Balzad Hacı Baba


Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Balzad Hacı Baba tekkesinden şöyle söz eder Demirci’nin “..iki tekyesi var. Biri Hacı Baba Sultan tekyesi derler bir kârgir kubbe-i âlidir. İçinde Balzad Hacı Baba medfundur. Ayende ve revende içün müteaddid hücreler ve meydan ve sofalar ve ıstabılları ve matbahında nimeti vardır. Fukara (i) Bektaşiyan ile ma-lâmal âsitane idi. Köprülüzade Ahmed Paşa’dan bir alay suhtevat emirler getirüb tekyei medrese idüb suhtevat müstevli olunca canibi erbaadan nizâlar kat olub dersiâmlar vakfullahı berbad etmişler ve berekât-ı Halili uçurmuşlar.” Balzad Hacı Baba-ı Veli Horasan erenlerinden olup başlarındaki zatın emrinde Demirci’nin fethi sırasında şehid düşer. Kabrinin bitişiğinde adını taşıyan tekke vardır. Bu tekke halen Kuran Kursu olarak kullanılmaktadır.

Çimen Dede
Çimen Dede ismiyle bilinen zat Caroğlu Medresesi avlusunda medfun olup kimliği ve hangi asırda yaşadığı meçhuldür.

Dede yanı Dedesi
Dede yanı Dedesi ismiyle anılan zatın kabri ilçeye 10 km. mesafede bulunan Mahmutlar beldesinin girişindedir. Kitabesi yoktur. Hıdrellez merasimleri, yağmur duaları ve diğer dini ve sosyal merasimler burada yapılmaktadır. Kimliği ve hangi asırda yaşadığı tespit edilememiş, fakat halk kerametlerini kabul ettiği için ona bağlanmıştır.

Derviş Şeci Türbesi
Derviş Şeci ilçeye iki km. mesafede bulunan Akdere köyünün üst taraflarında, yüksek bir tepede yatmaktadır. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde oranın Oklu Çambeli diye anıldığını zikreder .

“..Ve bu gûhun ta zirve-i âlâsında Oklu Çam nam mahalle vardık. Sergüzeşti Derviş Şecî nam bir âşık cana on kan idici dağlar gezici candan ezici âdem kesici (re) hzenlik iderler bir garib candır. Bunların önünü (onunun) dahi ok ile canların türaba döküb vücudların hake salar. .. yine de (r) viş piyadece atları leşler ile yedeğe alub Demirci şehrinde hâkime getirüb esvab eşkalleri ile teslim idüb bir köşede karar ider. Bu hali ahalii şehir görüb hamdü sena idüb dervişe nice bin gurug ihsan iderler. Hâkimülvakt dahi haramilerin bir şeyini almıyub cümle dervişe ihsan idüb başına turna telleri takub cümleden melik yakin nüdemalarından eyliyüb dervişe bu şehir icre bağ ve bağçe ve bir hane verüb bir bikri naşüküfte verüb Demirci şehrinde kaldı… Nitekim mezkûr derviş hayatda imiş. Bu Demirci belinde kurd ile koyun yağubali (laubali) gezerler imiş…Ve yine derviş kendi keremlerinden katlitdüğü haramileri dağa getürüb gaslidüb alettertib bir mastaba üzre cenk etdikleri Oklu Çam nam mahalde defn etmişlerdir. Hâlâ etrafları çevrilmiş alçak divarlı mezarlıkdır. Ve kendü içün dahi bir kabir inşa idüb ahali-i şehre vasiyet idüb kırk sene muammer olub badehu ahirete intikal idüb vasiyetleri üzre cümle ahbab dervişi haramilerin (yelekleri) yanında cümleye serçeşme defn etmişlerdir. Hâlâ bu gûhu bâlâ icre Oklu Dede deyu âyende ve revendeye ziyaretgâhdır Ve Oklu Çam deyu meşhuru âfâkdır. Ve hâlâ bu mahalde haramiler âdeme hücum etmeğe cür’et idemezler. Amma aşağı eteklerde ve Demirci şehrine karib yerlerde ulu çamlık içlerinde gayet ihtiraz lâzımdır. Zira bu Demirci Beli ve Oklu Çam Beli Rum ve Arab ve Acemde meşhuru âfâk – bîeman beldir. Ve Oklu Çam denmesinin sebebi tesmiyesi oldur vesselam..”

Derviş Şeci, memleketi şerlerden kurtardığı on eşkıya ile beraber yanyana yatmaktadır. O hadiseden sonra ölünceye kadar Demirci’de kırk sene yaşamış, vasiyeti üzerine adı geçen yere defnedilmiştir. Evlenme çağındaki kızlar tarafından ziyaret etmektedirler.

Durhasan Hoca Türbesi


Durhasan Hoca, ilçeye 27 km. mesafede adını taşıyan büyük bir köyün yakınlarında bulunan Ece mezarlığındaki türbesinde medfundur . Demirci Saruhanoğulları idaresinde iken Durhasan köyü de şimdi Ece mezarı diye anılan mevkide bulunuyordu. Hasan Hoca’nın 1365 yılında İran’ın Horasan Bölgesinin Gümbürdere Kasabasında doğduğu rivayet edilir. Hasan Hoca burada iyi bir eğitim gördükten sonra Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması için önce Konya’ya gelir. Konya’da medrese eğitimi aldıktan sonra yanına çok sevdiği öğrencisi Beyşehirli Hüsnü Efendi’yi de alarak Ece Sultan Karyesi’ne gelir. Hasan Hoca Ece Aşiretinin de reisi olan Ece Sultan’a öğrenci olur. Ece Sultan’ın kızı Halime Hatun ile evlenir.

Ece Sultan’ın vefatından sonra köyün yönetimini Hasan Hoca üstlenir. Ece Sultan aşiretin hem önderi hem hocası olan değerli bir kişidir. Hasan Hoca’nın bilgisi, zekası ve gösterdiği kerametlerle ünü Saruhan Beyine kadar ulaşır. Durumdan zamanın hükümet erkanı haberdar edilince Hasan Hoca onların geleceğini manevi bir işaretle anlayarak bir tencere yemek ve bir ahar da yem hazırlar ve onları bekler. Kırk atlı geldiğinde bir tencere yemekle kırk kişiyi ve bir ahar yem ile kırk atı doyurur. Gelenler hayrette kalırlar. Hocayı alarak yola çıkarlar. Yolda hocayı sorguya çekerek sıkıştırırlar. Gelenler atlı Hasan Hoca yaya olarak yola devam etmektedir. Öyle bir an gelir ki, sıkıştırmalara dayanamayan hoca orada bulunan bir kaya parçasına at gibi binerek bir dua okuyup “ya Allah!”, deyip havalanarak kaya üzerinde ileri doğru süratle gider. Atlılar peşinden dörtnal koştursalar da yetişemeyip ancak gedik denilen bir tepeden Hasan Hoca’yı görürler ve ardından, “Dur Hasan Hoca Dur Hasan”, diye bağırırlar. Hasan Hoca kıbleye karşı dönerek taşı durdurup iner. Bir zaman sonra atlılar yetişirler. Yanına gelince, “Senin ne olduğunu anladık. Sen de bizi gör”, diyerek birliğin kumandanı Saruhanoğulları beyi Hızırşah kılıcını çeker Orada bulunan büyük bir kaya parçasına vurarak ikiye böler. Hasan Hoca bunun üzerine sağ kolunu sıvayarak besmele ile yumruğunu tıpkı hamura daldırıyormuşçasına aynı kayaya daldırır ve omzuna kadar sokarak yukarı kaldırır. Kaya üzerinde hem onların kılıçlarının kestiği yer hem de Hasan Hocanın kolunun açtığı oyukta dirsek ve pazu yerleri gayet bariz bir şekilde görülmektedir. Hasan Hocanın at gibi bindiği kaya ise oturacak yeri eğer şeklinde olup bacaklarını sıktığı yerde baldır ve topuklarının izine benzeyen yerler bellidir. Her iki kaya birbirine 10 metre kadar aralıklı olup Dede Önü mevkiinde bulunmaktadır. Durhasanlılar burada Hıdırellez, asker uğurlama ve karşılama, hacı uğurlama ve karşılama ve düğün gezdirmeleri gibi dini ve sosyal merasimlerini yapmaktadırlar. Bu olaydan sonra Ece Sultan Kariyesi zaman zaman şu andaki köyün olduğu yere taşınarak Durhasan Köyü’nü kurmuşlardır. İki köy arasındaki mesafe dört km’dir.

Eskici Baba Türbesi
Eskici Baba’nın Demircili olduğu ve Hacı Hasan Camii bitişiğindeki bir dükkanda eskicilik yaptığı anlatılır Halk tarafından namaz kılarken görülmediği için devrin derebeyi Şehidoğlu Hacı Ali Ağa’ya şikayet edilir. Ağa bir zaptiye göndererek Eskici Baba’nın getirilmesini emreder. Eskici Baba dükkanında zaptiye ile konuşurken ikindi ezanı okunur. Eskici Baba zaptiyeye, “Evlat bin şu kepengin üzerine ve gözlerini kapa”, der. Beraberce Kabe-i Muazzama’ya vararak namazlarını kılarlar. Orada Demirci delili ile karşılaşırlar ve konuşurlarken delil, “sizin reisiniz Şehidoğlu Hacı Ali Ağa burada gümüş su tasını unutmuştu. Şunu alıp kendisine verin ve selamlarımı söyleyin”, der. Eskici Baba zaptiyenin elinden tutup kepenge bindirir. “Kapa gözünü, aç gözünü evlat”, der ve Hacı Hasan Camii yanındaki dükkanına gelirler. Eskici Baba zaptiyeye gümüş tası verir. “Sen ağaya selam söyle olanları anlatıver”, der. Memleketin hakimi Hacı Ali Ağa telaşlanır ve kendi atını göndererek Eskici Baba’yı davet eder. Eskici Baba’yı davet etmeye gelen zat şu sözleri duyar. “Ya Rabbi!.. Kerametim zehir oldu. Beni affet ve ruhumu kabzet”, dedikten sonra duası kabul olunur ve Eskici Baba ebedi aleme intikal eder. Hacı Hasan Camii’nin minaresi yanındaki selvilerin (eskiden) yanında bulunan kabirin bu zata veya caminin banisi Hacı Hasan Efendi’ye ait olduğuna dair çeşitli rivayetler vardır Bunlar kesin bir neticeye bağlanamadığı ve elde vesika bulunmadığından tam olarak bilinememektedir.

Felahi ve Melahi Türbeleri
Eski kabristanın orta kısmında Hacı Hafız Mehmet Efendi’nin kabri yanında mezar taşlarının bulunmamasından dolayı yeni ölü gömülmek üzere mezar kazıldığında yanyana iki kardeşin kefenlerinin dahi çürümemiş olduğu görülmüş ve yaşlı zatlar burada Felahi ve Melahi’nin kabirlerinin bulunması lazım geldiğini hatırlamışlar ve böylece bu veli iki kardeşin zamanla kaybolan kabirleri meydana çıkmıştır.

Bu zatların evleri Ballı Pınar üstünden giden Selendi Caddesi üzerinde olup sağ taraftaki ev eski Felahi evidir. Bu evin kapısı daima açık olup gelenlere yemek ikram edilirdi. Evin duvarları ayetlerle süslü idi. Buranın bir kısmı 1969 depreminde yıkılmış bulunmaktadır. Hacı Türbek Mahallesi kısmında da Melahi’nin evi bulunmakta ve aradan büyük dere geçmekteydi. İkisi arasında uzun bir mesafe olmasına rağmen bu zatlar ellerini uzatırlar, lazım olan şeyleri birbirlerinden alıp verirlerdi. Anlatılır ki, bu zatların yaşadığı devirde de kendilerine çok itirazlar vaki olup lekeler sürülmüş, böylece devrin kadısı tarafından Sakız adasına bir kaç defa sürülmüşler, fakat her defasında bir hafta 10 gün içersinde dönmüşlerdir. Bunların soyundan bir çok alim ve kadılar gelmiştir. Meşhur kadılardan Molla Mehmet, meşhur alimlerden Göbekli ile maruf Mustafa Efendi, Kuloğlu Medresesi müderrislerindendir. Daha sonra Ahmet ve Rıfat Hocalar, Mazhar Efendi, Mustafa Efendi, Hüseyin ve Hacı Necip Efendiler gelmiş olup Kıstırlar lakabı ile tanınmışlardır.

Haram Yemez Dede türbesi
Haram Yemez Dede halk arasında Heremez Dede diye anılır. Kabri, Çaprazların bağı yanında Heremez Çeşmesi civarındadır. Halk adak yapmaktadır.

Ahırvan Baba
Bir Marifi tekkesi olan Demirciali oğlu Tekkesi’nin (Demircalo) bitişiğinde Ahı Ervan Sultan namı ile maruf bir zatın kabri bulunmakta olup kim olduğu bilinmemektedir. Halk taşında mum yakmakta, adak adamakta olup yanında çam ağacı bulunmakta ve halk arasında Ahırvan Baba denmektedir.

Hasan Yaren Türbesi
Hasan Yaren’in kabri, Demirci dağının Mahmutlar köyü üzerine gelen kısmındadır. Bu mevkiye Kadıoğlu mıntıkası denilmektedir. Bu zatın Türkmen olduğu tahmin edilmekte olup kimliği ve hangi asırda yaşadığı kesin olarak bilinmemektedir. Kabri halk tarafından sık sık ziyaret edilir.

Haydar Baba
Haydar Baba Horasan erenlerinden olup Demirci fatihlerinden ve Balzad Hacı Baba’nın kardeşidir. Anlatılır ki, muharebenin kızıştığı bir anda oklarının bitmesi üzerine taşla taarruza devam ederek şehit düşer. Taşlıpınar Müftü Medresesi karşısındaki misafirhanenin (pınara bitişik) alt katında yatmakta olup mezar işareti yoktur Ancak oraları pisletmek isteyenlere manevi tokadını vurarak kendisini belli etmiş olduğu nakledilir.

İnce Uzun Dede
İnce Uzun Dede Horasan erenlerinden olup Demirci fatihlerindendir. İlçeye 45 km. mesafede bulunan Üşümüş köyüne beş km. mesafedeki Uğurlar mevkiinde İnce Uzun tepesi üzerinde medfundur. Kabrinin boyu sekiz metre olup yontma taş ile Şehidoğlu Mehmet Ağa tarafından yaptırılmıştır. 1791 tarihli kitabesi vardır. Kabrin yanında bulunan iki bina ile fırın yıkıntıları, evvelce burada bir zaviye olduğunu gösterir Üşümüş ve civar köyler yılda bir defa toplanarak hacet yaparlar. Kızılyel (albümin) ve romatizma hastalarının burada Cenab-ı Hakk’a dua ettiklerinde şifa bulduklarına inanılır.

İrezler Türbesi
İlçenin güney batı yönünde, ilçe merkezine üç km. mesafede İrezler Camii ve türbesi bulunmaktadır. İrezler Camiinin bitişiğinde bulunan türbede Hz. Resulullah’ın 22. batından torunlarının mezarları bulunmaktadır. Restorasyon masrafının tamamı Demircili hayırseverler tarafından karşılanmıştır. Bu mezarlarda üç kardeş olan Seyit Hüseyin Reis, Seyit Hasan Reis, Seyit Mugire Reis yatmaktadır. Bu zatların miladi 1484–1534 yılları arasında yaşadıkları rivayet edilmektedir.
Reisler’deki zatların üçünü de gece vakti çeşmede abdest alıp camiye girerken o sırada bağlarda kalmakta olup çeşmeye su almaya gelen Tokadın Sarı Halil, uzun entari ve yeşil sarıklarıyla görür. Korkusundan bir kenara siner ve onların camiye girmelerini bekleyerek sessizce geri döner ve bağlarına gelir. Sağlığında bu yaşadıklarını yakınlarına yeminle anlatır.
2012’de restorasyonu tamamlanan caminin misafirhane inşaatı ve çevre düzenleme çalışmalarına devam edilmekte olduğu görülür. Kültür Bakanlığı İzmir 2 numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından korunması gerekli Kültür varlığı olarak tesciline karar verilmiştir.

Kamçılı Dede
Kamçılı Dede’nin, Horasan erenlerinden olup Demirci’nin fethi sırasında, Reisler’deki eren ile birlikte savaştığı ve şehid olduğu anlatılmaktadır. Yatırı, Reisler’in karşı vadisindeki Ağıl Tarla mevkiinde, çeşme kenarındadır. Kamçılı Dede hakkında şu menkıbe anlatılır Reisler’deki İrezler Camii ve buradaki türbe, bir gece hırsızlar tarafından soyulur. Bu hırsızlık üzerine, Reisler’deki zat, karşı yamaçtaki arkadaşına seslenir. “Şunlara haddini bildireyim mi, ya Kamçılı Sultan !…” Kamçılı Dede cevap verir. ” Sabret ya Reis Sultan, af cezadan daha makbuldür !…”

Kandırılmış Sultan
Kandırmış Sultan Demirci-Kula sınırındaki Yağcı Dağının zirvesinde bulunan bir kuyunun yanında medfundur. Anlatılır ki, iki asır kadar önce Horasan’dan gelerek Yağcı Dağının zirvesinde bugünkü gömülü bulunduğu yere yerleşmiştir. Bu zatın geldiğini haber alan ve nasıl yaşadığını merak eden bölgenin voyvodası Hacı Şabanzade bir gün 20 atlısıyla beraber ziyarete gelir. Bu zat voyvodanın yanına gelmesinden çok memnun olarak kendilerine akşam yemeğine kalmaları için ısrar eder. Hacı Şabanzade teklifi kabul ederek akşama kalır. Bir yandan da bu kadar adamın ve hayvanlarının nasıl yedirilip içirileceğini merak etse de, sabırla neticeyi bekler. Bu zat yaktığı küçük bir ateşin üzerine koyduğu ufacık bir çömlekle bir yemek hazırlamaya başlar ve diğer taraftan da ufak bir ahar (yemlik) da bulunan arpayı hayvanların önüne koyar. Yemek pişince ağa ve maiyetini sofraya davet eder. Kendisi ile beraber 22 kişi o ufacık çömlekten tıka basa yedikleri halde çömlekteki yemek eksilmez ve hayvanlar da aynı şekilde doyuncaya kadar yedikleri halde yem de hiç eksilmez. Hacı Şabanzade, “Derviş bu ne hikmettir 22 kişi bu ufak çömlekten, hayvanlarımız küçük bir ahardan yeyip doyup kandık”, der ve bundan sonra bu keramete izafeten dervişin adı ‘Kandırmış Sultan’ olarak kalır. Yağcı Dağı bu hadiseden sonra dervişe verilen adla ‘Kandırmış Sultan Dağı’olarak anılmaya başlar, ancak İstiklal Harbinden önce Yağcı Dağı adını alır.

Kulak Dede
Kulak Dede’nin kabri Ziya Gökalp Nurettin Kelem İlköğretimokulu altındaki yolun kenarında idi. Bu gün yeri kaybolmuştur. Halk arasında bir adı da Zincirli Arap Dede’dir.

Kutbü’l Aktab Hasan Efendi
Kutbü’l aktab Hasan Efendi hakkında Evliya Çelebi Seyahatname’sinde “Eski Caminin bitişiğinde uçurum başında bir kargir türbede medfundur”, demektedir. Yarköprü yapılmadan önce yolun kayması sonucu üç kabir halinde olan türbe sonradan bir kabirde birleştirilerek bugünkü durumunu almıştır. Burada kendisi, ailesi ve kızının yattığı söylenmektedir. Anlatıldığına göre, bu zat Saruhanoğulları Beyliği zamanında yaşamış olup şöhreti Demirci dışına yayılmış olduğundan zamanın beyi Manisa’ya çağırır ve görüşme sırasında yemek ikram eder. Yemeği yemeyen Kutbü’l Aktab Hasan Efendi ısrar karşısında sofradaki ekmeği eli ile sıkarak ekmekten kan akıtır. “Böyle mazlum ahı ile yoğrulmuş ekmeği yiyemem”, der. Bey bu keramet karşısında kızmakla beraber bir şey diyemez, “Ben de senin ziyaretine geleceğim”, diyerek uğurlar. Bir zaman sonra Hasan Efendi, ilerden beyin maiyetiyle tozu dumana katarak geldiğini görür ve Allah’a iltica ederek, “Ya Rabbi, bana bu adamın yüzünü gösterme, benim emanetimi al”, diye yalvarır ve aile efradı ile birlikte vefat eder, oraya defnedilir.

Sefer Efendi
Sefer Efendi Horasan erenlerinden olup Demirci fatihlerindendir. Kıran (Şeyh-i İlahi) Camii’nin bahçesinde medfundur. Cami bahçesinin güney batısında tarihi kütüphane ile kıblede mihrabın önüne gelen kısımda Sefer Efendi’nin yeri değişmiş olarak yeni kabrinde yatmaktadır.

Sultan Dede
Toprak Dede adıyla da bilinen Sultan Dede’nin kabri, ilçeye 47 km. mesafede bulunan Borlu bucağına bağlı Şelekler köyünün batısında Topraktepe üzerindedir. Anlatılır ki, Sultan Dede, bekar ve aynı zamanda ermiş, sarışın, güzel bir kızmış. Köy çeşmesine ara sıra suya gelir, evine su götürürmüş. Bir gün suya gelirken, Kurban Ali adında bir çoban, onun peşine düşer, kendisiyle evlenmesini teklif eder. Kurban Ali’nin davranışını kendisine yapılmış bir sarkıntılık kabul eden Sultan Kız, çobanın kolundan tutarak, “Bismillah, ya Allah…” deyip onu 500 metre uzaktaki tepeye fırlatır. Sultan, Ali’nin arkası sıra gider, ölmediğini görünce, ikinci kez fırlatır ve çoban Ali köyün üstünde, düştüğü yerde ölür. Ali’yi oraya gömerler. Dede olarak bilinen Sultan Kız öldüğünde daha yukarıdaki tepeye defnedilir. Sultan Dede türbesi ziyaretgah olup çevre köylüler, yağmur duasını ve hıdrellez kutlamalarını burada yaparlar. Çocuğu olmayan kadınlar da bu türbeye giderek dua eder, namaz kılarlar.

Veli Efendi
Veli Efendi, Reislerin karşı vadisinde Kamçılı Sultan’ın mezarının civarında büyük bir keramet göstermiştir. Anlatılır ki, Veli Efendi devrinin Nakşibendi şeyhlerinden olup dervişleriyle birlikte bir köye giderken vakit daralır ve ikindi namazı geçmek üzere iken bütün aramalara rağmen su bulamazlar. Bu durumda Veli Efendi Cenab-ı Hakk’a iltica ederek duadan sonra elindeki asası ile orada bulunan çınar ağacının köküne vurarak su çıkarır ve bu sudan bütün dervişleriyle beraber abdest alarak cemaatle namazları kılarlar. Bu çeşme halen akmakta olup yalnız büyük çınar ağacı zamanla yaşlanarak çürümüş olup ortadan kalkmıştır.

Nurullah Dede
Nurullah Dede yatırı, Çamlıca mahallesindeki Kozağaç Camiinin avlusundadır Bu dede hakkında anlatılan menkıbelerden biri şöyledir Demirci ve çevresinin Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanlılar tarafından işgal edildiği günlerde, düşman askerleri, Nurullah Dede’nin yatırının yakınına çadır kurarlar. Kendileri ve atları türbenin etrafını pisletir, zarar verirler. Bunun üzerine Nurullah Dede gece kalkıp, kendisini rahatsız eden ve türbesinin çevresini kirleten Yunan askerlerini taşlar. Onlara, “Pislettiğiniz yerleri temizleyin, yoksa başınıza büyük felaketler getireceğim”, diye bağırır. Bu uyarı karşısında korkan ve şaşıran Yunan askerler Demirci’yi kısa sürede terk ederler. Halk, Yeniköy, Simav, Gördes, Gediz gibi çevre ilçe ve köylerin Yunanlılar tarafından yakılıp yıkılmasına rağmen, Demirci’nin uzun süre işgal altında kalmamasının ve savaştan az zarar görmesinin sebebini, Nurullah Dede’ye bağlar.
Nurullah Dede’nin türbesi ziyaretgahtır. Çocuk isteyenler, kısmet bekleyenler tarafından sık sık ziyaret edilir. Ziyaretçiler çocukları erkek olursa Nurullah, kız olursa Nuriye adını vaat eder ve Hakk’a yalvarırlar. Geceleri altını ıslatan çocuk bu türbenin etrafında dolaştırılırsa, çocuğun o huyundan vazgeçeceğine inanılır.

Kaynaklar ; Manisa Evliyaları , Abdulhalim Durma

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz