Siirt – Tillo – Dereyamaç köyünde , köy camiinin hemen arkasında

Önceleri merkeze bağlı bir köy konumundayken ilçe olması üzerine Tillo’ya bağlanan Fersaf köyünde dünyaya gelen Muhammed El Fersafi (1816-1891)’nin lakabı Hazin’dir. Bu lakabın bir istiğrak halinde kendisine ait salavat-ı şerifesini söylerken, “Kul Ya Hezin, Kul!” hitabına mazhar olduğu ve kendisine bizatihi Hazret-i Muhammed tarafından verildiği, nakledilir.

Moğolların Bağdad’ı işgal etmeleri üzerine şerif olduğu (Hazret-i Hasan’ın soyundan geldiği) belirtilen cetlerinin Anadolu’ya göç ettikleri ve Fersaf köyüne yerleşerek halkı irşada başladıkları anlatılır. Babası Şeyh Musa Efendidir. İlk tahsilini Siirt’te Hamid Ağa Medresesinde yapmıştır. Siirt’teki Hocası Molla Halil el Siirdi’dir. Molla Halil el-Ömeri Hazretleri, kendisine emanet edilen Muhammed’i çok sever ve ona daima iltifatta bulunur. Başlangıçta onu, maiyetindeki alimlerden birinin ders halkasına tayin ederse de çok geçmeden huzuruna çağırarak bizzat kendi halkasına katılmasını emreder. Ondan sonra Muhammed el-Fersafi tam on dört yıl boyunca bu üstadın rahle-i tedrisinde ilim tahsil eder. Bu müddet içerisinde hocasının derin sevgisini kazanır ve hususi sohbetlerinde bulunur. Molla Halil Efendi Hazretleri (rahmetullahi aleyh), bazen talebesi Muhammed el-Fersafi’yi çağırır, saçını ona tıraş ettirir, bu vesile ile de kendisine dua eder.

Daha sonra Mardin’e giden ve iki yıl süreyle Kasımpaşa Medresesinde ilim tahsil eden Muhammed el Hazin oradan Irak’a geçerek Şeyh Muhammed El Behdini, Şeyh Haydar el Sohrani ve Şeyh Abbas el Bağdadi’den tasavvuf dersleri alır. Sonra memleketine dönerek Şeyh Salih Sipki Hazretlerini ziyaret eder. Onun işareti üzerine, uzaktan akrabası ve medrese arkadaşı olan Hakkarili Seyyid Taha (ks.) Hazretlerine müracaat ederek onun tavsiyelerini alır.

Seyyid Taha Hazretleri, Şeyh Muhammed el- Fersafi’den yaşça büyüktür. Onun için Şeyh Muhammed ona derin bir saygı gösterir, nasihatlerini dinler. Gıyabında, “Amcamız, büyük üstadımız”, diye kendisinden bahsetmektedir. Seyyid Taha Hazretleri, Muhammed el-Fersafi’ye, “Sevgili yeğenim, senin kalbinin anahtarı Halepçe’de, Şeyh Osman Efendi Hazretlerinin elindedir”, diye buyurur112. Bunun üzerine Muhammed el-Fersafi, Halepçe’ye giderek Şeyh Osman Tavili (ks) Hazretlerinin manevi terbiyesine girer. Şeyh Osman Hazretleri, Mevlana Halid-i Bağdadi (ks), Hazretlerinin halifelerindendir113. Muhammed el-Fersafi burada bir müddet seyrü süluk ile olgunlaştıktan sonra tasavvuf icazetnamesini de alarak üstadı tarafından irşad vazifesiyle görevlendirilir.

Şeyh Muhammed el-Fersafi, 1844 yılında, Irak’tan dönerek doğduğu Fersaf köyüne gelip yerleşir. Burada irşad ve tedris hayatına başlar. Kurduğu medresede yüzlerce talebe yetiştirir. İnsanlara daima zühd ve takva yolunu gösterir. Çok geçmeden bölgenin alimleri ona büyük bir hürmet duymaya başlar ve onu ziyaret ederek ilminden istifade etmeye çalışırlar.

Bunların başında vaktiyle ona ders veren Molla Halil Efendi Hazretlerinin çocukları ve yakınları gelmektedir. Bunlardan, Molla Ömer Efendi ve Zokaydalı Molla Abdülkahhar Efendi en meşhurlarıdır. Ayrıca Nuvinli Şeyh İbrahim Efendi, Halid bin Velid (ra)’in soyundan gelen Siirtli Şeyh Abdullah Efendi, Siirtli Mahmud Cemaleddin Efendi, Siirtli Şeyh Hattab Efendi, Zadolu Şeyh Muhammed Efendi, Huvitli Şeyh Abdullah Efendi, İskambolu Şeyh Derviş Efendi, Fersaflı Şeyh Abdülhakim Efendi ve Verkanisli Şeyh Fethullah Efendi gibi şahsiyetler, onun yanında tasavvuf terbiyesi alırlar. Bu zatlardan Fersaflı Şeyh Abdülhakim Efendi, Zokaydalı Şeyh Abdülkahhar ve Verkanisli Şeyh Fethullah Efendi Hazretleri, daha sonra üstadları Şeyh Muhammed Fersafi’nin işareti üzerine Seyda-yi Taği Hazretlerine giderek seyrü süluk terbiyesini onun yanında tamamlamışlardır.

Şeyh-ül Hazin Hazretleri hayatta iken, defnedileceği yeri göstererek Halid Bin Velid’in (r.a.) savaş sırasında çadırını oraya kurmuş olduğunu söylediği, rivayet edilir. Türbenin yapımı sırasında toprağın altında birkaç ok ve kıvırcık saçlı bir şehit bulunur. Şeyh Muhammed El Hazin’in Türbesine götürülen akıl hastalarının iyileştiklerine inanılmaktadır. Türbede bulunan bir zincire bağlanan ve geceyi orada geçiren hastaların ertesi gün iyileşmiş olarak evlerine döndükleri anlatılır. Diğer taraftan, Şeyhü’l Hazin türbesindeki ağaç, hamile kalmak isteyen kadınlar için kutsal kabul edilir.

İlahi aşka dair kasidelerinden başka onun Hazreti Peygamber (sav)’e «Gayatü’l-Hayrat» adı altında manzum olarak yazıp hediye ettiği on üç kıta salevatı şerifeleri vardır. Bu salevat, doğuda geniş bir muhitte namazlardan sonra okunmaktadır. Şeyh Muhammed el Hazin’in Arapça bir münacaatı bulunmaktadır. Münacaatında, Allah’tan visali istemiş, Allahü teala ise ilhamla ona şöyle cevap vermiştir:
“Ya Hazinu kad karrabtüke ileyye bil visali Ve refe’tü lekennikabe an vechi Cemali”
Yani: “Ey Hazin, seni visalim ile kendime yaklaştırdım. Ve perdeyi cemalimin yüzünden sana kaldırdım.” (Dördüncü beyitin sonuna kadar devam eder.)

Bazı kasidelerinde, “Mevlana Halid-i Bağdadi, Zülcenaheyn, yedi yaşımda iken bana hırka giydirdi”,demiştir. Mevlana Halid, vefat ettiğinde Şeyh-ül Hazin yedi yaşındadır. Şeyh Muhammed el Hazin’in bazısı Arapça, bazıları Kürtçe olmak üzere kasideleri vardır. Şeyh, bu kasidelerin bazılarında Allah’ın kendisine ihsan ettiği nimetlerden bahseder. Muhammed el Hazin’in kerametlerinden biri de, vefatından hemen önce, “Gök ve yer onların ardından (helakine) ağlamadı, onlara mühlet de verilmedi” (Duhan süresi:29) mealindeki ayet-i kerimeyi okuyup, tefsir ettikten sonra şöyle der. “Melekler kuş suretine bürünüp Allah’ın bazı velilerinin cenazeleri ile birlikte giderler.” Nakledilir ki, cenazesi ile birlikte hazır olanlar, bu yabancı kuşları görmüşlerdir.

Şeyh-el Hazin Hazretlerinin ilk hanımı olan Şeyğıt Fatım Hanımdan Muhyeddin, Kutbeddin, Abdullah, ikinci hanımı Şeyğıt Hanife hanımdan Fahreddin, Necmeddin, Sadeddin, Kemaleddin, Nureddin, üçüncü hanımı Şeyğıt Halime hanımdan Vefaeddin, Şerafeddin, Alaeddin, ve Diyaeddin isimli çocukları olur. Anlatılır ki, Siirt ve havalisinde uzun süre yağmur yağmamıştır. Dereler kurumuş, değirmenler çalışmaz olmuştur. Muhammed Hazin bu günlerde talebelerine, “Kalkın! Unumuz kalmadı, değirmene gidip un öğütelim.”, der. Talebelerinin, “Değirmenler su olmadığı için çalışmıyor.”, demesine rağmen, “Gidelim!”, der. Bir çuval buğday alıp değirmene giderler. Muhammed Hazin talebelerine değirmeni temizlemelerini söyler. Kendisi dolabı tamir eder. Bu sırada gökyüzünü yavaş yavaş bulutlar kaplar. Bir süre sonra yağmur yağmaya başlar. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur dereyi coşturur ve değirmen çalışmaya başlar. Buğday öğütme işi tamamlanınca, yağmur diner. Muhammed Hazin Hazretleri, ömrünün sonuna doğru rahatsızlanıp, yatağa düşer. Vefat anı yaklaştığında yanında talebelerinden olan müezzini Yusuf Efendi vardır. Muhammed Hazin bir ayet-i kerime okuduktan sonra şöyle buyurur. “Allahü tealanın kullarından bazıları öldüklerinde, gökler kendilerine doğru yükselen amellerin son bulması sebebiyle ağlarlar. Yine aynı şekilde yerler de üzerlerinde yapılan iyi amellerin kesilmesinden dolayı ağlarlar. Melekler bu sırada garip kuşlar şeklinde gelip, cenaze ile birlikte giderler. Sübhanallah velilerin ruhları ne kadar hızlı! Meleklerden daha çabuk gelip gidiyorlar.”, der. Daha sonra Yusuf Efendiden Kur’an-ı kerim okumasını ister. Yusuf Efendi Kur’an-ı kerim okurken Muhammed Hazin vefat eder. Cenazesi evden çıkarıldığında hafiften yağmur yağmaya ve etrafta kalabalık halde garip kuşlar uçmaya başlar.

Dereyamaç köyündeki türbesi, halk tarafından ziyaret edilir. Türbeye asabi olan insanlar götürülür, şifa bulacağına inanılır. Ayrıca ağlayan çocuklara da burası ziyaret ettirilir. Hastalar buradaki odada zincirlere bağlanır ve birkaç saat durmaları sağlanır. Yine türbede bulunulan tokmağı ağrısı olanlar, ağrıyan yerlerine vurarak ağrılarının geçeceğine inanırlar. Konuşamayan insanları da, bu türbeye ziyarete götürürler ve buradaki hayvan gemine benzeyen tahtayı, hastaların ağızlarına koyarak, konuşacaklarına inanırlar.

Kaynak ; Siirt Evliyaları , Abdulhalim Durma , sayfa 153-158

1 Yorum

  1. ŞEYHÜL HAZİN HAZRETLERİN’İN SALÂVATI
    GAYÂTÜ’L-HAYRÂT
    1-Allâhumme salli adde meśêķîli źerreyâtil-vücûdi bid-devâm
    Ve adde mâ ķad ehâța bihî ilmuke yâ Allâm
    Mimmâ kâne ve mâ ķad yekûnu ebedel-âbidîn
    Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve cem’il-enbiyâi aleyhimus-selâm

    2-Ve salli Rabbi adde meśêķîli mâ ķad hasale bit-temâm
    Min đarbi źerreyâtil-vucûdi fî nefsihâ bid-devâm
    Ve miślihî âlâfe ulûfi elfi merretin yâ Kerîm
    Alâ Rasûlikel-Mustafâ Muhammedin Seyyidil-enâm

    3-Ve salli Rabbi adde meśâķîli mâ taķdîru en tûcidehû minel-a’dêm
    Fil-kevni ve lâ mekâni hattâ mâ ba’del-haşri yevmel-ķıyâm
    Ve adde mâ yahsilu min đarbihâ fî nefsihâ dâimen yâ Alîm
    Alâ menilleźî iħtertehû alâ küllül-ħalâiķi ve rafa’tehû ilâ a’lel-maķâm .

    4-Ve salli Rabbi addel-evâmiri ven-nevâhî vel-âyâti vel-ahkâm
    Ve addemâ veķa’a fil-ķulûbi minel-ħavâțiri vel-vesvâsi vel-ilhâm
    Ve addel-harekâti ves-sekenâti vel-enfâsi ve elvânil-ħalâiķ
    Alâ menilleźî fađđaltehû ve ķarrabtehû ve nezzelte aleyhi ahsenel-kelâmi

    5-Ve salli Rabbi adde efrâdi cuziyyâti envâil-ervâhi vel-ecsâm
    Ve adde mâ ħalaķtehû ve kevventehû fî hêźed-dâri ve fî Dâris-Selâm
    Ve adde mevcûdâtil-kevneyni ve mâ fîhâ minel-haķâiķi ved-deķâiķ
    Alâ menilleźî levlâhu lemâ ħalaktel-ħalķa velel-eflâkel-iżâm

    6-Ve salli Rabbi adde meśêķîli źerreyâti dâiratil-imkân
    Min tâhtiś-śerâ ilâ a’lel-arşi vemâ ķad yekûnu fil-cinân
    Ve adde mâ hasale min đarbihâ fî nefsihâ bi adedihâ yâ Muhîț
    Alâ Habîbikel-Muħtâri Muhammedîn-nebiyyî âħiri’z-zamân

    7-Ve salli Rabbi adde mâ keşeftehû liķulûbil-Ârifîne fil-kevni velâ mekân
    Ve adde mâ tealleķat bihis-seb’us-sıfâti bil-‘îcâdi vel-imkân
    Ve adde mâ yahsilu min đarbil-mađrûbi fil-mađrûbi fî külli țarfetil-ayn
    Alâ menilleźî rafa’tehû ilâ bisâțil-ķudreti hattâ reâke bil-iyân .

    8-Ve salli Rabbi adde mâ fil-Arşi vel-Kursiyyi ves-Sidreti vel-cinân
    Minel-melâiketi vel-hûri vel-ķusûri veț-țuyûri vel-vildân
    Ve adde vezni meśêķîlihim bimâ fîhim keźê meas-seb’iț-țıbâķ
    Alâ menilleźî ķarrabtehû Ķâbe Ķavseyni ve kellemtehû bi ebleğil-beyân .

    9-Ve salli Rabbi adde mâ fil-arđı minel-insi vel-cinni vel-envâil-hayevân
    Ve adde mâ fil-enhâri vel-uyûni vel-buhûri keźâ mea mâ fin-nîrân
    Ve adde vezni meśêķîlihim bimâ fîhim mea adde eczâi cem’il-ħalâiķ
    Alâ menilleźî isteğraķa fî cemâlîke ve ħâțabeke bi efsahil-lisân .

    10-Ve salli Rabbi adde mâ fil-Levhil-Mahfûżi keźâ mea mâ fil-Ķur’ân
    Minel-âyâti vel-luğâti vel-hurûfi vel-elfâżi vel-meânî
    Ve adde eczâi cuz’iyyâti’l-ekvâni ve mâ fîhâ minel-‘iberi vel-esrâr
    Alâ nûril-kevneyni sırrul-vucûdi Muhammedin Seyyidi ehlil-cinân

    11-Ve salli Rabbi adde meśêķîli cemî’i mâ źekertu fil-ebyâti bil-meķâl
    Mea addi mâ ķad hasale min đarbil-mecmû’i fil-mecmû’i bid-devmi vel-kemâl
    Alâ rûhil-vucûdi şemsiđ-đuhâ Muhammedin vel-enbiyâ-i cemi’an
    Ve Ebî Bekris-sıddîķı ve ‘Umera ve ‘Uśmâne ve Alîyyi ves-sahâbeti vel-âl

    12-Ve salli Rabbi adde meśêķîli külli mâ ħalaķtehû fî hêźel-kevni ve fil-kevnil-beķâi
    Alâ nûril-Hudâ Muhammedinil-meb’ûśi Rahmeten lil-âlemîne Hatmil-enbiyâi
    Ve şeffi’hu İlâhî fil-haķîril-faķîril-musemmâ bi ismihil-Hazîni
    Ve fînâ ve fî cemîil muźnibîne kemâ şeffe’tehû fî ehlil-‘ebâi .

    Salavâtullâhi ve cemîil-ħalķi bid-devâm
    Adde mâ ķad ehâta bihî ilmuke yâ Allâm!
    Alâ Seyyidinâ Muhammedinil-meb’ûsi rahmeten lil-âlemîn
    Ve âlihî ve sahbihî vel-enbiyâi aleyhimus-selâm.
    Manası:
    1 -Ey ALLAH’ım!
    Mevcûd zerrelerin ağırlığı ve devâmınca
    Ey Alîm, ilmiyin kuşattığınca
    Ebediyete kadar olacaklar ve olanlarca
    Efendimiz Muhammed sallallâhu aleyhi ve selleme, âline, ashabına bütün peygamberlere salât getir…
    2 -Yâ RABBİ!
    Tam olarak meydana gelen (kemâlât) lerin sayısınca
    Mevcûdâtın zerreleri ve devâmları sayısınca
    Ey Kerîm; bir milyar mislince
    Peygamberin Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve selleme bütün varlıkların Efendisine salât et.
    3 -Yâ RABBİ!
    Takdir edip yoktan vucûda getirdiğin ve getireceğin şeyler sayısınca
    Kâinâtta ve Lâ mekânda kıyâmete kadar …. hatta haşırdan sonra bile…
    Ey Alîm; dâimâ meydana gelecek şeyler ve bir katı sayısınca
    Bütün varlıklara Peygamber olarak seçip, en yüce makama yükselttiğin Zât’a salât et.
    4 -Yâ RABBİ!
    Emirler, nehiyler, âyetler, hükümler sayısınca
    Kalbde meydana gelen düşünceler, ilhâmlar, vesveseler sayısınca…
    Hareketler, sükûnetler, nefes alıp vermeler ve mahlûkatın renkleri sayısınca…
    Üstün kıldığın, kendine yaklaştırdığın ve en güzel sözü indirdiğin Zât’a salât et…
    5 -Yâ RABBİ!
    Ferdler, parçalar, envâi çeşit ruhlar ve bedenler sayısınca…
    Bu âlemde ve selâmet yurdunda yarattıklarıyın ve var ettikleriyin sayısınca…
    İki âlemdeki varlıklar ve içlerindeki hakikatler ve incelikler sayısınca…
    “O, olmasaydı halkı ve büyük felekleri yaratmazdım!” buyurduğun Zât’a salât et…
    6 -Yâ RABBİ!
    İmkan dâiresindeki bütün zerreler sayısınca…
    Yerlerin altından yüce ARŞ’a kadar ve Cennetinde olacaklar sayısınca…
    Ey Mûhit; onların (yukardakilerin) kendileri ve kat kat fazlası sayısınca…
    Âhir zaman Peygamberi olarak seçtiğin Sevgilin Muhammmed sallallâhu aleyhi ve selleme salât et…
    7 -Yâ RABBİ!
    Âriflerin kalplerine kâinâtta ve Lâ Mekân da keşfettirdikleriyin sayısınca…
    Yaratma ve icâbla alâkalı yedi sıfatın taâllûk ettiği şeyler sayısınca…
    Göz açıp kapayıncaya kadar meydana gelecek şeylerin kat ve kat adedince…
    Kudret Makamına ulaştırdığın ve Seni ayân-beyân gören Zât’a salât-ü-selâm et…
    8 -Yâ RABBİ!
    Arş’da, Kürsî’de, Sidre’de ve Cennet’te olan,
    Melekler, Hurîler, Saraylar, Kuşlar ve Vildânların (ağırlığınca) ve içlerindekilerin sayısınca…
    Ve kezâ yedi tabakâ (yedi kat semâ) ağırlığınca…
    Kâbe Kavseyn’e yaklaştırıp en belâğâtlı sözle konuştuğun Zât’a salât et…
    9 -Yâ RABBİ!
    Yeryüzünde bulunan insan, cin ve her çeşit hayvan sayısınca…
    Ve nehirlerde, kaynaklarda, denizlerde, niranda (narlar-nurlarda) olan şeyler sayısınca…
    Bunların ve içlerindekilerin ağırlıklarıyla beraber onların ve onların her zerresi ve bütün varlıkların da sayısınca…
    Senin Cemâline gark olan (dalan) ve Sana en güzel hitâbda bulunan Zât’a salât et…
    10 -Yâ RABBİ!
    Levh-i Mahfuz’da bulunan ve kezâ Kur’ân’da bulunan,
    Âyetler, lugâtlar, harfler, lâfızlar ve mânâlar sayısınca…
    Kâinâtın en küçük zerresi ve onun içindeki (taşıdığı-gösterdiği) ibâre, ibret ve sırları sayısınca…
    İki âlemin nuru, varlığın sırrı ve Cennet ehlinin Efendisi olan Zât’a salât et…
    11- Yâ RABBİ!
    Beyitlerde sözlü olarak zikrettiğim (söylediğim) şeyler sayısınca…
    Ve bunların kat kat fazlasıyla, devâmları ve kemâlleri sayısınca…
    Varlığın ruhu, kuşluk vaktinin (Duhâ) güneşi,
    Hazreti Muhammed sallallâhu aleyhi ve selleme ve tüm peygamberlere… Ebu Bekir’e, Ömer’e, Osman’a ve Alî’ye… Ashabına ve Ailesine de salât et…
    12- Yâ RABBİ!
    Bu âlemde ve Beka âleminde yarattıklarıyın sayısınca…
    Hidâyet nuru ve âlemlere rahmet olarak gönderdiğin, Peygamberlerin sonuncusu Muhammed sallallâhu aleyhi ve selleme salât et…
    O’nu bu fakîr ve hâkir, HÂZÎN ismiyle müsemmâ olana (isimlendirilene) şefâatçi kıl.
    Bize ve bütün günâhkârlara, abâ ehline şefâatçi kıldığın gibi şefâatçi kıl YÂ RABBİ!
    ALLAH’ın ve bütün mahlûkatın salât ve selâmı; devâmla ve ilminin kuşattığı şeyler sayısınca, Efendimiz Rahmetenlil âlemin olarak gönderilen Muhammed salallallahu aleyhi ve selleme, âline, ashabına ve bütün peygamberlere olsun! Âmin!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz