Kastamonulu Hacı Merdan Efendi

tarafından
74
Kastamonulu Hacı Merdan Efendi

Kastamonu – Devrekani – Hacı Osman camii

Kastamonulu Hacı Merdan Efendi’nin babası Şeyh Mehmet Efendi aslen Bolu’dan gelmedir. Nakşibendi tarikatına mensuptur.
Bir gün şeyhi Mehmet efendiye çağırır ve der ki:
-“Mehmet, bizdeki rızkın tükendi, Kastamonu boş kaldı; var git oraya hicret et ve yerleş.”
Bunun üzerine Şeyh Mehmet Efendi evine gelir. Eşine:
-“Hanım, hemen hazırlan. Yarından tezi yok Kastamonu’ya gideceğiz, şeyhimin emridir.”
Der. Eşi –Ana kadın nene- Hatice hanım:
-“İyi de efendi, biz orada ne yer, ne içer, nerede kalırız? Sonra iki- üç merkep ile ne götürebiliriz?”
-“Hanım hanım bizim orada her şeyimiz var, Allah’ımız var ne zaman imanından oldun.” Cevabını alır ve kayıtsız şartsız tevekkülle küçük çocuklarını heybelere koyarak yola çıkarlar. Kastamonu’da geldikleri yer şimdiki Şeyh Şaban-ı Veli dergahıdır; sonradan şu anda Karanlık Evliya diye anılan türbenin yanındaki dergaha taşınılmıştır..

Şeyh Mehmet Efendinin Merdan ve İsmail isminde iki oğlu; Ayşe, Cemile, Hafize ve Zahide isimli altı çocuğu vardır ki hepsi de Bolu doğumludurlar.

Şeyh Merdan Efendi genç yaşta babasının ölümü ile sarsılmıştır. Her ne kadar babasından feyiz almış ise de Konya Seydişehirdeki Nakşîbendi şeyhi Şeyh Abdullah Efendiye yedi yıl süre ile gitmiştir. Son gidişinde kırk günlük halvet süresinin sonunda şeyhi gelir ve der ki:
-“Merdan, bunun sevabını Zuhuri’ye –Şeyh Abdullah Efendinin oğludur veya bu isim bir mahlas olarak kullanılmıştır- veriver de sen bir daha giriver oğlum.” Emre itaat kesindir ve hiç çıkmadan ikinci halvet başlar ve seksen gün tamamlanır. Bunun sonunda Şeyh Abdullah Efendi talebesini huzura alır ve:
—Merdan, bize ihtiyacın kalmadı, var git Allah yolunda hizmet eyle.” Der.
İşte bu müsaade üzerine Şeyh Merdan efendiye Nakşîbendi şeyhidir.

 

 

Ailenin Horasandan gelip Bağdat’a yerleştiklerini orada ehlibeyt –Peygamber ailesi- asıllı bir aile ile tanışıp akrabalık kurduklarını sonra her nedense Anadolu’ya göçtüklerini, bir ara birbirlerini kaybedip sonra Bolu dolaylarında bileşildiğini yine kız alıp vererek akrabalığın devam ettiğini dayısı Şeyh Merdan efendi ile olan sohbetlerinden duyduğunu sandığım babam muallim Halit bey (1318 – 25/11/1972) gurur duyduğu ve kim bilir belki de unutulmaması için bana tatlı t birkaç kez anlatmış idi.. Bu büyük bir iddia; yalnız gerek tahsili ve gerekse maddi manevi yaşamında hiçbir yalan ve yanlışını görmediğim babamın hiçbir çıkarı da olmadığı bu meselede bunları bana içtenlikle miras olarak anlattığına inanıyorum. Çünkü hatırladığım babaannem çıkık şakakları ve yüz şekliyle tam bir Horasan tipiydi.

Bu baptan olmak üzere Bolu’da ailede bulunan bazı kutsal emanetlerin zamanın devlet erkânına teslim edildiği ve bu emanetlerin götürüldüğü yerlerde sık sık yangın çıktığı ve sonunda Eyüp sultan türbesinde muhafaza edildiği yine bana anlatılan rivayetlerdendir. Bunların araştırması oradaki emanetlerin gel dileri araştırılarak yapılabilir, ancak ben buna muktedir deyilim. Şayet bazı emanetlerin geldisinin Bolulu bu aileden olduğu tespit edilebilir ise ailenin ehlibeyt ile münasebetinin doğruluğunun da ispatı mümkün olur.
Babasının ölümünden hemen sonra bir ramazan günü Kastamonu’nun bir zengini iftar yemeği verir, o da gider. Ne var ki genç Merdan’ı orada buyur eden olmaz. Evine aç dönen Merdan Efendi dede annesinin omzuna yaslanarak ağlamağa başlar. Ve der ki: “Ya Rab bana öyle bir feyzi-i ganimet ver ki:
Kıyamete kadar yetim, dul, garip bütün kulların ondan yararlansınlar.” İşte bu feyz-i ganimetten ilk yararlanan belki de genç yaşta dul kalan kardeşi Cemile Hanım ve çocuklarıdır.

İlginizi Çekebilir  Deveci Sultan

İleriki yıllarda eşraftan birinin kızı olan Şerif hanımla evlenen Şeyh Merdan efendi’nin oğlu Dünya’ya geldiğinde adına şeyhi Abdullah efendinin oğlunun adını vermiş ve Zuhuri -mahlas olabilir- demiştir.

Hapishane müdürü olan dayısı gibi uzun boylu ve çok yakışıklı bir genç olan Zuhuri Efendi, aynı zaman da çok çapkın ve uçarıdır. Sokak aralarından geçerken bazı hanımlar tarafından başına su atıldığı dahi olurmuş. İşte tam bir erkek güzeli olan bu genç babasının ihtar ve nasihatlerini dinlemeyince babası bir gün usanır ve “Allah oğlan ciğerini görmeyince ölme’ der. Çok geçmeden Zuhuri Efendi göksünde çıkan bir çıbanın açtığı yara sonucu o günkü tıbbın da acziyle kurtulamaz ve ölür.

Oğlunun dermansız hastalığı şeyh Merdan efendiyi perişan eder. Yapmış olduğu bedduadan pişmandır; ne var ki son pişmanlık fayda etmez, oğlunun sıhhati için yaptığı hayır dualar artık kabul görmemektedir. Kaybettiği Zuhurisi, şeyhi yıkmıştır. Bir gün kardeşi İsmail efendi gelerek: “Ağabey Sait’in –Kardeşleri Cemile hanımın büyük oğlu- uçarılığının önünü alamıyorum; çok zordayım, ne yapayım?” sorusuna: “İsmail, sakın ha beddua etme; ola ki şeytan-ı lâin benim intikamımı Zuhuriden aldığı gibi, babasının intikamını Sait’ten almak ister. O –Sait beyi kastederek- kendini melanetten kurtaracaktır. Sakın ola ki yanlış bir söz ve fiilde bulunma. Sonra pişman olmayalım.”diye cevaplar. Ve nitekim Sait Bey kırk yaş dolaylarında tövbe ederek hak yolunda hem manen ve hem de ilmen ilerler.

Şeyh Merdan efendinin büyük kızı Bahriye hanım eşraf-ı muhitten Halil efendi oğulları mahdumu Asım bey –Bu günkü Abdurrahman Paşa Lisesi binasının müteahhidi- ile evlendirilmiştir. BAHRİYE Hanımının Mecit Bey ve ile İclâl –İzzet- hanım isimli iki çocuğu vardır. Rahmetli Mecit beyin Ceyhun –rahmetli olmuştur- ve Selâhaddin YÜCEMEMİŞ isimli iki oğlu vardır.

İkinci kızı Fatma hanımın yine eşraf-ı muhitten, genç yaşta ilk eşinin ölümü ile dul kalıp yetişkin bir oğlu olan Ragıp bey ile evlenmesine rıza göstermiştir. Rıza göstermiştir diyoruz, çünkü Ragıp bey, bu gün banka aralığı dediğimiz yerde o gün içkili lokanta işletmekte imiş. Şeyh efendinin bu izdivaca müsaadesinin taassubu itibarı ile, inanç ve düşüncesinin hiçbir şekilde baskıya müsait olmadığının bir delili olmalıdır. Fatma hanımın Ragıp Bey ile çocukları olmamıştır.

Üçüncü kız Tevhide Hanım Ragıp beyin biricik oğlu dişçi Ahmet Bey ile evlendirilir. Suat Bey, Nezahet ve Sevgi hanım isimli üç çocukları olmuştur. Soyadları Oral’dır. Ragıp ve Ahmet Beyler döneminde İstanbul’a yerleşmişlerdir.

İlginizi Çekebilir  Ahi Evran (k.s.)

En küçük kız Lûtfiye Hanım ise o zamanlar Kastamonu’da bir devlet memuru olan Amasya Merzifon ilçesi Han köy eşrafından ŞARMAN ailesi mahdumu Cahit bey ile evlenmiştir. Bu evlilikten Orhun Bey, Olcay ve Özden hanımlar dünya’ya gelmiş olup Merzifon’da ikamet etmektedirler. Soyadları ŞARMAN’dır.

İlk başta da yazdığım gibi Şeyh Merdan efendiyi babam Halit Bey ve halam Huriye Hanımın anlattıkları kadarı ile tanıyorum. Bu anlatılanlarda da mübalağa ve benim yorumum yoktur.
Şeyh efendiye bilgisi dışında bir şey anlatılırken veya rivayette hata yapılır ise sertçe “Hıh” diye bir tepki verir ve olayı –bilmediği sanıldığı halde- baştan sona doğru olarak anlatıverirmiş.

Bir gün Yayla Halkacılar köyünden kağnı arabaları ile köylüler tekkeye odun getirirler. Ne var ki kışın zayıf ta olan hayvanlar yolda kalma noktasına gelirler. Konuklar ağırlanıp yemek yenirken Şeyh Efendi bir ara:
“-Efendiler, mübarek hayvanlarımız bu gün yolda sizleri üzdüler; İnşallah-u Taala hem siz ve hem de onlar halklarınızı helal etmişsinizdir.” demiş ve oradakileri şaşırtmıştır.
Bir gün gelen iki ziyaretçi tırnak kesmenin abdesti bozup bozmayacağını soracaklarmış. Şeyh efendi soruya fırsat vermeden ”Şu abdestimizi tazeleyelim.” Diyerek abdestini tazeler, sonra konukların yanında tırnaklarını keserek “Demek ki tırnak kesmek abdesti bozmazmış. Buyurun vakit geldi namazımızı kılalım.”der ve namaz eda edilir. Bu kerameti şahit olanlar anlatmışlar.

Çok geldiği kız kardeşi Cemile hanımın köyü olan Halkacılara bir yıl yine geldiğinde bir yaz günü, Bayır dağı diye hala anılan yerde çadır kurdurup, Sohbete gelen insanlar ile orada sohbet etmiş. Yine çadırın önünde oturmuş cemaat ile sohbet ederken bir kurdun yaklaştığını gören ve huzursuz olan cemaate: “Bırakın, o sohbet dinleyecek.” Der. Kurt yaklaşıp hemen şeyhin yanındaki boşluğa oturur. Bir süre sohbet edildikten sonra “Efendiler, vakit geldi; abdest tazeleyip namazımızı eda edelim.” demesi ve cemaatin yavaşça yerlerinden kalkmaları üzerine kurt, kalkar ve gider. O zaman şeyh efendi: “Her gördüğünüz göründüğü gibi değildir.” buyurur.

Şeyh Merdan efendiye bir görev düşmüştür. Kız kardeşi Cemile hanımın küçük oğlu Halit beye kız istenecektir. Bunun için dost ve akrabalarla birlikte Devrekâni Hacı Hasan Oruç köyüne dünürlüğe –kız isteme- gidilir. Kız babası eşraf-ı muhitten Altıkulaç zade Mehmet beyden söz alınır. Akrabalık akdine girilmiştir. Ne var ki dönüşte Devrekâni panayır yeri –şimdiki yem sanayisinin bulunduğu mevki ve İsmail bey camisinin batı yönü- emri hak vaki olur ve o gün -Devrekâni hükümet tabibi Sait (KESKİN) beyin teşhisi ile kalp krizi sonucu- Hak’kın Rahmetine kavuşur.

Acı haber üzerine Kastamonu ve civardan büyük bir cemaat Devrekâni’ye dolup mevtayı Kastamonu’ya almak isterler. Ancak Devrekânili Hacı Osman efendinin de yoğun ısrarı üzerine Devrekâni’de bu günkü Hacı Osman Efendi Camisi yanındaki kabristana defnedilir.
Şeyh Merdan Efendi döneminde feyiz dağıtmaktan, Allah’ın emirlerini ve kuran ahkamını tebliğden başka hiçbir şeye kalkışmamış, sohbetleri tamamen dini ve toplum ahlakı üzerine oluşmuştur. Nakşibendîlikte esasen aşırıya ve gösterişe kaçan bir eylem ve zikir yoktur. Şeyh efendi ortaya oturur, müritleri onun etrafında halka oluşturarak şeyhin vermiş olduğu zikri müsaade edilen tespih miktarı sessizce zikrederlermiş. Şayet halvet miktarı oruca ve çile çekmeye müsait olan ve arzu eden mürit var ise şeyh ona izin verir ve halvete alırmış.

İlginizi Çekebilir  Çekirge Sultan

Halvet, çok küçük bir penceresi –temek misali- olan loş bir odada akşamdan akşama bir tuzsuz serme –yere yazma da tabir edilen pişmiş yufka- ve bir tas tuzsuz çorba ile kırk gün boyunca oruç tutulup, ibadet ve tespih miktarlarında zikredilen, dışarıya halvetin hemen yanında bulunan def-i hacet ve abdestlikte ihtiyaç gidermek ve abdest tazelemek için sadece ihtiyaç miktarı çıkılabilen, yalnız başına kalınan bir mekândır, nefisi terbiyedir. Bu arada Şeyh Merdan efendinin zarurette olan fakir-fukaraya yardımcı olduğu, zaruretlerini giderdiği, tekkeye getirilen hediyeleri fakirlere dağıttığı aşikârdır.
Bu nedenlerle veya Şeyh Merdan efendinin saygın ve mütevazı kişiliği itibarı ile olmuş olacak, hilafetin kaldırılması ve devrimler sırasında, diğer tekke ve zaviyeler kapatılıp soruşturma yapıldığı sırada devrin valisi tarafından emniyet müdürü bizzat görevlendirilerek ve gelerek yalnızca “Şeyhim bir süre evinizden çıkmayıverin.” diye ikaz edilmekle yetinilmiştir. Allah gani gani rahmet eylesin ve bizleri şefaatlerinden mahrum kılmasın.

Kastamonulu Hacı Merdan Efendi Silsile-i Şerifi
1. Hz. Seyyid-i Kâinât Muhammed-i Mustafa (sas.)
2. Hz. Ebu Bekir (ra.)
3. Hz. Selman-ı Farisi (ra.)
4. Hz. Kasım İbni Muhammed (ks.)
5. Hz. Cafer-i Sadık (ks.)
6. Hz. Bayezid-i Bistami (ks.)
7. Hz. Ebu’l-Hasen-i Harakani (ks.)
8. Hz. Ebu Ali-i Faremedi (ks.)
9. Hz. Yusuf-ı Hemedani (ks.)
10. Hz. Abdülhalık-ı Gücdüvani (ks.)
11. Hz. Ârif-i Rivgerî (ks.)
12. Hz. Mahmud İncir-i Fağnevi (ks.)
13. Hz. Ali-i Râmiteni (ks.)
14. Hz. Muhammed Baba-ı Semmâsi (ks.)
15. Hz. Emir Külâl (ks.)
16. Hz. Şâh-ı Nakşibend Muhammed Bahâüddîn (ks.)
17. Hz. Alâeddin-i Attar (ks.)
18. Hz. Yakub-ı Çerhi (ks.)
19. Hz. Ubeydullah-ı Ahrar (ks.)
20. Hz. Kadı Muhammed Zâhid (ks.)
21. Hz. Muhammed Derviş (ks.)
22. Hz. Hacegi-i Emkenegi (ks.)
23. Hz. Muhammed Bâkibillah (ks.)
24. Hz. İmam Rabbani Ahmed Faruk es-Serhendi (ks.)
25. Hz. Muhammed Masum (ks.)
26. Hz. Şeyh Seyfüddin (ks.)
27. Hz. Seyyid Nur Muhammed-i Bedayuni (ks.)
28. Hz. Şemsüddin Can-ı Canan-ı Mazhar (ks.)
29. Hz. Şeyh Abdullah-ı Dehlevi (ks.)
30. Hz. Mevlana Ziyaüddin Halid-i Bağdadi (ks.)
30- Hz. Muhammed Kudsi Bozkıri (ks.)
31- Hz. Seydişehirli Hacı Abdullah Efendi (ks.)
32- Hz. Kastamonulu Hacı Merdan Efendi (ks.)