrad atfedil­miştir. Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi Hazretleri derlediği üç ciltlik “Mecmuatü’l­ ahzab” adlı dua kitabının ilk cildini Şeyh’in virdlerine ayırmıştır.
Şazeli tarikatının beş temeli şöyledir:
1. Zahir ve batında Allah’dan korkmak,
2. Söz ve davranışlarda hadislere sarılmak,
3. Musibet ve felaket anında insanlardan bir şey beklememek,
4. Büyük küçük bütün işlerde Allah’a teslim olmak,
5. Sevinç ve kederde Allah’a sığınmak,

Hicri 8. asırdan beri Kuzey Afrika’nın hakim tarikati olmuş, Osmanlı’nın son za­manlarında İstanbul’a gelmiş ve burada üç adet tekkeye sahip olmuş olan Şazelilik di­ğer İslam beldelerinde yayılmamıştır.

Şeyhin en büyük halifesi, tarikatın ikinci büyük şahsiyeti, Ataullah İskenderi Haz­retlerinin de şeyhi olan Ebu’l-Abbas Mürsi Hazretleridir. En büyük temsilcilerini Mısır’da yetiştiren tarikat, gerek kendi içinde, gerekse Kuzey Afrika’nın ikinci etkin tarikatı olan Kadriyye ile birleşerek çok sayıda kollara ayrıldı.

İlginizi Çekebilir  Kastamonu Evliyaları - Harita

Tarikatın Osmanlı’nın son dönemlerinde etkin olduğunu II. Abdülhamid’in bu ta­rikatın Şeyhi Zafir Efendi‘ye intisab etmiş olduğundan anlıyoruz.

Ayrıca Kuzey Afrika’daki sömürge devletlerinin istiklal mücadelelerinde de mü­him rol oynadılar. Avrupa’da Rene Guenon, Ebubekir Siraceddin, Abdülkadir Sufi gibi ihtida etmiş çağdaş muharrirlerin bu ekole mensup olmaları günümüz ihtida olaylarında da en etkin ocağın Şazeliye olduğunu göstermektedir.

Sözlerinden
– Dünya ve ehl-i dünyadan gönül rabıtasını kesmeyen, velayet rayihasını koklaya­maz.
– Tarikata dahil olmak istersen; herşeyin Allah’dan olduğunu kalben hıfz edip, li­sanen halk ile muamelede olduğunu izhar eylemelisin.
– Dua edince muradına ereceksin diye değil, sevdiğinle mükaleme ettin diye sevin.
– Sakın, elinden biri tutmadıkça; yükselmeye heveslenme. Sonra ayağın kayar. Yuvarlanır, düşersin.
– Hz. Rasulullah (S.A.V) Efendimiz’in cemali bir dakika gözümden kaybolsa, ken­dimi müslüman saymam.
– Arif ol da nasıl istersen ol. İnsanların şerrinden kaçtığın gibi hayrından da öyle kaç. Çünkü, onların hayrı kalbine, şerri ise bedenine isabet eder. Kalbe isabet eden ise, elbette be_denine isabet edenden daha zararlıdır. İnsanlara ikramı arzu et. Onla­ rın ikramını isteme.
– Uğursuzluğu olmayan yolu bulmak istersen; dilinde Fark, kalbinde Cem’olsun.

.

Kaynak ; Büyük İslâm ve Tasavvuf Önderleri, Vefâ Yayıncılık, s.503-506, İstanbul 1993. İlim ve Sanat Dergisi.