Hacı Baba – Celaleddin Topçu

tarafından
144
Hacı Baba – Celaleddin Topçu

çanakkale – ezine – yaylacık 

Hacı Baba Celalettin Topçu Miladi takvimin yaprakları 16 Nisan 1912 Salı gününü işaret ettiğinde Rize’de dünyaya geldi. Ailesi Rize eşrafındandı. Dedesi Hüseyin Bilal Efendi ilmiyle âmil, Efendimizin (sav) “Önce kendi nefsine sonra başkalarına nasihat et” kutlu hadisinin canlı bir örneğiydi, Allah’ın veli kullarından bir zattı. Celalettin Topçu henüz beş yaşındayken yetim kaldı. Babası, bir şehbal kuşunun kanatlarında Rize’nin müşfik bağrına sırlandığında dedesine dayandı, kız kardeşi ve ağabeyiyle birlikte annesine, medeniyet umdelerimizin bağrında hücre hücre büyüyerek vicdana, haysiyete, heybete, vakara, Anadolu coğrafyası kadar şefkate büründüğü validesine yaslandı…

1918 – Celalettin Topçu’nun ilkokul tahsili yılları Rize’nin Birinci Cihan Harbi’nde 2 yıl kadar süren Rus işgalinin bertaraf edilmesinin hemen ardından başlar. Yokluğu görmüş, yaşamış, iliklerine kadar hissetmiş azimli ve bir o kadar da çalışkan öğrenci olan Celalettin’in validesi kendi elleriyle diktiği okul çantasının içerisine kurşun kalem koyacak maddi geliri kimi zaman bulamadı. Celalettin yarı aç yarı tok devam ettiği ilkokul tahsilini her şeye rağmen ikmal etmeyi başardı. Bu süreçte yokluk da kendisi için öğretmen oldu, varlığın, iktisadi değerlerin kıymetini bilmesini ayn’el-yakîn tecrübe etti. Yıllar sonra öznesinde insana, eşyaya ve hakikate hürmet olan hayır-hasenat hareketi ilk ivmesini az önce kısaca değindiğimiz “yokluk-şükür” anlayışından alacaktır. Söz konusu “anlayış” muhataplarını, eskiyen ayakkabılarının köselesine sürekli lastik perçinler çaktıran, böylelikle yeni ayakkabıya harcayacağı bedelleri fakir-i fukaranın sofrasına aş olarak takdim eden bir üstün şükür ve ihsan idrakine götürüyor.

1923 – Celalettin Topçu Rize’de ortaokula, içten gelen bir azim ve yeni bir kararlılıkla başladı. Ortaokulu henüz birkaç ay tecrübe emişken bu kez ailesi yeni bir “irciî” emriyle kederdîde oldu. Dayısı vefât etti. Bu keyfiyet aynı zamanda Celalettin için okul yıllarının hitama ermesi anlamına gelmekteydi. Dedesi, zaruret icabı torununun kaydını okuldan sildirirken iki ıstırabı birden yaşıyordu.

Bakkaliye mesleğine, çırak olarak adım atan Celalettin Topçu daha ilk günlerden itibaren mesleğinin adamı olma yoluna râm oldu. Ölçüye, mizana, kul hakkına, eskilerin, ‘hüvesi hüvesine, milimi milimine’ dediği tarzda dikkat etmekte olan Topçu, bakkal dükkânında yine gün görmüş geçirmiş ecdadın tabiriyle “karın tokluğuna” çalışmaktaydı. Bakkal çıraklığı Celalettin Topçu’ya “taşı toprağı altın” İstanbul’un yolunu da açtı. Birbiri ardına boşalıp dolan tezgâhlara mal temin etmek gibi bir vazifeyi de üstlenen Topçu, ticaret için gemiyle İstanbul’a gelerek Asitane piyasasına ilk adımını böylelikle attı. Anadolu’da, şehirlere uzak köy ve kasabalardaki bakkalların gıda ürünlerinin yanında hırdavat malzemeleri sattıklarını bilenler bilir. Rize’deki bakkal dükkânında da hırdavat tarzı ürünler de müşterilere arz edilmekteydi. Topçu’nun, İstanbul’dan getirdiği yiyecek-içecek malzemeleriyle birlikte “biiznillah bunları da satarız” mülahazasıyla aldığı irili ufaklı tüm hırdavat malzemeleri hemşehrileri nezdinde bahasını bularak “yok satmaya başladı.” Celalettin Topçu bakkal dükkakında çıraklıktan kalfalığa doğru adımını atsa da kazancı ailesinin geçimini temin etmeye tek başına kâfi gelmiyordu. Bakkal kalfalığının yanına geçim derdi için ikinci bir meslek olan çobanlığın eklenmesi zaruret arz etti. -Ki çobanlık peygamber mesleğiydi.-

1936 – Artık delikanlı, bir adım öte civanmert bir yiğit olan Celalettin Topçu koyunları, kuzuları Rize’nin dağlarındaki yaylalara çıkarmaya başladığında dağların zirvelerine yakın kuytularda elini başının arasına alıp tefekkür ufuklarına tırmanmaya başladı. Bu demde Kaçkar sıradağlarından ötelere doğru baktığında Münevver Medine’nin kubbe-i hadrasını görmekteydi! Rize dağlarında ‘Peygamber Mesleği’ çobanlık vazifesini deneyimlerken bakkal dükkânındaki görevlerini de ihmal etmeyen Celalettin Topçu teyzesinin kerimesi Muazzez Hanım’la evlendiğinde yirmi dört yaşına henüz yeni girmişti. Evlilikten sonra askere gider.

İlginizi Çekebilir  Şah Dede Sultan - Çanakkale

Celalettin Topcu’nun askerliğinin son iki yılı İkinci Dünya Savaşı yıllarına tarihlenir. Topçu, Balıkesir Edremit’te, Kaz Dağları’nın eteklerinde tamı tamına elli dört ay sürecek askerlik yılları boyunca kendini, kıta hizmeti için Türkiye’nin dört bir tarafından Edremit’e gelen ihtiyaç sahibi, gariban, kimsesiz askerlerin ihtiyaçlarını gidermeye memur kıldı. Topçu’nun ömrünün son yirmi yılından vefâtına kadar hizmet edeceği bu topraklarla ve bu toprağın insanlarıyla ile ilk tanışıklığı askerlik görevi vesilesiyle olmuştu.

1941 – Abdulhakim Arvasi hz ile tanışması ;
Celalettin Topçu askerlik vazifesini tamamladığında 29 yaşındaydı ve Rize’deki bakkal dükkânında kalfalığı devam edecekti. Dükkânın tedarik hizmetleri tamamen omuzlarına yüklenmişti, artık daha sık aralıklarla, birkaç ayda bir İstanbul’un yolunu tutacaktı. İstanbul, büyük şehir, devasa derya. Büyük deryalarda büyük balıklar olduğu gibi büyük fırtınalar da yaşanmaktaydı. Topçu, ticaret tedariği kadar kendi iç dünyasını tenviri de ihmal etmemekteydi. Bu cümleden olarak yolunu sık sık İstiklal Caddesi’ne, Ağa Camii’ne düşürüyordu. Bir Cuma namazı sonrasında burada, çamura düşmüş Ümmet-i Muhammed’in evladına vaaz ü nasihatte bulunmakta olan zamanının büyük gönül sultanlarından Seyyid Abdulhakim Arvasi Hazretleri ile tanıştı, hakikat ve marifet üzere mütemadiyen Hakk’ı zikreden gönül denizi böylelikle mânâ okyanusundan da beslenmeye başladı.

Abdülhakim Arvasi Hazretleri’nin tavsiyesi üzerine Adapazarı’nın Haraklı köyüne yerleşme kararı aldı. Burası yıllar önce Rize’nin Rus işgali esnasında henüz 4 yaşındayken, babasının kendisiyle beraber annesi ve kardeşlerini muvakkaten getirdiği köydü. Bu köyde o yıllarda ablasını kaybetmişti. Bundan böyle Celalettin Topçu ve ailesi Haraklı’dadır… Ve muhatabımız yine maişet derdinde yollardaydı… Haraklı-Hendek arasındaki mesafe yaklaşık 16 km.’dir ve Topçu sabah-akşam bu yolu yaya olarak kat etmekteydi.

Halil Fevzi Efendi Hazretlerine intisabı
Her oluşta bir sır ve dahi hikmet olduğu gibi Celalettin Topçu’nun Haraklı’ya ikinci kez gelişinin arka planında da bir kudret eli vardı. Böylesi meşakkatli ve zorlu yıllarda Düzce’de mânevî rehberi ve mürşidi olan, Nakşî ve Kâdirî meşâyihi Kutb’ul-Aktâb Halil Fevzi Efendi Hazretleri (ks) ile tanışacak ve kendisine intisap edecekti. Bir müddet, Halil Fevzi Efendi Hazretleri’nin manevi terbiyesi altında Haraklı’da bulunduktan sonra mürşidinden aldığı manevi bir işaret üzerine Adapazarı’ndan İstanbul’a taşınmakta bir an bile tereddüt etmedi.

Celalettin Topçu İstanbul’da, Beyoğlu’nda tek göz odalı bir eve ailesiyle beraber yerleşti ve bildiği işe koyularak Tahtakale’de tezgâhtarlık yapmaya başladı. Maişet temininin fevkalade güç olduğu İstanbul hayatında, geçinmek için bir yandan tezgâhtarlık, diğer bir yandan da hamallık yaptı. Celalettin Topçu hamallığı ve tezgâhtarlığı bir arada götürürken düzenli bir şekilde Düzce’ye gidip gelerek Halil Fevzi Efendi’nin maneviyatından istifadeye devam etti. Celalettin Topçu, Halil Fevzi Efendi nezdinde çok sevilerek vefâtına kadar yanlarında bulundu. Daha sonraki yıllar için görevlendirileceği manevi vazifelere ilişkin, insanların her türlü dert ve sıkıntısına ortak olmak, karşılıksız vermek ve paylaşmak, kendi tabiriyle “darda olan insana bir an “oh” dedirtebilmek, hülasa, insanların “yük”ünü çekmek ile ilgili “olgunlaşma ve kemâl” dönemlerini mürşidinin yanında bu yıllarda tamamladı. Şimdi, Topçu’nun bu yıllara ait bir hatırasına göz atalım:

İlginizi Çekebilir  Piri Baba - Çanakkale

“Halil Efendi Hazretleri vefâtına yakın, çok zayıflamış, bir deri bir kemik kalmıştı. Hiç mecali ve hali yoktu. Bana dayanarak merdivenden çıkmaya gayret ediyordu. Bir ara bana öyle bir yük verdi ki, sanki bütün dünyanın yükü benim sırtımda… Baktı ki zorlanıyorum, bu kez dayanmaktan vazgeçti. Tebessüm etti. Herhalde maneviyatın yükünü çekebilir miyim diye denedi…”

Celalettin Topçu, Halil Fevzi Efendi Hazretleri’nden manevi yolculuğunu tamamlanmasının ardından Efendi Hazretleri’nin Hakk’a yürümeleriyle birlikte Beyoğlu’ndan Zeytinburnu’na taşınarak mücerret manada insanlara hizmet etmeye başladı. Zeytinburnu’nda ailesi ile beraber yaşamakta olduğu gecekonduda, hiçbir ücret ve ikram kabul etmeksizin, Allah’ın kendisine vermiş olduğu “manevi” bir ilimle, “zincirli deli”ler de dâhil, “rûhen” ve “fizîken” malul hastaları tedavi etmeye başladı. Hastaları, aynı zamanda kendi ikametgâhı olan evinde kabul etti, yeri geldiğinde yatırdı, her zaman yedirdi, içirdi ve dönüş yol paralarını da ceplerine koyarak gönderdi. Bu hizmetleriyle ilgili olarak şöyle demiştir: “Bunun ecrini ancak Allah verir kul veremez ki. Kulun vereceği üç beş kuruş para… Rabbim bana öyle nimetler veriyor ki… Dünyanın bir puluna değişmem.”

Celalettin Topçu vehbî ilim sahibiydi. Cenab-ı Hakk Şâfî’dir. Hakk Teâla, Anadolu coğrafyamızda asırlar boyunca “ağzı dualı” ricalinin eliyle kullarına Şâfî ism-i şerifiyle tecelli etmiştir. Celalettin Topçu’nun namı diğer Ulu Veli’nin böyle bir yönü vardı. İstanbul’da, özellikle Zeytinburnu bölgesinde demirlere bağlanan meczuplara özel tedaviler uygulamak suretiyle Allah’ın inayetiyle şifa bulmalarına vesile oldu. Yıllar içerisinde her geçen gün artan ve sayıları onlarla ifade edilmeye başlayan eski deliler artık veli olmuş insanlığın hizmetine râm olmaya başlamıştı.

Çanakkale Günleri
Ulu Veli Celalettin Topçu yine manevi bir işaret üzerine bu kez hayatının son yirmi yılını geçireceği Çanakkale Ayvacık’ın Küçükkuyu kasabasına taşındı. Burada bir yandan Çanakkale’nin dağ köylerindeki evlerinde ‘iki gözlerinin nuru’ evlatları tarafından ölüme terk edilen yaşlı anne ve babaların her türlü ihtiyaçlarını karşıladı, ihtiyaç sahiplerine erzak yardımında bulundu, tedavi ve ilaçları konusunda hastalara destek oldu… Diğer yandan da Çanakkale’nin ahalisi susuzluktan kıvranan köylerine içme suyu şebekeleri döşedi.

İhtiyaç zamanlarında Hacı Baba’ya destek için Çanakkale’nin yolunu tutan Zeytinburnu’ndan ‘sadık’ ‘veli’ arkadaşları köylere içme suyu götürülmesinde, erzak dağıtılmasında gönüllü olarak yer aldı. Kimi zaman hastaların ihtiyaçları görüldü, kimi zaman hep birlikte el ve gönül birliğiyle köylere erzak dağıtıldı, kimi zaman da kazmalar, kürekler kuşanılarak Çanakkale’nin suya hasret dağ köylerine imece usulüyle içme suyu şebekeleri bağlandı.

Hacı Baba Küçükkuyu’da ikamet etmeye başladığı yıllarda, bir insanın ihtiyacını gidermenin faziletinin bir noktada “hac” sevabından daha fazla olduğunu belirtmek için şöyle diyecekti: “Mahzun gönülleri sevindirdiğimiz için orası (Küçükkuyu) Beytullah, Kâbetullah misalidir. Hacca giden, nefsi için gidiyor. Allah’ın emrini yerine getirmek için gidiyor. İnsan kalbi Ubeydullah olduğu için, bilhassa kırık kalpleri memnun etmek Hac’dan daha sevaptır.”

90 yıllık ömrü boyunca, hiç dur-durak bilmeden, “Halka Hizmet Hakka Hizmettir” düsturu ile çalışan Hacı Baba Celalettin Topçu ömrünün son on dokuz yılını, bu amaçla Küçükkuyu’da ikamet ederek geçirdi.

Küçükkuyu, Ayvacık ve Edremit ilçelerine bağlı, çoğu, Kaz Dağları’nın eteklerinde, yaşlı nüfustan müteşekkil yaklaşık 100 köye maddî-mânevî hizmetler götürdü. Kurucusu olduğu Fetihler Hayır Hizmetleri Vakfı ile fakir fukaranın ihtiyaçlarını gidermekten, suyu olmayan köylere su getirmeye, lise ve yüksekokulların eğitim ihtiyaçlarını gidermekten, cami yaptırmaya ve devlete ait idari idare birimlerinin ihtiyaçlarını karşılamaya kadar oldukça geniş bir “hayır” yelpazesi içinde ömrünün son nefesine kadar çalıştı.

İlginizi Çekebilir  Seyyid Şeyh Said Efendi (k.s.)

Kendisinden sonra damadı ve manevi evladı olan İsmail Veral ve torunları marifetiyle yürütülen hayırlar, çoğalarak devam etmekte. Her yıl, Yaylacık’ta yaz aylarında düzenlenen şenlik ve gerçek bir şenlendirme örneği olan hayır yemeklerine binlerce köylü katılmakta, yaşlılar, evlerinden özel araçlarla hayır yemeğine götürülüp getirilmekte, gönülleri kazanılmakta.

Vefatı
Hacı Baba (ks) vefât edeceği (20 Ekim 2000 Cuma) bütün gün boyunca, fakir köylülerden sırf ihtiyaçları görülsün diyerek satın aldığı odunları marangozhanesinde tasnif ederek çalıştı. -Hacı Baba aynı zamanda marangozdu.- Gün henüz batmak üzereydi, evinin merdivenlerden çıkarken yanında bulunanlara “benden buraya kadar!” dedi, akşam namazını kılmasını müteakip kelime-i şehadet getirerek ruh emanetini âlemlerin Rabbi’ne teslim etti.

Hacı Baba, Allah’ın adamıydı. Allah’ın ayı Receb-i Şerif’te ebediyete doğdu. Kendisini ve dahi refikaları Muazzez Hanım’ı ziyarete gittiğinizde Yaylacık köyündeki hâmûşânda iliklerinize kadar Ulu Veli’nin maneviyatını hissedersiniz. Orada, kolonizatör Türk dervişlerinden bir duyuş, Anadolu’nun mânevî fatihi Ebu’l-Hasan Harakânî’den bir sezgi, Ravza-i Mutahhara’dan bir esenlik muştusu karşılar sizi…

Hacı Baba’dan sevenlerine ve açtığı kutlu borç ödeme yolunun hâdimlerine kalan en değerli miras hamle çapındaki iyilik hareketiyle birlikte “İşte, geldik, gidiyoruz. Geriye yaptığımız hayırlar kalacak.” sözü oldu.

Ulu Veli Hacı Baba vasiyeti üzerine ikamet ettiği Ezine’nin Yaylacık köyünde uzun yıllar hâdimi olduğu Ulu Camii’nin ve Ulu Sahabe (ra) Türbesi’nin hemen yakınındaki aile kabristanlığında ebedî âleme sırlandı.

Hacı Baba’nın Silsile-i Şerifi
1. Hz. Seyyid-i Kâinât Muhammed-i Mustafa (sas.)
2. Hz. Ebu Bekir (ra.)
3. Hz. Selman-ı Farisi (ra.)
4. Hz. Kasım İbni Muhammed (ks.)
5. Hz. Cafer-i Sadık (ks.)
6. Hz. Bayezid-i Bistami (ks.)
7. Hz. Ebu’l-Hasen-i Harakani (ks.)
8. Hz. Ebu Ali-i Faremedi (ks.)
9. Hz. Yusuf-ı Hemedani (ks.)
10. Hz. Abdülhalık-ı Gücdüvani (ks.)
11. Hz. Ârif-i Rivgerî (ks.)
12. Hz. Mahmud İncir-i Fağnevi (ks.)
13. Hz. Ali-i Râmiteni (ks.)
14. Hz. Muhammed Baba-ı Semmâsi (ks.)
15. Hz. Emir Külâl (ks.)
16. Hz. Şâh-ı Nakşibend Muhammed Bahâüddîn (ks.)
17. Hz. Alâeddin-i Attar (ks.)
18. Hz. Yakub-ı Çerhi (ks.)
19. Hz. Ubeydullah-ı Ahrar (ks.)
20. Hz. Kadı Muhammed Zâhid (ks.)
21. Hz. Muhammed Derviş (ks.)
22. Hz. Hacegi-i Emkenegi (ks.)
23. Hz. Muhammed Bâkibillah (ks.)
24. Hz. İmam Rabbani Ahmed Faruk es-Serhendi (ks.)
25. Hz. Muhammed Masum (ks.)
26. Hz. Şeyh Seyfüddin (ks.)
27. Hz. Seyyid Nur Muhammed-i Bedayuni (ks.)
28. Hz. Şemsüddin Can-ı Canan-ı Mazhar (ks.)
29. Hz. Şeyh Abdullah-ı Dehlevi (ks.)
30. Hz. Mevlana Ziyaüddin Halid-i Bağdadi (ks.)
31. Hz. Seyyid Taha Hariri (ks.)
32. Hz. Seyyid Taha Hakkari (ks.)
33. Hz. Şeyh MUhammed Esad Erbili (ks.)
34. Hz. Halil Fevzi Efendi (ks.)
35. Hz. Hacı Baba – Celaleddin Topçu (ks.)

 

Kaynak ; ‘Allah’ın adamı’ Hacı Baba’ya rahmet… , İbrahim Ethem Gören , 23.12.2020 , İttifak Gazetesi