Ahmed Remzi Akyürek

tarafından
224
Ahmed Remzi Akyürek

Kayseri – Seyyid Burhaneddin Türbesinde

Ahmet Remzi Akyürek,  Son Mevlevi şeyhlerindendir. (Kayseri, 1872 – Kayseri, 6 Kasım1944). İlim, irfan ve fa­zilet sahibi bir mutasavvıf ve şairdir.

Kayseri Mevlevihanesi’nde doğdu. Soyca Mevlevi bir ailenin çocuğu olarak dünya­ya gelen Ahmet Remzi‘nin ceddi Seyyid Süleyman Türabıdir. Kayserili olan Sü­leyman Türabı Mevlana dergahı postnişi­ ni Mehmed Said Hemdem Çelebi’nin mürşididir. Süleyman Türabınin Mevla­na soyundan geldiği bilinmekle beraber bunu ispat edecek elde herhangi bir bel­ge yoktur. Remzi-name adlı eserin yazarı Hüseyin Vassaf Bey bu hususu Ahnet Remzi Dede’ye sormuş ve ondan ceddi hakkında “Öyle bir Şeref-i manevileri varsa yazılmamakla zayi olmaz” cevabını almıştır.

Konya’dan Kayseri’ye göçen Süleyman Türabi 1835’de Kayseri’de öldü. Mezarı Mevlana’nın hocası Seyyid Burhaneddin Hazretlerinin Türbesi’ndedir. Ahmet Remzi Dede, Türabi’nin mezar taşındaki manzum kitabeyi dokuzar mısralı kıtalar­dan oluşan bir musanunat (beyitleri kafi­yeli dört kısımdan ibaret manzume) hali­ne getirdi. Seyyid Süleyman Türabi‘nin oğlu Seyyid Ahmed Remzi el-Mevle­vi’dir. Bu zat da Kayseri Mevlevihane­si’nde şeyhlik yaptı. 1865’te öldü, Seyyid Burhaneddin Hazretlerinin Türbesi’nde babasının yanına gömüldü. Seyyid Ah­med el-Mevlevi‘nin oğlu Seyyid Süley­man Ataullah Efendi, Ahmet Remzi Ak­yürek‘in babasıdır. Süleyman Ataullah 1872’de Kayseri Mevlevihanesi’nde 50yıl şeyhlik yaptı, bir ara Kayseri Müftülüğü görevinde de bulundu.

Akyürek, sıbyan mektebini ve rüştiyeyi bitirdi, aynı zamanda babası Ataullah Efendi’den ve

Ahmet Remzi Akyürek bazı dostları ile, oturanlar: (sağdan) Suud Ebus­ suudoğlu, Tahir Olgun, Ahmet Remzi Akyürek, Zahid Hasırcıoğlu, Abdül­ baki Baykara; ayaktakiler: Hulusi Karadeniz, Baha Kahyaoğlu(İ. Kara Arşivi)

Ahmet Remzi Akyürek bazı dostları ile, oturanlar: (sağdan) Suud Ebus­ suudoğlu, Tahir Olgun, Ahmet Remzi Akyürek, Zahid Hasırcıoğlu, Abdül­ baki Baykara; ayaktakiler: Hulusi Karadeniz, Baha Kahyaoğlu
(İ. Kara Arşivi)

eniştesi Göncüzade Nuh Efendi‘den özel dersler gördü. Ulemadan Müridzade Ali Efendi’den icazetname al­dı. Babası Ataullah Efendi şair olmaması­na rağmen şiir sever ve şiirlerin anlamla­rını da bilirdi. Oğluyla yakından ilgilenen Ataullah Efendi okuduğu manzumelerle oğlunu eğlendirmeye çalıştığı için küçük yaşlardan itibaren ona şiir zevkini tattır­dı. Babasının okuduğu şiirlerden etkilenerek kendisinde de şiir söyleme hevesi uyanmaya başladı. Küçük yaştan itibaren yazdığı şiirlerini, babasının dostlarından Hisarlıkçızade Salim Efendi ve Sami Efendi düzelterek onun şiir ve edebiyat zevkini geliştirdiler. İlk olarak Konyalı Şem’i’nin Divan’ını okuyarak şiir deneyi­mini artırdı. Şair Sami Efendi, Ahmet Remzi Efendi’ye İran edebiyatının ünlü mutasavvıf şairi Camı’nin eserlerini oku­tarak onun Farsçasını geliştirdi.

İbnül Emin Mahmud Kemal İnal’ın nak­lettiğine göre Ahmet Remzi Efendi rüşti­yede şehadetnamesini aldığı sırada idare meclisi üyelerinden Rifat Bey “Mevlevi dir sevdiğim her dem külah eyler bana”, mısramı okuyunca Ahmet Remzi Efendi derhal “Sen külah etme beyim kimse kü­lah etmez sana” deyivermiş. Fıkrayı nak­leden İbnül Emin bu hazır cevabına bin aferin demekten kendisini alamamıştır.

Ahmet Remzi Efendi, 1892’de İstanbul’a giderek Divan-ı Muhasebat’a mülazım (stajyer) olarak devam etti. Bu arada Ye­ nikapı Mevlevihanesi Şeyhi Celaleddin Efendi‘ye intisap edip el aldı. Daha önce babası tarafından sikke giydirildiği halde Celaleddin Efendi tarafından yeniden sikke giydirildi. Bu sırada Ahmet Remzi Efendi’nin Veled Çelebi (izbudak) yardı­mıyla Fuzuli’nin bir gazeline yazdığı tah­ misi bastırıldı.

İlginizi Çekebilir  Zeynel Abidin Türbesi

Ahmet Remzi Efendi İstanbul’da bir yıl kadar kaldıktan sonra Kayseri’ye döndü. Ahmet Remzi Efendi, ilim irfan sahibi, Mevlevi ve şair bir zat olan Kayseri Mu­tasarrıfi Nazım Paşa’nın yardımıyla Kay­seri İdadisinde ahlak ve ulum-ı diniyye (din dersi) hocalığına tayin olundu. Bir yandan da medreselerde okuyan ve ken­dini yetiştirmek isteyen talebelere Mevla­na’nın Mesnevi’sini, Şirazlı Sa’di’nin Gü­listan ve Bostan adlı eserlerini ve Farsça tanınmış bazı eserleri okuttu. Böylece birçok gencin yetişmesine yardımcı oldu. Ahmet Remzi Efendi Meşrutiyetin ila­nından sonra izinli olarak gittiği Kon­ya’da Vahid Çelebi’nin isteği üzerine Kayseri’deki görevinden istifa ederek Konya’ya gitti. Dergahın camisinde her sabah Çelebizadelere Mesnevf-i Şerifi okuttu. Hatta Vahid Çelebi, Çelebizade­lere “Bir şeyhzade sizlere Mesnevi okutu­yor.” diye Ahmet Remzi Efendi’yi onlara örnek göstermiştir.

Konya’da bir yıl kadar kaldıktan sonra Kütahya Mevlevihanesi’ne şeyh vekili olarak gönderildi. Kütahya’da gençlere dersler verdi. Ramazan ayında her gün ikindi namazından sonra Mesnevi okut­tu. Kütahya’da dokuz ay kaldıktan sonra Kastamonu Mevlevihanesi şeyhliğine ta­yin olundu (1909). Harap bir halde bul­duğu Mevlevihane’yi tamir ettirdi, hücre­leri temizletti ve bahçesini düzenletti. Şa­ir ve Edip Süleyman Nazif o sırada Kas­tamonu Valisidir. Ahmet Remzi Dede ile ilk görüştüğünde “Meşihatınız peder­ mande midir?” (Babadan kalma mıdır?) diye sorar. O da “Hayır Huda’dandır. (Hayır, Allah vergisidir); lehül hamd ber­ hayattır ve Kayseri Mevlevihanesi şeyhi­dir.” diye cevap verir. Mevlevilik tarihinde baba ile oğlunun aynı zamanda iki ay­rı tekkede şeyhlik yapmasına pek rastlan­mamıştır.

Ahmet Remzi Dede, Kastamonu Mevle­vihanesi’nde şeyhlik yaparken Konya dergahı makamı

Ahmet Remzi Akyürek kütüphanecilik yaptığı yıllarda (H. Mazıoğlu Arşivi)

Ahmet Remzi Akyürek kütüphanecilik yaptığı yıllarda (H. Mazıoğlu Arşivi)

Halep Mevlevihane­si’nin durumunu incelemesi ve o çevre­deki tekkeleri de gözden geçirilmesi için görevlendirdi. Bunun üzerine Halep’e gitti. Ayrıca Antep, Urfa, Şam, Kudüs şe­hirlerini dolaştı, oraların ileri gelenleri ve alimleriyle de tanıştı. 1913 tarihinde Ha­lep Mevlevihanesi şeyhliğine atandı. Bu Mevlevihane’nin işlerini yoluna koydu ve o havalide zayıflamış olan Mevleviliği canlandırdı. Halep Mevlevihanesi’nde yapılan ayinlere halk büyük ilgi gösterdi. Bunların arasında Museviler ve Ermeni­ler de vardı. l. Dünya Savaşı başlayınca Mücahidin-i Mevleviyye adlı gönüllüler taburunun başında bulundu ve Filistin Cephesine, Şam’a ve Medine’ye gitti. Hz. Peygamber’in türbesi Ravza-ı Mutahha­ra’yı ziyaret etme mutluluğuna da erişti. Kendisine Gönüllü Mevlevi Taburu’nda­ ki üstün gayreti dolayısıyla Harp Madal­yası, Berat ve Nişanı verildi.

1924 tarihinde İstanbul’da Üsküdar Mev­levihanesi şeyhliğine atandı. O sıralarda Mevlevihane oturulamayacak kadar ha­rap durumdaydı. Daha önce gittiği yer­lerde yaptığı gibi buranında her tarafını onartmıştı. Dostları yeni durum için se­vinçlerini şiirlerle belirttiler.

Yenikapı Mevlevihanesi şeyhi Abdülbaki Dede‘nin tarih manzumesi Remzi Dede’nin odası­na asıldı. Buradaki Şeyhliği süresince se­mahanede 15 günde bir ayin düzenledi, belli günlerde camilerde Mesnevii Şerif okuttu. İstanbul Meclis-i Meşayih Üyeli­ği, Medresetül irşadda tasavvuf müderris­liği, Üsküdar Müftülüğü idaresinde tek­kelere ait işlere bakan mecliste üyelik gö­revlerinde bulundu.

İlginizi Çekebilir  Seyid Ali Türbesi

2 Eylül 1925 tarihinde tekke ve zaviyele­rin kapatılması üzerine Üsküdar Selima­ğa Kütüphanesi Başmemurluğuna (Mü­dürlüğüne) tayin olundu. Mevlevihane hayat boyu olmak şartıyla kendisine ve­rildi. Remzi Dede, Kütüphanede yoğun bir çalışmaya girdi. Kitapların tasnif ve tanzimiyle uğraştı. El yazması eserlere ait fişler hazırlatarak bunlarda eserin yazan ve konusuna ait önemli bilgiler verdi. İl­ gisini çeken Arapça birkaç eseri de Türk­çeye tercüme etti. Mevlevi yolunda ka­zandığı engin insan sevgisi, derin bilgisi ve öğretme aşkıyla kendisine başvuranla­rın müşküllerini halletti. Kütüphane’ye gelen araştırmacılarla ilgilenerek yetiş­melerine yardımcı oldu.

1 Şubat 1937’de Selimağa Kütüphanesin­deki görevinden istifa etti. Bu sırada ken­disi gibi eşi de yaşlı olup birbirlerine ba­kamayacak durumdaydılar. Ankara’ya yerleşerek üç kızı ve torunlarıyla birlikte rahat ve mutlu yaşadılar. Bu arada şiir yazmayı da bırakmadı. Şiir onun için su ve ekmek gibi aziz ve gerekliydi. Kızları, torunları ve yeğenleri hakkında yazdığı şiirlerle zamanını geçirdi.

Ankara’da daha çok ortanca kızı Lütfiye Cıngıllıoğlu’nun yanında kaldı. Remzi Dede bir gün yürüyüş yaptığı sırada zamanın Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’le karşılaştı. Ankara’da artık kızla­rında kalmak zorunda olduğunu öğre­nince “Bütün gün evde kalmaktan usa­nırsınız. Ankara’da Eski Eserler Kütüp­ hanesinde el yazması pek çok eser vardır. Orada sizin uzman olarak bulunmanız çok yararlı olur.” diye teklifte bulunarak kabul etmesini rica eder. Kitaplarla haşır neşir olmaktan ve ilim taliplerine yardım etmekten büyük mutluluk duyan Remzi Dede yaşının ilerlemiş olmasına rağmen teklifi kabul eder. Eski Eserler Kütüpha­nesi o zaman Atatürk Bulvarı’ndan Ulus’a giderken sağda Kedi seven Soka­ğı’ndaydı. Kütüphaneler Genel Müdürü Aziz Bey, Kütüphane Müdürü Hamdi Bey’dir.

Ahmet Remzi Dede, Türkçeyi en iyi bi­lenlerdendir. Onda engin bir Türkçe sev­gisi vardı. Divan edebiyatı tarzındaki şiir­lerinde Arapça ve Farsça sözcükler ve tamlamalar bulunmakla beraber dili sağ­ lam, ifadesi Türkçedir. Türkçeyi bütün zenginliği ve anlam incelikleriyle kullan­dı. Atasözleri, deyimler, konuşma kalıp­ları, hatta bazen mahalli sözcükler ve söyleyişler bile gözünden kaçmamıştır. Ahmet Remzi Dede‘deki Türk dili sevgisi onda güçlü bir Türklük ve milliyetçilik duygusu meydana getirmiştir. Mevlana gibi Ahmet Remzi Dede de Türklüğüyle öğünmüştür.

Ahmet Remzi Akyürek‘i Kayserili hemşe­rileri son Osmanlı Mebuslar Meclisine üye seçmelerine rağmen istifa ederek gitmedi (1919). Aynca Atatürk kendisine milletvekilliği önermişse de Remzi Dede yetişme tarzının bu görev için elverişli ol­madığını belirterek özür dileyip kabul et­memiştir.

Ahmet Remzi Dede gayet zeki, bilgisi de­rin büyük bir alim, son derece alçakgö­nüllü, gösterişten hoşlanmayan gerçek bir mümin ve tam bir derviştir. İlme ve terbiyeye önem veren, doğru sözlü, nur yüzlü büyük bir insan ve güçlü bir şairdir. İlim okuyarak öğrenilir. İrfan da nefis ter­biyesiyle kazanılır. Şairlik ise fıtridir yani Allah vergisi olup yaratılışta vardır. Alim. arif ve şair olan Remzi Dede, divan edebiyatı şiirinin ve milli halk edebiyatımızın zevkine sahipti. Şiirlerini hem aruz hem de hece vemiyle yazdı. Divan edebiyatı şiirleri “elsine-i selase” Arapça, Farsça sözcüklerle ve tamlamalarla yazdı. Fars­ça olarak yazdığı Divançe’si henüz basıl­mamıştır. Arız vezniyle ve ebced harfle­rinin sayısıyla tarih düşürmekte çok usta­dır. Tanıdığı  kişiler, özellikle Kayseri’nin köklü aileleriyle alimlerinin ölümlerine tarih düşürmüştür. Bu arada kayınpederi Feyzizade Feyzullah Efendi’nin 1225/ 1810’da ölümüne tarih düşürmüştür. Kendi kızlarının, torunlarının ve yeğenle­rinin, aynca tanıdığı dostlarının çocukla­rına doğum tarihleri düşürmüştür. Kül­tür adamlarımız ve edebiyatçılarımız için tarihleri vardır. Hasan Ali Yücel’in Milli Eğitim Bakanı oluşunu manzum tarihle tespit etmiş, Mehmet Akif Ersoy’un, Abdülhak Hamid’in ve daha bir çok şahsın ölümlerine tarih düşürdü.

İlginizi Çekebilir  Şemsi Baba

Ahmet Remzi Dede‘nin gönlü her türlü yeniliğe açıktı. Teknik ilerlemelerden yararlana­rak yapılan faydalı yapılardan memnun olup onlar için tarihler yazdı. Böylece Remzi Dede yaşadığı devri bütün yönle­riyle şiirlerine aksettirdi.

Ahmet Remzi Dede’nin yaşı epeyce iler­lemiş olduğundan son nefesini ata, baba diyarında vermek arzusuyla Kayseri’ye döndü ve orada hayata gözlerini yumdu.

Seyyid Burhaneddin Türbesi bahçesindeki mezarı

Seyyid Burhaneddin Türbesi bahçesindeki mezarı

Dedelerinin, babası Şeyh Ataullah Efendi ve kardeşi Şeyh Hüsameddin Efendi‘nin gömülmüş oldukları, Mevlana’nın hocası Seyyid Burhaneddin Muhakkık-ı Sırdan Hazretlerinin Türbesi’ne defnedildi. Ce­nazede halk çok kalabalık olup tabut par­maklar üzerinde taşındı. Şairlerden Nuri Gencosman, Tahirü’l-Mevlevı (Olgun), avukat Bitlisli Hulusi, Arif Nihat Asya, Şevket Kutkan Ahmet Remzi Dede‘nin vefatına manzum tarihler düşürdüler.

Onun ilminden ve edebi birikiminden is­tifade edenler arasında Süheyl Ünver, Fe­ridun Nafiz Uzluk, Saadettin Nüzhet Er­gun, Nihat Çetin, Ziver Tezeren, Hakkı Süha Gezgin, Arif Nihat Asya ve M. Ka­dir Keçeoğlu (Yaman Dede)‘dur. Özel­likle Feridun Nafiz Uzluk yedi yıl Dede ile birlikte kalmış ve kitaplarını yazarken Dede’den yararlanmıştır.

Ahmet Remzi Dede’nin yazdığı eserleri­nin hepsi bastırılmamıştır. Basılmış olan­lar çok faydalı kitaplardır. Basılmış eser­ lerinden biri olan Miftahü’l-Müellifin Fihristi adlı eseri onun çok büyük bir sa­bırla çalışan bir ilim adamı olduğunu göstermektedir. Bu eseri sayesinde Bur­salı Mehmed Tahir Bey’in üç cilt olan Osmanlı Müelliflerlnden yararlanma imkanı artmıştır.
Eserleri: Basılı olanlar: Manzum Kavaid-i Farisi (1898); Tuhfetü’s-Sai’imin (1898); Ayine-i Seyyid-i Sırdan (1898); Mir’at-ı Zeyne’l-Abidin (1899); Münacat-ı Haz­ret-i Mevlana (1917); Bir Günlük Kara­man Seyahatnamesi (1908); Bergüzar (1915); Tarihçe-i Aktab (1912); Gülzar-ı Aşk (1918); Reh-nüma-yı Ma’rifet (1928); Tuhfe-i Remzi (1925); Fihrist-i Hub, Üs­lüb-i Mergüb, Mifhatü’l-kütüb ve Esami-i Müellifin Fihristi (1927); Zaviye-i Fukara (1948); En-Nüshatü’ş-Şafiyye fi-Terce­meti’s-Sohbeti’s Safiyye (1948); Mahbü­bü’l-Ehibbe (1982). Basılmamış eserleri: Kayseri Şairleri; Lübb-i Fazilet, Tabsıra­ tül Mübtedi ve Tezkiretü’l-Müntehi Ter­cümesi; Divan; Farsça Divançe.

Ahmet Remzi Dede’nin basılınamış olan eserleri Hasibe Mazıoğlu’nun Ahmet Remzi Akyürek ve Şiirleri (Ankara 1987) adlı kitabında bulunmaktadır.

 

Kaynak ; Kayseri Ansiklopedisi 

             Kayseri ve Çevresinde Ziyaret Yerleri , Kayseri Büyükşehir Belediyesi Yayınları

             Kayseri’nin Manevi Mimarları , Muhsin İlyas Subaşı , Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları

             Kayseri İlmiye Tarihinde Meşhur Mutasavvıflar , Ali Rıza Karabulut , Seyyid Burhaneddin Vakfı

             Kayseri Uleması , H. Mehmed Zeki Koçer