Atabey Gazi Türbesi , Kastamonu – Atabey mahallesindeki Atabey Gazi camiinin güneydoğu köşesinde

Mülkiyeti Atabey gazi vakfına ait olan Cami’nin kitabesinden öğrenildiğine göre, Çobanoğulları beylerinden Atabey Muzafferüddin  Yavlak Aslan 1273 yılında yaptırmıştır. Kastamonu’nun en eski camisi olan bu yapı 1800 ve 1871 yıllarında onarılmıştır. Cami kesme ve moloz taştan yapılmış, ibadet mekanını kırk ahşap direğin taşıdığı bir tahta tavan ile örtülmüştür. Bundan ötürü de halk arasında Kırk Direkli Cami olarak tanınmıştır. Giriş kapısı taştan yapılmıştır.

Rivayete göre Selçuklu devletinde üst düzey komutanlardan birisi olan ve 200 bin çadırlık aşireti ile önemli bir güce sahip bulunan Hüsamettin Çoban Bey Kastamonu’yu fethettiğinde, kalenin hemen eteklerinde bir cami yaptırmis ve ilk Cuma namazını burada kıldırmıştır. Cuma hutbesine çıkarken de, fethin simgesi olarak minbere kılıç kuşanarak çıkmıştır. Daha sonradan torunu Muzafereddin Yavlak Arslan tarafından ilk yapılan cami yıkılarak yerine bugünkü Atabey camii inşa edilmiştir. Ancak fethin ardından kılınan ilk Cuma namazında minbere kılıçla çıkan Hüsamettin Çoban Bey’in başlattığı gelenek sonradan da devam ettirilmistir. Günümüzde de Atabey cami’mde imam hala Cuma hutbesi için minbere çıkarken kılıç kuşanma geleneğim devam ettirmektedir.

Caminin güney duvarının hemen doğusunda da Atabey Gazi Hazretlerinin türbesi bulunmaktadır. Türbede bu zatın dışında kimin yattığı kesin olarak bilinmemekle beraber, Muzaffereddin Yavlak Arslan’ın mefdun olduğu kesin olarak bilinmektedir. Cami ve türbe son olarak 2009 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafında restore edildi.

Türbede medfun olan Atabey ‘in adı belli olmamakla beraber tarihî kaynaklar Kastamonu fatihi olarak Hüsameddin Çoban Bey’i göstermektedir. Son yıllara kadar kale kilidinin sandukasının başında asılı durması ve türbe duvarındaki levhada yazılı bulunan:”Eazım-ı Rical-i Selçukiyye’den Fatih-i belde Atabey Gazi Hazretlerinin türbe-i Şerifesidir” ibaresinden bu Atabeyin Hüsameddin Çoban Bey olduğu anlaşılmaktadır.

Hüsameddin Çoban Bey’in Anadolu Selçuklu Devletinin ilk hükümdarı Kutalmış oğlu Süleyman Şah’ın seçkin emirlerinden Kara Tekin’in soyundan geldiği kabul edilmektedir. (Kara Tekin, 1074 M. yilinda Sinop ve Kastamonu havalisini fetheden Danişmentliler Devleti emindir ve Çankırı’da medfundur).

Çağdaş kaynaklarda bildirildiğine göre Hüsameddin Çoban Bey, Anadolu Selçuklu Devleti’nin önde gelen komutanlarından biridir. Melikü’l ümera unvanına bakılırsa sıradan bir bey olmayıp Bizans sınırlarındaki “Uç” tabir edilen bölgenin Beylerbeyidir. Binaenaleyh, sınırları Sinop’un batısında kain bir noktadan Kastamonu, Devrek, Bolu, Eskişehir, Kütahya ve Denizli’yi içine alan bir yay şeklinde Akdeniz’de Fethiye Körfezine kadar uzanan bölgenin tamamı Hüsameddin Çoban Bey’in liderliğindeki Kayı Boyunun yönetiminde bulunuyordu. Aralarında Ertuğrul Gazi‘nin de bulunduğu bütün Kayı beyleri bu beylerbeyi’ne tabi idi.

Muzafereddin Yavlak Arslan döneminde Hoylu Hasan Bin Abdüldülmümin tarafından yazılan bir eserin mukaddimesinde yer alan, “Melikü’I ümera ve sipah-büd-ı diyar-ı uç” unvanlarından Beylerbeyi sıfatının Çobanoğulları Beyliği’nin yıkılmasına kadar Kastamonu beylerinin uhdesinde kaldığı görülmektedir. Bu durumda Ertuğrul ve Osman Beyler Söğüt civarında bir oymağın beyleri sıfatıyla yaşadıkları devirde kuzey-batı Anadolu sınırlarının muhafazası ile görevli bulunan Çobanoğulları Beyliği’ne tabi bulunuyorlardı.

Hüsameddin Çoban Bey ve oğulları Bizans’ı Paflagonya Bölgesinden atarak sürekli mücadelelerle zayıflatmış ve küçük bir bölgeye sıkıştırarak nöbeti Osmanlı’lara devretmiştir. Osman Bey’in Söğüt Yaylası’nda temellerini attığı muhteşem imparatorluğun mayasında Kastamonu’nun payı küçümsenemeyecek ölçülerdedir. Bugün gururla yad ettiğimiz Osmanlı Devlet geleneklerinin tecrübelerle olgunlaştığı yer olarak Kastamonu, Türk-îslam tarihinde müstesna bir mevkie sahiptir.

Atabey Gazi Türbesi, Atabey Camiinin Güneydoğu köşesindedir. Yerli tuğladan yığma tekniği ile yapılmış, üzeri aynı teknikle kubbe biçiminde örtülmüştür. İçeriden bakıldığında sekiz köşeli, dışarıdan yuvarlaktır. 3.8×3.8 Metre ebadındaki türbenin kapısı güney duvarından açılmaktadır.

Türbe ile cami arasını birleştirmek suretiyle meydana getirilmiş 4×6 metre ebadındaki duvarları moloz taşı ve harçla örülmüş olan döşemesi tahta, tavanı ahşap tonozlu bölüm son restorasyonda kaldırılmıştır.

Türbe iki katlı olarak inşa edilmiş olup zeminde mezarlar üst katta ahşap sandukalar vardır. Cesetler toprağa gömülü olup sandukalar işaret için konulmuştur. İçinde iki adet tahta sanduka vardır. Diğerine göre daha büyük olanı bölgenin fatihi Atabey Gazi’ye aittir. Son restorasyon esnasında kaldırılan bölümden çıkan mezar şahidelerine göre buradaki mezarlardan birisi 1227/1812 tarihinde vefat eden Bayrami Şeyhi Şemseddin Efendi diğeri de 1234/1818 tarihinde vefat eden eşi Gülsüme Hanım’a aittir.

Atabey Gazi Türbesinin civarındaki kabristan, aralarinda alim, şair, tabip, mühendis ve müderrislerin bulunduğu; Her biri sahasında emsalsiz olan çok sayıda zevatın ilmî sohbetlerinin hiç aksamadan devam ettiği bir meclis gibi görülmektedir.

Kaynak
Kastamonu Camileri – Türbeleri – ve diğer Tarihi Eserler – Fazıl Çifçi – Kastamonu Belediyesi

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz