Oğlan Şeyh İbrahim Efendi (k.s.)

0

İstanbul – aksaray ‘da Murad Paşa camii avlusunda.

Eğriderli Zengin bir tüccarın oğludur. 1592’de bugün Bulgaristan sınırları içerisinde bulunan Köstendil’e bağlı Eğrider’de doğdu. Küçük yaşta babasını kaybeden İbrahim Efendi’ye yüklü bir miras kalır. Rivayete göre ; memleketinde ikamet ettikleri ev, dokumacılar çarşısının yakınında bulunmaktadır. Bir gece dokumacılardan birisi bir türkü söyler. Türkü’de şu kıtalar yer almaktadır;
Aşkınla ya Rab divane oldum
Bana kerem et bana medet et
Şevkin meyinden mestane oldum
Bana kerem et bana medet et

Mal ü menalim yoluna verdim
Mihrinle ahir bu yola girdim
Dağlara düşüp bellere erdim
Bana kerem et bana medet et

İbrahim Efendi bu türküyü dinleyince oldukça etkilenir. Sabahı zor eder, hemen annesine koşarak, ” Beni öldü kabul et, rızanla bana izin ver de İstanbul’a gideyim bir şeyhe derviş olayım. Bana kalan mirası sana bırakıyorum’‘ der. Böylece annesinin iznine alarak İstanbula gelir. Dil-i Dana Kasidesi”nde Melami- Hamzavi kutbu idris-i Muhtefi ile(ö. 1024/1615) on beşyaşında iken görüştüğünü belirttiğine göre 1015 (1606) tarihinden önce istanbul’a gelmiş ve bu yıllarda idris-i Muhtefi’nin “kalbe bakıcısı” Lamekani Hüseyin Efendi vasıta­sıyla Hamzaviliğe intisap etmiş eder. (Yirmi yaşında kaleme aldığı Vahdetname’sini Lamekani Hüseyin Efendi’nin verdiği ilhamla yazdığını söylemesi de bu görüşü teyit etmektedir.) İbrahim Efendi, aynı yıllarda Halveti şeyhi Hakikizade Osman Efendi’ye de intisap eder. Osman Efendi’nin yanında ağır bir imtihan geçiren İbrahim Efendi ; dergahın dışında kazılan mezar gibi bir çukurun içinde yedi yıl çile çekmiş , on günde bir kere yemek yeme perhizi yapmıştır. Osman Efendi’nin yanında terbiyesini tamamlayıp hilafet alan İbrahim Efendi Aksaray’daki Sekbanbaşı Yakup Ağa tarafından inşa ettirilen Gavsi Tekkesi şeyhliğine getirilir. Lakabına izafetle daha sonra Oğlanlar Tekkesi diye anılan bu tekkede kısa zamanda büyük bir şöhret kazandı ve ölümüne kadar tekkenin şeyhlik makamında bulundu.

1. Divan. On üç büyük kaside ile bir kısmı hece vezniyle yazılmış ilahilerden meydana gelen eserin İstanbul kütüphanelerinde mevcut on beş kadar nüshası içinden mükemmeli istanbul Üniversitesi Kütüphanesindedir.Vahdet-i vücudun Türkçe’de en iyi anlatımı olan 294 beyitlik “Dil-i Dana Kasidesi” ile tasavvuf tariflerini ihtiva eden manzumesi meşhurdur. Tasavvufun en çetin meselelerini çok başarılı bir şekilde ifade eden İbrahim Efendi’nin hece vezniyle yazdığı sayısı yirmi beşi bulan ilahileri Türk tasavvuf şiirinin en güzel örnekleri arasında yer alır.
2.Vahdetname (Tasavvufname). 1020’de (1611). yirmi yaşında iken Lamekani Hüseyin Efendi’nin manevi işaretiyle yazdığını bildirdiği eser şairin bu yaşta yüksek bir irfan seviyesine ulaştığını göstermektedir. On iki bölüm- den ve yaklaşık 1250 beyitten meydana gelen, tasavvuf ve bilhassa melamet adabının anlatıldığı mesnevi tarzındaki eser genellikle divan nüshalarıyla aynı cilt içinde bulunur.
3. Müfid ü Muhtasar. 1023 (1614) yılında telif edilen 1115 beyitlik eser. İbrahim Efendi’nin diğer tarikatlarla münasebetlerini ortaya koyması bakı­mından önemlidir

İbrahim Efendi , kendisine ”Oğlan Şeyh” denilmesinin sebebini şöyle anlatıyor; ” Yaşımız altı veya sekiz iken dedem Taptap Şah Ali, Piri Ahmed Sarban hazretlerinin ilahilerinden ezberletirdi. Hatta bir gün ;
Varımı ol Hakk’a verdim gayri varım kalmadı
mısraını ezberlerken, ” Dedeciğim, bu da pirin ilahisi midir? ” dedim. Dedem de ” evet oğulcuğum ” dedi. Bunun üzerine ben ; ” Acaba kendisinin varı var mı idi ki, Hakk’a verdi? ” diye sorunca dedem merhum ‘ Bu oğlancık şeyhtir. ” diye beni okşar idi. Bana Oğlan Şeyh denilmesinin sebebi budur.

İbrahim Efendinin silsile-i sûrî ve silsile-i mânevî diye belirttiği iki silsilesi vardır.
Bunlardan ilki olan ve zâhirdeki silsile anlamına gelen silsile-i sûrî, onun Halvetî yönünü göstermektedir. Oğlan Şeyh, küçük yaşlarda memleketini terk edip İstanbul’a gelince, burada bir hemşehrisine misafir olmuş ve onun delâletiyle Eğrikapı’da irşâd faaliyetlerinde bulunan Hakîkîzâde Şeyh Osman’a bağlanmıştır.
İbrahim Efendinin Halvetiyye’nin Ahmediyye şubesine ulaşan silsilesini şu şekilde gösterebiliriz:
1. Yiğitbaşı Ahmed Marmaravî (ö.910/1504)
2. İzzeddin Karamânî (ö.933/1527)
3. İbrahim Ümmî Sinan (ö.976/1568)
4. Seyyid Seyfullah (ö.1010/1601)
5. Hakîkîzâde Osman Efendi (ö.1038/1628)
6. Oğlan Şeyh İbrahim Efendi (ö.1065/1655)
Silsile-i mânevî ise İbrahim Efendinin kendini ait gördüğü, çocukluğundan itibaren feyz aldığı ve İkinci Devre Melâmîliği olarak da bilinen Bayrâmî- Melâmîliğinin oluşturduğu çizgidir.
İbrahim Efendinin silsile-i mânevî diye isimlendirdiği Melâmî silsilesini şöyle gösterebiliriz:
1. Hacı Bayrâm Velî (ö.833/1430)
2. Dede Ömer Sikkînî (ö.880/1475)
3. Bünyâmin Ayâşî (ö.926/1519)
4. Pîr Ali Aksarâyî (ö.935/1528)
5. Oğlan Şeyh İsmail Ma’şûkî (ö.945/1539)
6. Sarbân Ahmed (ö.952/1545)
7. Tabtab Şah Ali (ö.?)
8. Oğlan Şeyh İbrahim Efendi (ö.1065/1655)
22 Reblülahir 1065 (1 Mart 1655) tarihinde vefat eden İbrahim Efendi tekkesinin haziresine defnedildi. Cerrahpaşa’dan Aksaray’a giden yolun sağında, bugün yerinde Ziraat Bankası’nın bulunduğu tekke 1957’de yolun genişletilmesi sı­rasında yıkılmış. İbrahim Efendi’nin türbesi Murad Paşa Camii’nin avlusuna nakledilmiştir. Halen Türbesi Murad Paşa camii’nin avlusundadır.

Abdülbaki Gölpınarlı , Melamilik Ve Melamiler , Milenium Yayınları , 2011
Mehmed Hakan Alşan , Anadolu Erenleri Melamet Hırkası , Kurtuba Yayınları , 2012
Tarık Velioğlu , Osmanlı’nın Manevi Sultanları , Ufuk Yayınları
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi
Süleyman Gökbulut , Oğlan Şeyh İbrahim Efendi ve Bazı Tasavvufî Görüşleri , Hitit Üniversitesi İlahiyat dergisi ,2012/2, c. 11, sayı: 22, ss. 253-280.

[maplist locationstoshow=”6917″ simplesearch=”true” viewstyle=”maponly” locationsperpage=”3″]

Bir önceki yazımız olan Erzurumlu Abdulgani Şahin Dede başlıklı makalemizde Abdulgani Şahin Dede, Çorlu Evliyaları ve Erzurumlu Abdulgani Dede hakkında bilgiler verilmektedir.

Share.

About Author

Leave A Reply