Şeyh Ahmet Efendi Türbesi ; Kastamonu – Gölköy’de Şeyh ahmet camii yanındadır.

Şeyh Ahmet Efendi , İhsan Ozonoğlu tarafından yapılmış arapça vakfiyeye göre 1206 tarihinden önce Horasan’dan Kastamonu’ya göç etmiştir. Kastamonu’nun Çobanoğulları hakimiyetine 1212 yılında girdiği göz önüne alınırsa zaviyenin kuruluşu Çobanoğullarından öncedir ve bölgenin en eski zaviyesidir.

Menkıbeye göre Şeyh Ahmet Efendi ; Bizanslılara karşı savaşmış , Kayseri, Tokat, Amasya, Çorum, Osmancık, Çankırı ve Kastamonu’yu Rumlardan alan Anadolu Fatihi Alparslan komutanlardan biridir. Şu an kendisinin yatmakta olduğu türbesinde halen muhafaza edilen sancaklardan birisinin onun ordusunun sancağıdır.

Türbe ve camii merkeze bağlı Gölköyün orta mahallesindedir. Bina 1991 yılında yardım severler tarafından betonarme olarak yenilenmiştir. İlk restorasyonu 1975 yılında Vakıflar genel müdürlüğü tarafından yapılmıştır. Çatısı ahşap, üzeri kiremitlidir. Bir abdesthane , bir lojman , birde çorbaevi vardır.

6×6 metre ebatındaki türbenin içinde büyüklü küçüklü 7 adet işaret sandukası vardır. Bunların kime ait olduğu bilinmiyorsa da birinin zaviyenin kurucu Şeyh Ahmet’e ait olduğu kesindir.Türbenin civarındaki zaviye, Kastamonu’da kurulmuş ilk zaviye ve vakfiyesi de ilk vakfiyedir.

Türbenin çevresinde Tekkeşinler Mezarlığı vardır. Burada zaviyede şeyhlik veya başka görevlerle hizmet etmiş yahut nesep yoluyla ilgisi olan zevattan tesbit edilebilen isimler şunlardır ;
1-Şeyh Ahmet’in oğulları Ali ve Mustafa Efendi
2-Şeyh Ahmet Hulusi Efendi (Nakşibendî Halidî Şeyhi Ahmet Siyahî Efendiden icazetli)
3-Şeyh Seyyid Raşid Efendi ve oğulları Osman, Adil, torunu Hamza Efendi,
4-Şeyh Seyyid Kamil Efendi ve oğulları Mehmet Ali, İsmail, Mehmet ve oğullan Ahmet ve Abidin
5-Şeyh Hamza Efendi.
(Raşid Efendi’den itibaren bu isimler 1334/1915 tarihli Mehmet Reşad tarafından Hamza Efendice verilmiş olan Şeyhlik beratında geçmektedir)
Şeyh Ahmet Efendi’nin bu türbeye gömülmesinin asıl sebebi; Rumlarla savaşırken bir rum komutan tarafından şehit edilip kafasının kesilmesi , kafasının yaklaşık bir km yuvarlanarak türbenin yanında durmasıdır.

Şeyh Ahmet Efendi büyük bir komutan olmasıyla birlikte , kurduğu zaviye ile fakirlere yardım edip yoldan geçen yolculara, aç ve fakirlere ikram bulunup çorba ikram edermiş. Hatta zaviyenin vakfiyesinin şartlarının birisi de yemek ikram geleneğidir.

Tekkeşin Çorbası adıyla kazan kazan pişirilen çorbalar misafirlere hiçbir karşılık beklemeden ikram ve hediye edilirdi ve bu gelenek hala sürmektedir. Çevre halkı tarafından şifa olduğu kabul edilen çorbanın ikram edildiği günlerde Şeyh Ahmet Türbesi gerçekten görülmeye değerdir. Hatta bazı kişiler bu mübarek günlerde sabahın erken saatlerinde bir geyiğin türbeyi ziyaret edip gittiğini söylüyorlar.

Göl Köy de 800 yıldır devam eden bu güzel Tekkeşin çorbası yapma görevi 15 Tekkeşin Ailesi tarafından yürütülmektedir. Bu aileler genelde Göl Köy’ün orta mahallesinde yaşamakla beraber Ankara ve İstanbul’a göç eden diğer ailelerdir. Bu kişiler bu geleneği sıraları geldiğinde hiç aksatmadan severek yerine getirirler. Her yıl Ramazan ve Kurban Bayramlının yanı sıra Regaip kandili olmak üzere üç kere yapılır.
Tekkeşin Çorbasının hazırlanışı ;
Çorba sırası kimde ise aile çorbanın ana maddesi olan yufkayı yaz döneminden açıp kurutmalıdır. Yaklaşık 4 çuval un eğer hava güneşli ise 3 gün içinde 30-40 kişiden oluşan bir grubla yufkalar yapılır. Sabahleyin başlayan yufka açma işlemi öğleyin son bulur. Yufkanın kuruması gerekir. Sohbet yaparak zevkle açılan yufkalar , temiz örtülerin üzerine serilir ve akşama kadar başında yağmur yağmaması için dua edilir. Akşam üzeri kurumuş olan yufkalar kırılarak çuvallara doldurulur. Yufkalar çorba yapma günü gelinceye kadar rutubetsiz ortamda saklanır.

Çorba gününe bir hafta kala Tekkeşinlerde telaş başlar. Pirinçler ayıklanır , kazanlar , kepçeler , misafirler için oturacak yerler hazırlanır. Bir gün önceden kilolarca fasülyeler haşlanır, soğanlar kavrulur, içinin baharatını oluşturan başta nane , biber, tuz, kırmızı biber ve salça hazırlanır.

Arefeden bir gün önceden bile adak koyunlar gelmeye başlar ve herkes çorbanın hangi Tekkeşin ailesinden olduğunu birbirine sorar.

O gün geldiğinde güneşin ilk ışıklarıyla çorba pişirilecek Tekkeşin hanesinde toplanılır. Dua yapıldıktan sonra ilk çorba suyu ateşe koyulur ve ilk misafirler gelmeye başlar. Sabahın erken saatlerinde artık herkes tarafından bilinen Göl Köyüne sadece yan köylerden değil diğer ilçe ve bucaklardan bazen de illerden arabalarla şifalı çorba almaya gelirler. Eskiden bir kazan komşulara bir kazan da cami de yenirmiş . Öyle ki bazen 15 kazan çorba pişer de yine de yetmez.

Gün boyunca her gelen çorba kaplarını boş getirmez, evinde neyi varsa Şeyh Ahmet’in canı için pirinç, buğday, arpa, yağ , yoğurt , ekmek , yumurta , tavuk ve adakları getirirler. Getirdikleri tahılı Tekkeşin hanesindeki bereketli tahıllarla değiştiriler. İnanışa göre tavuğu hasta olan biri o tavuğun yumurtasını Tekkeşinlerin yumurtasıyla değiş tokuş yapar ve bu yolla tavuğunun iyileşeceğine inanır. Getirdikleri şeyleri şifalı çorbaya katkıda bulunmak için de getirirler ve böylece yapılan dua ile çorbanın sevabından nasibini alır.

Çorba pişmeden önce gelenler kazanın etrafında onlar için hazırlamış oturacaklara otururlar. Hem sabırsızlıkla çorbanın pişmesini beklerler, hem de uzun süredir görmedikleri komşu ve akrabalarıyla konuşma fırsatı bulurlar. Çorba herkese açık olduğu için ister kırk yıllık küs ister dargın yinede ona da çorba verilir.

İçine katılan su, yufka, fasülye, soğan, yağ, salça, pirinç, nane, biber hiçbir zaman evde tadamayacağımız lezzeti verir. Lezzetli olması için herşeyden bol katılır ve herbiri farklı diyardan gelen bu yiyecekler çorbaya lezzet kadar.

Gün boyunca gelenler hem yardımlarını hemde dualarını eksik etmezler. Gelenler Şeyh Ahmet türbesini ve camiini ziyaret edip fatiha okumadan ayrılmazlar.

Kaynak
Kastamonu Camileri – Türbeleri – ve diğer Tarihi Eserler – Fazıl Çifçi – Kastamonu Belediyesi
İhsan Ozonoğlu ; Emekli Kütüphane müdürü

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz