Şeyh Abdülbaki Efendi, İskilip’te (Acem Alisi) denmekle maruf akıllı, secaetli, dindar, gayet zeki bir zatın oğludur. Babasına Acem Alisi denmesindeki sebep, İstanbul’da Mustafa Paşa tekkesinde zahir ve batın ilimlerine ve sırlarına vakıf alim Şeyh Hasan Efendi’nin halifelerinden olup Baki Efendinin oğlu Baki Zade Mehmet Çelebi Efendi, Acem ve Rum diyarında namlı bir pehlivan güreşçi olup Çorum sancağına gelince hangi pehlivan ile güreşti ise yenmiştir. İstanbul’a gitmek üzere iken pehlivan Ali ile güreştiklerinde Acemi yenip ol nam ile meşhur oldular. Abdülbaki Efendi dahi güreşçilik hassasına vakıf olup güreş etmeye heves etmeyip, ilim ve fen tahsiline hayatını vakfetmiş ve İstanbul’a giderek İstanbul’un tanınmış ilim adamlarında akli ve nakli ilimleri tahsil etmiştir. Bu sırada gözlerine bir hastalık
gelmiş ve bir gözü kör olmuştur. Hatta Şaban Efendi’ye intisab ettiği vakit Şaban-ı Veli “eğer bizim Abdülbaki’nin bir gözü dahi açık olsaydı, kitaplardaki en ince manaları mütalaa ederken kitapları delip öbür tarafa geçerdi” buyurmuştur.
Kendisine aşkı ilahi tecelli ettiği vakitte bir mürşidi kamile bağlanmak arzusu hasıl oldu. Rumelinde Bali Efendi, Anadolu’da Şaban Efendi bu zatlardan hangisinin hizmetine yüz sürsem diye tereddüt halinde iken bir kaç kere Şaban Efendiye
gitmek için içinde bir arzu hasıl oldu. Kendisi aşık meşrep ve meczup bir salik olarak Şaban-ı Veli’ye gitmeye karar verdi. İstanbul’dan kalkarak Kastamonu’ya müteveccihen yola çıktılar, günlerce yolun yorgunluğunu çekerek ve yürüyerek
Kastamonu’ya geldiler ve doğruca Hisarardındaki Şaban-ı Veli Hazretlerinin kametgahlarına varıp ellerini öperek istimdatta bulundular. Şaban Veli isimlerini sorduklarında ”Abdulbaki cevbını verdi. Şaban-ı Veli ;”maarife ve kemalata erişmelerine işaret için ismin müsemmaya tesiri vardır, inşallah Hak yolunda bulundukça hakikaten Abdulkadir olursun” buyurdular.
Yıllarca Şaban-ı Veli’ye hizmette bulundular. Yine bir gün Şaban-ı Veli “sen zahir ve batın gibi iki ilim ile alim ve arif olacaksın, yüksek makamlara çıkacaksın, balı yağa katacaksın” diyerek Abdülbaki Efendinin kemal ehli olmalarına işaret etmişler ve kendisine Şeyhlik payesini vererek Çorum halkını tenvir ve irşat için Çorum’a göndermişlerdir.
Şeyh Hayrettin Efendinin vefatı üzerine dervişler bir yerde toplanarak Abdülbaki Efendi zahiri ve batıni ilimlerle kamil bir zattır. Şaban-ı Veli’nin seccadesine bundan daha münasip bir kimse yoktur diyerek Çorum’dan Abdülbaki Efendiyi Şaban-ı Veli tekkesine getirmişlerdir.
Abdülbaki Efendi Cuma günlerinde ve Cuma gecelerinde Kuran-ı tefsir ederek halka vazı nasihata başlamışlar ve şehrin üleması da bu kuvvetli ilim adamının nasihatlarını dinlemeğe ve istifade etmeğe çalışırlar ve bazıları da azize derviş olurlardı.
Abdülbaki Efendi, yalnız Kastamonu’da değil, Anadolu vilayetlerinde de ilmi şöhreti ve kemalatı ile tanınmış keraman zahir bir zat imiş. Abdülbaki Efendi,hem memleketine sıla yapmak ve hem de dervişleri ile görüşmek üzere İskilip’e gitmişlerdir.
İskilip’de ikametleri esnasında hastalanmışlar ve orada hayata gözlerini kapamışlardır. Kabirleri îskilip’dedir. Abdülbaki Efendi 11 yıl Post’da kalmış ve 1589 M. yılında vefat etmiştir.

[toggle title=“Kaynaklar load=”hide”] Hz. Pir Şeyh Şaban Veli , Fazıl Çifçi , Şeyh Şaban Veli Kültür Vakfı , 2014
Halvetilik ve Şabaniye Kolu , Abdulkerim Abdulkadiroğlu , Kastamonu Şeyh Şaban Veli derneği ,1991
Şabaniyye Silsilesi , İbrahim Has , Sahaflar Kitap Sarayı , 2006
Kastamonu Camileri ve Türbeleri , Fazıl Çifçi , Kastamonu Belediyesi , 2012
Kastamonu Evliyaları , Abdulhakim Durma , 2010
[/toggle]

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz