Hace Muiniddin Hasan Çeşti (k.s.)

tarafından
222
Hace Muiniddin Hasan Çeşti (k.s.)

Hindistan

Hindistan’da İslam’ın yayılması bütün tarihçilere göre mürşidler vasıtasıyla olmuştur. Bu mürşidlerin başında özellikle Çeştiyye Tarikatı büyükleri gelmektedir. Ne yazık ki şimdiye kadar bu tarikatın tarihini ciddi olarak araştırıp çalışan olmamıştır. Konuyla ilgili birçok kitap da o büyük mürşidleri, adeta insan üstü ve hep tabiatla çatışan kimseler olarak ele almış, ilmi çalışmadan uzak eserlerdir.

İsmi ve Nesebi
İsmi Hasan, lakabı Muıniddin, Horasan’ın Secez bölgesinde şimdi Afganistan’ın Zahidan şehri yakınlarında bulunan bir yerde 537 /1142’de dünyaya geldi. Baba ve ana tarafından Hz. Hüseyin (r.a) neslindendir. Ayrıca annesi Abdülkadir Geylani (k.s)’nin yeğenidir. 633/1236’da Ecmir’de fanilik alemine veda etti,

Yetişmesi
Hace Muiniddin (k.s) onbir yaşlarında iken babası vefat eder. Malı üç evladı arasında bölünür, bir bağ da Hace Hazretlerine düşer. Bu bağda bulunduğu bir esnada İbrahim Kalender adında bir meczub-i ilahi oradan geçer. Hace Hazretleri onu karşılar, elini öper ve bir ağaç altına otururlar. Önüne bir miktar üzüm kor ise de meczub üzümlere rağbet etmeyip kendi koynundan bir miktar kuru ekmek çıkararak dişiyle bir parça koparıp kendi eliyle Hace Muiniddin‘in (k.s) ağzına kor. Hace Hazretleri, o lokmayı yer yemez kalbinde nur-u ilahi coşmaya başlar ve gönlünden dünya sevgisi çıkar. Bütün mallarını fakirlere dağıttırarak marifet-i ilahiyye’yi kazanmak için seyahata çıkar. Evvela Semerkand’a giderek orada Kur’an-ı Kerim’i hıfzeder ve zahiri ilimleri ikmale koyulur. Devrin bütün ilimlerini tahsilden sonra, Nişabur’un Harun semtinde Şeyh Osman Haruni‘ye (618/1221) intisab eder. Senelerce hizmet ettikten sonra tarikat hırkasını giyer. Buradan Bağdat’a doğru yola çıkar. Sincan adlı bir kasabada Necmüddin Kübra (k.s} ile görüşür. Oradan Cudi Dağı taraflarına giderek Abdülkadir Geylani (k.s)’nin sohbetlerine katılır, oradan da Geylani Hazretleri ile Bağdat’a gelirler. Burada Ziyaüddin Sühreverdi, Şihabüddin Sühreverdi, Evhamüddin Kirmani Hazeratı ile görüşüp sohbetlerinde bulunur. Hemedan’da Yusuf Hemedani (k.s), Tebriz’de Celaleddin Tebrizinin tarikat piri Şeyh Ebu Said Tebrizi, İsfehan’da Mahmud İsfehani, Esterabad’da Ebu Said el-Hayr ve Nasıruddin Esterabadi ile, Kazvin’de de Şeyh Abdülvahid Gaznevi ile görüşür.

İlginizi Çekebilir  Piremir Sultan (k.s.)

Hac için Medine’ye gittiği bir sırada rüyasında Peygamber Efendimiz (s.a.v)’i görmüş ve şu hitaba mazhar olmuştur. “Hindistan Cenab-ı Hak tarafından senin için saklanan bir emanettir. Sen oraya git ve Ecmir’de yerleş. Allah (c.c)’ın inayetiyle senin ve senin yolunda gidenlerin gayretleriyle İslam o topraklarda yayılacaktır.” Bu emre derhal uyan Hace Hazretleri, Hindu hakimiyeti altında ve tamamen putperestlerin mesken tuttuğu Ecmir’e yerleşir. (561/1186)

İrşad Çalışmaları
Moğollar’ın Buhara, Semerkand, Rey, Hemedan, Kazvin, Merv, Nişabur- Harzem ve nihayet Bağdat gibi İslam kültür ve medeniyetinin beşiği olan şehirleri yakıp yıkması ve adeta eski medeniyetin mezarı haline getirmesiyle birlikte, buralarda yetişmiş olan birçok gönül eri kendilerine yeni irşad bölgeleri aradılar. Bir kısmı Anadolu’ya bir kısmı da Hindistan’a yöneldiler. Bu ulu erlerin üstün cesareti, yüce ideali ve iman gayretleri neticesinde, Anadolu ve Hindistan topraklarındaki binlerce, onbinlerce insan İslam’la müşerref oldu. Hindistan Yogizm ve İlhamcılığın merkezi durumunda idi. Ağır riyazatlarla bir takım harikulade haller gösteren insanlar, bir anda kendilerini Firavun’un sihirbazları gibi hissettiler.

İlginizi Çekebilir  Evrenos Dede

Hace Muinuddin (k.s) yaptığı vaazlarla kısa zamanda etrafındakilerin küfür karanlıklarından hidayete kavuşmalarına vesile oldu. Şöhreti kısa zamanda yayıldı. Hindular İslam’a akın akın girdiler. İslam idaresinin Hindistan’da yerleşmesine zemin hazırlanmış oldu. Böylece Hindistan; alimler, veliler diyarı, İslam ilimlerinin ve dini ilerlemelerin yurdu halini aldı.

Tarikatı
Tarikatın Çeştiyye ismi almasının sebebi, Tarikat pirlerinden olan Hace Ebu İshak Şami Hazretleri‘nin Horasan’ın Çeşt köyünden olmasıdır. Hindistan’da İslam’ı yayma ve tebliğ etme prensibi üzerine kurulan tarikatın silsilesi Hz. Hace Muiniddin Hasan Çeşti, Hz. Hace Şeyh Osman Haruni, Hz. Hace Hacı Şerif Zindani, Hz. Şah Sincan, Hz. Hace Ahmed bin Mevdud Ceşti, Hz. Hace Mevdud Çeşti, Hz. Hace Yusuf b. Sem’am, Hace Ahmed Abdal Çeşti, Hz. Şeyh Ebu İshak Şami, Hz. Şeyh Uluv-i Dineveri, Hz. Hace Hureyre Basri, Hz. Hace Huzey­ fetu’l-Merlaşi, Hz. Sultan İbrahim b. Edhem, Hz. Fudayl b. İyaz, Hz. Hace Abdül­ vahid b. Zeyd, Hz. Hasan Basri kanalıyla Hz. Ali (k.v) Efendimize ulaşır.

İlginizi Çekebilir  Şeyh Seyfeddin Faruki (k.s.)

Hace Muiniddin Çeşti Hazretleri, daha hayatta iken Ecmir şehri Hindistan’ın idare ve saltanat merkezi olma özelliğini Delhi’ye kaptırır. Büyük mürşid, Delhi’de kendine vekillik yapmak üzere en büyük halifesi Hace Kutbuddin Bahtiyar Kakiyi tayin eder. Kendisi ise Ecmir’de oturmaya devam eder.

Hindistan Meşayıhı ara ında İmamuttarik olarak bilinen Hace Muiniddin Hazretle­ri‘nin tarikatı olan Çeştiyye, Hindistan ve Pakistan bölgesinin hakim tarikatı olur. Ni­tekim lakabı olan “Aftab-ı-Mulk-i Hind” (Hind ülkesinin Güneşi) bunu göstermektedir. Zamanla eski gücünü kaybetse de geçen asrın başlarında Nur Muhammed tarafından yeniden canlandırılmıştır.

Günümüzde en etkin tarikatlardan olan Nakşi Halidiliğin Çeştiyye prensiplerine de aynı zamanda sahip olması, Çeştiliğin tekrar tanınmasına ve yayılmasına vesile ol­ muştur. Tarikatın üç temel esası “deniz gibi cömert, güneş gibi tatlı, toprak gibi alçak gönüllü” olmak şeklinde özetlenmiştir.  Sema ve musikiye önem veren tarikatın tekkelerinin misafirperverliği çok meşhurdur.

Tarih boyunca tarikatın ileri gelenleri zamanın akışını değiştirrmek ve devrin ahva­lini düzeltmek için bütün güçleriyle çalışmışlardır. Diktatör idarecilerin yüzüne karşı hak sözü söylemekten, onların yanlış gidişatına karşı koymaktan ve onlara güzel tav­siyelerde bulunup, memleketi güzel idare etmeye yöneltmekten sakınmamışlardır.

Nizamiyye ve Sabiriyye adında iki kolu olan tarikata yön veren temel kitaplardan biri Sühreverdi (k.s)’nin “Avarifu’l-Maarif”idir.

Kaynak ;  Büyük İslâm ve Tasavvuf Önderleri, Vefâ Yayıncılık,( Yazan Necdet Yılmaz) s.503-506, İstanbul 1993. İlim ve Sanat Dergisi.