Fatih Camii Haziresi

tarafından
230
Fatih Camii Haziresi

 

Fatih semti İstanbul’un en eski yerleşim yerlerinden biridir. Bizans ve daha öncesinde de bu bölgenin önemli bir yerleşim yeri olduğu kaynaklarda zikredilmektedir.  Semte adını veren Fatih Camii; Sultan II. Mehmed (Fatih) tarafından fetihten sonra Havariyyun Kilisesi’nin kalıntıları üzerine inşa edilen ilk selatin camiidir.  1766 İstanbul depreminde büyük hasar gören cami, Sultan III. Mustafa tarafından yeniden yaptırılmıştır.

“İstanbul’daki selatin camiilerinden, Fatih, Bayezid ve Süleymaniye camilerinin gerçek birer mezarlığı vardır.” 19. yüzyıla gelinceye kadar bu camilerin hazirelerine sivil defin yapılmıyordu. Osmanlı toplumu için 19. yüzyıl birçok açıdan değişimlerin yaşandığı bir dönemdir. Mezarlık kültürü de bu değişimden kendine düşen payı almıştır. En köklü değişim ise, üst tabakadan olanların hazirelere gömülmesiyle yaşanmıştır. Daha önceleri şehrin muhtelif yerlerinde türbe ve küçük hazirelere rastlanırken 19. yüzyıl ortalarından itibaren bu anlayış değişmiş, II. Mahmud Türbesi Haziresi, Abide-i Hürriyet çevresinde Jön Türk liderlerinin mezarlıkları oluşmuştur. Bu tarihten itibaren cami hazîrelerine daha çok defin yapılmaya başlanmıştır.

Fatih Camii’nin kıble tarafında; Çorba kapısı ve Türbe kapısı arasında kalan, Nakşidil Sultan Türbesi’ni ve küçük külliyesini de içine alan hazirenin teşekkülü, bu sahaya 1194/1780’den sonra yapılan definlerle başlamıştır. Bu saha duvarlarla çevrilerek kapalı bir alana dönüştürülmüştür. Duvarların arasındaki lokma demirli pencereler, insanların hazireyi görmesini sağlar. Burası akşamları aydınlatıldığı için gece vakti civardan geçenlere çok güzel ışık oyunları sergiler.

Hazire, Münire Sultan Türbesi’nin hemen yanından başlayan ve Nakşıdil Sultan Türbesi’nin girişinin sol tarafında kalan binaların arkasındaki duvarla ikiye bölünmüştür. Nakşıdil Sultan Türbesi’nin ön kısmına; saraya mensup erkek, kadın ve çocukların defnedilmesi, hazireye en eski definlerinin burada başladığını gösterir. Sahanın hazireye dönüşmesi, definlerin az sayıda olması sebebiyle zaman içerisinde olmuştur. Oluşumu hızlandıran en önemli sebep saray mensupları dışındakilerin de hazireye definleri olmuştur. Hazireye defin için saraydan yani padişahtan izin almak gerekiyordu. Fatih haziresi, Konstantaniyye fatihinin mübarek naaşlarının sırlandığı mahal olarak son dönem Osmanlı ilim, siyaset, sanatkar ve idarecilerinin gömülmeyi arzu ettikleri bir yer olmuştur.

Kapıkuleli Mühendis Seyyid Hasan tarafından hazırlanmış 1815 tarihli “Su Yolu” haritasında caminin sağında ve solunda külliye binaları yer almaktadır. Kıble tarafının ağaçlık bir alan olduğu ve bu alanda herhangi bir yapı ve mezarlığı hatırlatan bir şey olmadığı görülmektedir.

Sultan II. Abdülhamid Han’ın Yıldız Sarayı Fotoğraf Koleksiyonu’nda yer alan 1873-1890 tarihleri arasında çekilmiş olduğu kayıtlı bir fotoğraf elimizdeki en önemli belselerdendir. Münire Sultan Türbesi’nin ön tarafindan çekilmiş olan foto§rafta hazirenin orta kısmında şebekeli bir mezar göze çarpar. Fotoğraf çok dikkatli incelendiği zaman ağaçlann arkasında camiye yakın kısımda üstüvanî mezar taşı ile Fatih’in Türbesi’nin hizasında bir iki mezar taşı dikkatimizi çeker.

Kapıkuleli Mühendis Seyyid Hasan’ın haritasında görülen agaçların bu ağaçlar olması kuvvetle muhtemeldir. Ağaçlar meyve ağaçlarına benzemektedir. Hazire bu tarihlerde daha çok meyve bahçesini andırmaktadır. Mezarlık simgesi olarak bilinen serviler dikilmemiştir bile. Yalnız hazire dışında Fatih’in türbesi ile cami arasında büyük bir servi dikkati çekmektedir. Hazirenin içinde yer alan ve Mimar Kemaleddin tarafından inşa edilen Gazi Osman Paşa Türbesi de fotoğafta yer almıyor. Osman Paşa’nın Türbesi 1900’de inşa edildisine göre, türbenin bulunmaması da fotoğrafın bu tarihten önce çekildiğini gösterir. Bu fotoğraf hazireye definlerin 1870’lerden sonra yapıldığı hakkındaki kanaatimizi desteklemektedir. Ayrıca hazirede yer alan taçlar üzerindeki vefat tarihleri de bu fikri güçlendirmektedir.

1875 tarihli taş baskısı haritalardan faydalanılarak 1964’te İstanbul Belediyesi tarafından hazırlanan haritada Nakşidil Sultan Türbesi’nin önünde yer alan kısımda bir grup mezarın olduğu görülmektedir.  Bu haritadan hareketle Fatih’in Türbesi’nin önünde yer alan kısma henüz defin yapılmadığı kanısına varabiliriz. Yapılıyorsa bile çok az sayıda olmalıdır. Kısaca bu tarihlere kadar, meydana gelmiş bir hazireden bahsedemeyiz.

 

 

 

 

Fransız topoğraf Jacques Pervititch tarfından 1922 ve 1945 yılları arasında yangın sigortaları için hazırlanan haritalar, eski semtleri, mahalleleri ve caddeleri çok detaylı bir şekilde gösteren haritalardır. Pervititch tarafndan hazırlanmış olan 1933 tarihli ayrıntılı sigorta haritasında, hazire olarak bilinen alanın üzerine yazılmış olan “mezarlık” ibaresinden hazirenin artık teşekkül etmiş olduğu çok açık bir şekilde anlaşılmaktadır.

İlginizi Çekebilir  Tabur İmamı Hasan Uludağ Efendi

 

 

 

Sultan II. Mahmud’un annesi Nakşıdil Valide Sultan için 1233/1818’de inşa edilen türbe, sebil ve sıbyan mektebinden oluşan küçük bir külliyedir. Bu yapılar, Fatih Külliyesi’nin bir parçasi olan Darüşşifa’nın yerine yapılmıştır.  Nakşıdil Sultan tarafından yaptırılan binalar hazirenin teşekkül etmesinde önemli rol oynamıştır. Nakşıdil Sultan’ın içinde medfun bulunduğu türbeyi ve diğer yapıları vefatından önce yaptırmış olduğu kaynaklarda yazılıdır.

Çalışmamızda mezar taşları numaralanırken Fatih Türbesi’nin önündeki mezarlar ile Nakşıdil Sultan Türbesi’nin önünde yer alan mezarlar arka arkaya sıralanmıştır. Numaralanan 425 mezar kronolojik olarak dizildisinde -tarihsiz ve okunamayanlar ayrıldıktan sonra- şöyle bir tablo ortaya çıkmaktadır: Hazirede 3 farklı mezar grubu dikkati çekiyor. Bunlardan biri Nakşıdil’in önünde yer alan mezarlar, ikindsi Gülbahar Hatun Türbesi’nin arkasında ve bekçi kulübesinin yanında yer alan mezarlar ile Fatih’in Türbesi’nin önünde yer alan bölümdeki mezarlar.

Nakşıdil Sultan’ın önündeki hazirede 89 mezar vardır. En eski tarihli olan 1194/1780 en yakın tarihli olan ise 1963’tür. Üst taraftaki hazîrede 322 mezar mevcuttur. Burada en eski tarih 884/1479 olarak görülür. Son defnin tarihi 1983’tür. Yaptığımız araştırmada bu bölüme yakın tarihlerde defin yapıldığı rivayetleriyle karşılaştık. Ancak bunu belgeyen bir taşa rastlamadık.

Fatih Camii haziresinde Fatih devrine ait ve döneminin özelliklerini gösteren mezar taşı bulunmamaktadır. Gülbahar Hatun Türbesi’nin sol tarafında türbeyle duvar arasındaki mezar taşları arasındaki 884 / 1479 tarihli taş, haziredeki en eski tarihli taştır. Gülbahar Hatun Türbesi içinde medfun Fatih Sultan Mehmed Han’ın kızı Şehzade Gevher Han’ın hizmetindeki Nuri Çelebi’ye ait taşın üzerindeki yazı incelendiginde çok sonraları (19. yy) gelişecek olan Nesta’lîk yazıyla yazılmış oldusu görülecektir. Bu taşın nereden geldiği ve ne zaman yazıldığı hususunda bir bilgimiz yoktur. Fakat taşın, üzerindeki tarihe ait özellikler taşımadığı rahatça anlaşılmaktadır. Muhtemelen sonraki yıllarda yenilenmiş olmalıdır. Hazirenin Nakşıdil Sultan Türbesi’nin önünde yer alan bölümündeki taşların daha eski tarihli oldukları dikkati çeker. Hazîrede ilk definler buraya yapılmıştır.

Fatih Türbesi önündeki kısma yapılan ilk defin ise Şeyhülislam Mehmed Refik Efendi’dir. Tarikat, tekkeler ve mezar, taşlarıyla ilgili araştırmalarıyla bilinen Cemaleddin Server Revnakoglu, ilk defin konusunda şunları söyler: “Fatih Camii’nin tarihi haziresi; gül ve karanfil bahçelisinden çıkarılıp, kabristan haline getirildikten sonra buraya ilk defa gömülen insan Şeyhülislam Bosnalı Mehmed Refik Efendi olmuştu. Bu zat bir muharrem ayının sonunda toprağa verilirken kabrinin başında bulunan Cevdet Paşa teessüründen kendisini tutamayarak ağlamış ve şöyle demişti: “Bugün buraya bir fıkıh hazinesi gömüyoruz. Tıpkı bunun gibi, aynı kıymetteki bir kaybın acısını duyarak, ve tahriri hatıralarını ciğerimizde yaşatarak zamanımızın en eski ve kuvvetli bir fıkıhçısını, bir islam hukukçusunu yine böyle ahirete yolcu etmiş bulunuyoruz.”

1288 / 1871 tarihinde yapılan bu defin, saray mensupları dışında hazireye yapılan ilk sivil defindir. Hazireye son olarak 17.10.1983’te İ.Hakkı Müftüoğlu’nun defni yapılmıştır.

Fatih Camii Haziresi; servileri, meyve asaçları, kaplumbağaları, kuşları, böcekleri ve gülleriyle huzurlu bir ortama sahiptir. Hazire, etrafını çevreleyen duvarların içinde nadide ve sanatı mezar taşlarıyla ve her geçen gün artan ziyaretçileriyle bir sanat galerisi gibidir. Fatih Sultan Mehmed’in bu tabloda görülmeyen, ama herkesçe hissedilen ruhaniyetinin ve manevî havasının önemi ve değeri malumdur.

HAZİREDE MEDFUN ÖNEMLİ ŞAHSİYETLER

Fatih Camii haziresinde yatmakta olan zevat, mesleklerine göre 4 ana grupta değerlendirilmiştir. Bu gruplar, Osmanlı devlet teşkilat ve teşrifatını meydana getiren; ilmiye (ulema), tarikat mensupları, seyfiye (askerî zümreler) ve kalemiye (bürokratlar) sınıflarıyla bu sınıfın dışında kalan sanatkarlardan oluşmaktadır.

A . İlmiye Sınıfı Mensupları

İlmiye sınıfı; eğitim, yargı, fetva ve din teşkilatında görev yapan şeyhülislam, nakîbüleşraf, kadıasker, kadı, müderris gibi medrese kökenli kişilerden oluşmaktadır. Daha geniş anlamda Osmanlı ilmiye sınıfı, klasik ve yerleşmiş İslami eğitim kurumu olan medresede usülüne uygun tahsilden sonra icazetle mezun olup eğitim, hukuk, fetva, başlıca dini hizmetler ve nihayet merkezi bürokrasinin kendi alanlarıyla ilgili önemli bazı makamlarini dolduran Müslüman ve çoğunlukla da Türklerden oluşan bir meslek grubudur. Bu sınıf modernleşme döneminde güç ve etki alanlarını nisbeten kaybetmekle birlikte Osmanlı Devleti’nin yıkılışına, hatta Cumhuriyet’in ilk dönemine kadar geleneğini devam ettirebilmiştir.

İlginizi Çekebilir  Ahi Emir Türbesi

Hazîrede ilmiye sınıfından önemli şahsiyetler medfundur: Mehmed Refîk Efendi (şeyhülislam), Kara Halil Efendi (şeyhülislam), Hafız Mustafa Efendi (mevalî-i izamdan), Mustafa Fehmi Efendi (kadıasker), Mahmud Kamil Efendi (kadıasker), Abdullah Sakir Efendi (kadıasker), Ibrahim Edhem Efendi (kadıasker), Hafız Ahmed Necib Efendi (kadıasker), Mehmed Muhiddin Efendi (reisülulema), ulemadan Gürcü Mehmed Şerif Efendi, Hafız Nasuh Efendi, Yusuf Sıdkî Mardinî, Oflu Mehmed Emin Efendi, Dramalı İsmail Hakkı Efendi, Sinobî Ahmed Nazif Efendi, Hasan Hilmî Efendi, Hoca Ishak Efendi, Cemaleddin Efendi (müderris), Mahmud Cemaleddin Efendi (müderris, fakih), Mehmed Said Efendi (medrese hocası), Mehmed Sıdkı Efendi (medrese hocası), Mehmed Hulusi Efendi (mukarrir), Abbas Şükrü Efendi (mukarrir), Osman Efendi (müderris/ dersiam), Manastırlı İsmail Hakkı Efendi (dersiam), Tikveşli Yusuf Ziyaeddin Efendi (dersiam), Mahmud Sabrı Efendi (dersiam), Batumlu Hasan Efendi (dersiam), Priştineli İlyas Efendi (dersiam), Ahmed Şakir Efendi (dersiam), İbrahim Hakkı Efendi (dersiam), Mehmed Şevkî Efendi (dersiam), Derviş Efendi (dersiam), Ömer Efendi (dersiam), Mahmud Es’ad Efendi (dersiam, mebus), Ebubekir Sıdkı Efendi (dersiam), Mahmud Hilmî Efendi (dersiam), Gürcü Ismail Efendi (dersiam), Mehmed Said Efendi (dersiam), Mehmed Salim Efendi (dersiam), Osman Safiyüddin Efendi (dersiam), Dağıstanlı Zekeriya Efendi (dersiam), Mehmed Hamdi Bey (dersiam), Mehmed Hilmi Efendi (dersiam, mukarrir), Halis Efendi (ders vekili), Ahmed Asım Efendi (ders vekili), Hacı Ali Efendi (ders vekili), Ahmed Hamdi Efendi (büyük hoca), Mehmed Nureddin Efendi (müftü), Hasan Efendi (müftü), İsmail Zühdî Efendi (müftü), Hacı Hasan Efendi (şeyhülkurra), Ahmed Şetvan Efendi (muhaddis), Mustafa Efendi (baş imam), Hacı Nazif Efendi (müftü), Mahmud İsameddin Onan Efendi (müftü), Seyyid Fethullah Efendi (müftü), Derviş Efendi (kürsi şeyhi), Mustafa Abdülmalik Efendi (hoca), Abdüssamed İsmet Bey (kadı), Osman Nuri Efendi (kadı), Mahmud Beyefendi (kadı), Kasım Tevfiki Efendi (naib), Hacı Nureddin Efendi (naib), Mehmed Haşim Efendi (naib), ibrahim Burhaneddin Efendi (naib), Osman Nuri Efendi (Mekteb-i nüvvab müdürü).

Bu isimler ilim hayatımızın kıymetli simalarıdır. Osmanlının son dönemin önemli şahsiyetleri ve İstanbul’un en önemli vaizleri hakkında Mahir iz hatıralarında şöyle diyor: “İstanbul’da ulema-yı sitte dedikleri altı büyük alim vardır ki, bunlar şöyle sıralanır: Manastırlı İsmail Hakkı Efendi, Tikveşli Yusuf Efendi, Tokadî Şakir Efendi, Ders Vekili Halis Efendi, Mecelle Sarihi Atıf Bey, Ders Vekili Muğlalı Ali Rıza Efendi.” İz’in zikrettiği bu isimlerden Manastırlı Ismail Hakkı Efendi ile Tikveşli Yusuf Ziyaeddin Efendi Fatih Camii Hazîresi’nde medfundur.

Fatih Haziresi’nde medreseli olmayan Salih Zeki Bey (müderris), Ahmed Salahaddin Bey (müderris/ mebus), Ahmed Mldhat Efendi (yazar, gazeteci, na§ir), Ali Emirî Efendi (müellif, şair), Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi Bey (edib, müverrih), Emrullah Efendi (maarif nazırı), Faika Onan (felsefe ösretmcn’O gibi son devir hoca ve fikir adamlarinin mezarları da bulunmaktadır.

B. Tarikat Mensupları

Hazîrede, meşayih ve tarikat mensubu kimseler de yatmaktadır. Ahmed Amiş Efendi (tarikat şeyhi, türbedar), Tokadi Mustafa Haki Efendi (tarikat şeyhi), Ispartalı Mehmed Efendi (tarikat şeyhi), Sandıklı Şeyhi Mehmed Efendi (tarikat şeyhi), Ahmed Tahir Memiş Efendi (tarikat şeyhi), Cevad Efendi (tarikat şeyhi), Ali Talib Efendi (tarikat şeyhi), Abdülkerîm Efendi (tarikat şeyhi), Esseyyid Abdülvehhab Efendi (ser türbedar), Hacı Mehmed Efendi (ser türbedar).

C. Kalemiye Sınıfı Mensupları 

Kalemiye, Osmanlı bürokrasi sistemini oluşturan çeşitli dairelerde görevlilerini ifade eden bir sınıftır. Kalemiye, bir teşkilat terimi olmasi yanında aynı zamanda bir sosyal statü ve kültür terimidir. 18. yüzyıldan itibaren kalemiye, yönetici sınıfın önemli bir kısmını oluşturmuştur. Başlangıçta ağırlıklı olarak medrese eğitimi sormuş kimseler bu meslekte çoğunlugu teşkil ederken, sonraları kalemlere ve kişilere intisap usulüyle yetişip yükselme esası kabul edilmiştir. Böylece merkezde ve taşrada belirli seviyede eğitim görmüş yetenekli gençler İstanbul’da vezir, aga/ paşa ve bazı ilmiye ricaline intisap ederek onların kalem hizmetlerini, tezkireciliğini ve divan katipliğini yapar, orada kendilerinden kıdemli kalem erbabının şakirdi olarak temayüz ederlerdi. Tarihçilerin/ vak’anüvîslerin, Osmanlı devlet idaresi ve ıslahatına dair eser yazanların, gazeteci ve aydınların bir çoğu kalemiye erbabıdır.  Askerî zümre mensupları arasında Osmanlı ordu teşkilatında görev almış zevat yanında modern dönem askeri okullarında yetişmiş ve askeriyede vazife yapmış kişiler de vardır. Paşa lakaplı zevatın bir kısmı sivil paşadır.

İlginizi Çekebilir  Oflu Mehmed Emin Efendi (k.s.)

Hazîrede kalemiye sınıfı mensupları şunlardır: Mehmed izzet Paşa (serasker), Mehmed izzet Paşa (müşir) Mehmed Nafiz Paşa (müşir), Mahmud Mesud Paşa (müşir), Mehmed Sakir Paşa (müşir), Gazi Ahmed Muhtar Paşa (müşir), Sadeddin Paşa (müşir), Ismail Hakkı Paşa (ferik), Yanyalı Mustafa Nuri Paşa (ferik), Edib Paşa (ferik), Ömer Vehbi Paşa (ferik), Abdülkerim Paşa (ferik), Yusuf Zıya Paşa (ferik), Çerkeş Süleyman Paşa (ferik), Ali Rıza Paşa (ferik), Mehmed Rıfat Paşa (ferik),Hüseyin Rıfkı Paşa (ferik), Esseyyid Hamdullah Paşa (kaptanıderya), Çürüksulu Ali Paşa (asker), Mehmed Münir Paşa (redif fırkası kumandanı), Erzincanlı Ibrahim Paşa (jandarma kumandanı), Süleyman Faik Paşa (jandarma kumandanı), Hasan Tahsin Paşa (mirliva), Ibrahim Edhem Paşa (mirliva), Hacı Raşid Paşa (mirliva), Mehmed Selim Paşa (mirliva), Mahmud Aziz Paşa (mirliva), Şahin Lütfi Paşa (mirliva), Mehmed Zekeriya Paşa (mirliva), Kadri Bey (miralay), Fehmi Bey (miralay), Mehmed Tevfik Bey (miralay), Nuri Bey (miralay), Haluk Yusuf Şehsuvaroslu (deniz albayı), Davud Bey (binbaşı), Şehsuvarzade Atıf Bey (binbaşı), Hafız Adem Paşa (kumandan), Sami Bey (mülazım), Ali Hamza Bey (kurmay yüzbaşı), Mustafa Kamil Efendi (yüzbaşı), Nasır Paşa (asker), Pertev Demirhan (korseneral), Necib Paşa (vezir), Mehmed Şevket Paşa (şeyhülharem veziri), Abdurrahman Nureddin Paşa (sadrazam, nazır, mutasarrıf), Ahmet Cevdet Paşa (alim/ devlet adamı, tarihçi), Abidin Paşa (hariciye nazırı,), Ahmed Nazif Paşa (maliye nazın), Memduh Bey (adliye nazırı), Mehmed Raşid Paşa (hariciye nazırı), Sadeddin Paşa (askerî mesarifat nazın, adliye nazırı), Sadeddin Paşa (nazır, mutasarrıf), Hafız hlalil Efendi (rüsumat nazırı), izzet Bey (dahiliye sümrügü nazırı), Süleyman Sermed Bey (zahîre gümrüğü nazırı), Ibrahim Paşa (teşrifat nazırı), Ali Nevzad Bey (rüsumat nazırı), Mehmed Akif Paşa (nazır ve vali), Abdülkerim Paşa (vali, ferik), Mehmed Hamdi Paşa (vali), Mehmed Rıza Paşa (vali), Osman Nuri Paşa (vali), Mustafa Nailî Paşa (vali), Mehmed Fuad Bey (vali), Ömer Ali Efendi (vali), Mehmed Abdürrefi’ Efendi (mutasarrıf), Mustafa Nailî Efendi (mutasarrıf), Hasan Rıza Paşa (mutasarrıf), Mahmud Talat Efendi (mutasarrıf), Veysel Rıza Bey (vali, milletvekili), Kazım Bey Mahmud Esad (milletvekili), Mehmed Esad Atuner (buyukelci, sefir), Veliyüddîn Paşa (vali, büyükelçi), Ali Rıza Bey (mutasarrıf), Mehmed Raif Paşa (a’yan), Rıza Bey (Şüra-yı Devlet azası), Abdullah Mahir (mebus), Selim Bey (kaymakam), Fehim Bey (kaymakam), Ali Nusret Bey (askeri kaymakam), Mustafa Lebîb Efendi (baş müddeî-i umumî), Ahmed Tahir Bey (mahkeme muavini), Hasan Tahsin Efendi (temyiz mahkemesi azası), Bekir Sıdkı Efendi (mesarifat idaresi müdürü),Osman ismet Efendi (maliye muhasebecisi), Mehmed Safvet Bey j’stişare odasi muavini), Ahmed Avnî Bey (istinaf ticaret mahkemesi azası), Mehmed Ata Bey (hazine evrak müdürü), Hüseyin Rüşdî Efendi (temyiz mahkemesi azası), Yahya Dede Paşa (idare meclisi azası), Mustafa Muhiddin Paşa (temyiz mahkemesi azası), Yahya Hayati Paşa (idare meclisi azası), Said Unsî Efendi (Meclis-i Maarif azası), Raşid Efendi (müfettiş), Ali Haki Bey (mümeyyiz), Haydar Bey (nafıa müdürü), Mehmed Şefik Bey (temyiz mahkemesi azası), Mehmed Celalcddin Bey (meclis-i maliye azası), Mehmed Raif Bey (dîvan-ı muhasebat azası), Cemal Bey (merkez aktarma kalemi müdürü), Veysel Paşa (kapıcı başı), Mehmed Bahaeddin Bey (ceza kalemi müdürü), Yusuf Haluk Şehsuvaroslu (deniz müzesi müdürü), Resmî Bey (Sefaret-i seniyye müsteşarı), Salahaddin Efendi (müddeî-i umumî), Mustafa Bey (nafıa nazın muhasebecisi), Mehmed Cemal Bey (müdür muavini), Mustafa Şükrü (maliye memuru), Abdurrahnnan Efendi (askerî müteahhit), Halis Köseoslu (tüccar), Ali Bey (sümüşçü), Mehmed Efendi (kahveci başı), Yusuf Bey (hazineli mızıkacı), Ali Haydar Bey (katip), Seyyid Mehmed Ağa (oda lalası), Ibrahim Husulî (hademeler kethüdası), Hüseyin ihsan Paşa (doktor), Hafız İbrahim Bey (tabîb).

Buraya kadar adı geçenlerin dışında, saray mensubu ve haremde görev yapan erkek ve kadın hizmetliler grubu (10 kalfa, 7 hazinedar, 5 cariye, 5 çırak, 1 çeşnisîr, 1 cameşuylu (çamaşırcı), 1 dadı, 1 kabile (ebe)/ 1 has çerağ) bulunmaktadır.

D. Sanatkarlar:

Fatih Hazîresi’nde üç önemli hattatın, bir müsikî-şinas, bir de şairin kabri bulunmaktadır. Hattatlar, Mehmed Estad Yesarî, Yesarîzade Mustafa izzet ve Sami Efendi’dir. Müsikî-şinas, “Bolahenk” namıyla bilinen Mustafa Nuri Efendi, şair ise Yöşar Sadi Bey’dir.

Kaynak ; Türk Kültür ve Medeniyet Tarihinde Fatih Külliyesi , Ali Rıza Özcan , İBB yayınları