Hacı Torun Efendi

tarafından
158
Hacı Torun Efendi

kayseri – hunat hatun camii

Kayseri hanedanından Çukurluzade Ahmed Ağanın oğlu olan Hacı Torun Efendi ‘nin asıl adı Muhammed (Mehmed) Salih olup 1214/1799 tarihinde Kayseri’de doğmuştur. Baba ve dedeleri, Sivas Şehri yakınlarında bulunan Kesik Köprü Vakfı ‘nın mütevellısi olup, 610/1213 tarihli bu vakfiyeye göre sülaleleri Selçuklu Vezirlerinden Ebü’l-Leys Arslan b. Sinbat’a dayanmaktadır. Bu vakfiyeye göre ecdadının Horasan tarafından gelerek Sivas’a yerleşmiş oldukları tahmin edilmektedir.

Kendisi daha çocukken babası Ahmed Ağa’nın ölümü sebebiyle annesinin babası ulemadan Hacılarlı Musa Efendi ‘nin yanında erginlik çağına kadar kalmış, akranlarından ayırt edilmesi için Musa Efendi tarafından kendisine ”Torun” takabı verilmiştir. Bu suretle adı bundan sonra halk arasında Torun Efendi diye meşhur olmuştur.

İlk tahsilini Hacılar’da dedesi Musa Efendi’nin yanında yapan Torun Efendi, keskin zekasıyla Musa Efendi’nin hayır dualarına mazhar olmuştur. Musa Efendi Kayseri’de Sivas Kapısı yanında bulunan Çiğdeli Camii’nde vaaz ederken arkasına aldığı bu küçük torununu halka göstererek samimi dualarda bulunmuştur.

Gençlik yıllarının ilk devresinde iken dedesi Musa Efendi’nin de ölmesi ile kimsesiz kalan Torun Efendi, Kayseri’de halasının kocası Kıranardlızade Hacı Seyyid Ağa ‘nın evinde kalmağa başlamış ve bu arada geçimini temin için dokumacılık sanatına başlıyarak yirmiyaşına kadar bu sanatla meşgul olmuştur.

Manevi bir işaret olmak üzere bir gece rüyasında Peygamber Efendimiz’i görmüş ve Peygamber (s.a.v.) Efen­dimiz kendisine bir Kur’an-ı Kerim vererek ”oku” buyurmuştur. Bunun üzerine uyanan Torun Efendi‘nin içinde bir ilim sevgisi, tahsil aşkı meydana gelmiş ve o günden itibaren dokumacılık sanatını bırakarak Mürekkepci lsmail Efendi ‘nin derslerine devam etmiş ve Yanıkoğlu Camii imamı Hacı Derviş Efendi’den İlm-i kıraat öğrenmiştir. Aynı zamanda o asırda ilmi etrafa yayılmış olan Göncüzade Kasım Efendi ‘nin derslerine devam ederek icazetname almıştır. Bir aralık Ankaravi Sarı Abdullah Efendizade Mehmed Efendi’nin de derslerine devam etmiş ve Raşid Efendi Kütüphanesi’nin Hafız-ı Kütüplerinden Hacı (M.) Salih Vahdeti’den Telhis ve Mutavvel okumuştur.

O asırda medreselerin verimsiz hale gelmesiyle tedris hayatı camilere kaymış olduğundan Kayseri’de Cami-i Kebir ders-i ammı Hocazade Mehmed Efendi ‘nin ölümünden sonra Cami-i Kebir’de müderrislik vazıfesini üzerine alan Hacı Torun Efendi, otuz seneye yakın bu camide yüzlerce talebe yetiştirmiş, vaaz ve irşadda bulunmuştur. Talebeleri içinde en meşhurları, damadı Divrikli Emin Efendi, Küçük Hacı Hafız Efendi, Müftü Nail Efendi, Müftü Mesud Efendi, Müftü Hacı Enver Efendi gibileri olmak üzere üçyüzü aşkın talebeye icazetname (diploma) vermiştir.

Bir aralık Hacc’a da giden Hacı Torun Efendi gidiş gelişlerinde Mekke, Medine ve Şam gibi Osmanlı Vilayetleri’ndeki alimlerle karşılaşmış ve ilmi sohbetlerde bulunarak kudretini onlara da tasdik ettirmiştir. Hacdan dönüşlerinde Karaman Müftüsü Hadimizade Abdullah Hasib Efendi’ye uğramış ve Hadimi Hz.lerinin kendi el yazması mecmuasını ve diğer eserlerini görmüş ve bir kısmını istinsah (kopya) eylemiştir.

İlginizi Çekebilir  Battal Gazi - Kayseri

Kayseri Raşid Efendi Kütüphanesi’ne de pek çok devam eden Hacı Torun Efendi, kendi el yazısı ile bazı kitaplar istinsah eylemiştir. Kendisi Nakşibendi Tarikatı’na mensup olduğundan Hadimi Hz.lerinin “Risale-i Nakşibendiyye” sini de istinsah etmiş ve Şeyh Hadimi merhumun ruhani himmetiyle adı geçen tarikatta tezyid-i feyz ve kemal eylemiştir.

Hacdan döndükten sonra da yine Cami-i Kebir’deki tedris hayatına devam eden Hacı Torun Efendi, ders-i anımdan olması sebebiyle Tefsir, Hadis, Fıkıh Usulü, Maani, Beyan, Bedi, Sarf, Nahiv, Mantık, Adab, Kelam, Hikmet ve Hey’et gibi ilimlerden ders okutmuştur.

1254/1838 tarihinde telif ettiği “İşaratü’l-Kur’an” isimli eserini Sultan Abdülmecid Han’a 1258/1842 de takdim ettiğinde padişah tarafından mükafat olmak üzere Hacı Torun Efendi’ye hazineden 250 kuruş maaş bağlanmıştır. 1273/1856 yılında Cami-i Kebir’in tamiratı sırasında bir hayli emeği geçmiştir. Bu sıralarda telif hayatına da başlıyan Hacı Torun Efendi, isimlerini aşağıda vereceğimiz eserlerle bazı Haşiye ve Ta’likatlar meydana getirmiştir.

Muhakkık, Müdakkik, zeki ve vakar sahibi, halk ve ulema arasında zamanın İmam-ı A’zam ‘ı gibi hürmete layık bir kimse idi. Zamanındaki alimler ve şeyhler ziyaretine gelerek hayır duasını almağa çalışırlardı. Yaşları yetmişe vardıktan sonra Beyzavi Tefsiri ile Buhari derslerinden başka ders okutmamışlar, ibadetle vakit geçirmişlerdir. Son zamanlarında bazı müzmin hastalıklara yakalanmış olup, iyileşmesi mümkün olmayan bir hale geldiği halde hiç bir zaman şuurunu kaybetmemiş ve bu halde iken bile Cenab-ı Hakk’a hamdetmeğe devam etmiş ve hiç bir zaman hastalığından şikayet etmemiş, tahammülsüzlüğe delalet edecek bir kelime bile söylememiştir.

İlahı emanetin teslimi zamanı yaklaştığı sırada üç gün üç gece yanlarında Hatm-i Hace tertibini emredip kendileri dahi o hasta halinde Hatm-i Hace’ye devam ederken 22 Zilhicce 1302/1884 Cuma günü, Cuma Namazı’ndan ewel vefat etmiş, Hunat Camii’nin batı kapısından girerken görünen Hunat Hatun türbesi yanına defnedilmiştir. O tarihlerde Kayseri Naibi bulunan Edirne Müftüsü Mehmed Fevzi Efendi, ölümüne şu tarihi düşürmüştür:

“Lafzıle tarih-i fevtin zabt idüb FEVZi dedi”
“Üçyüz iki sali içre kıldı Aden’e irtihal”

Menkıbeleri
1- Gençliginde bir gece rüyasında Peygamber Efendimiz’i görmüş, Peygamber Efendimiz kendisine bir Kur’anı-Kerim vererek ”oku” buyurmuştur. Bunun üzerine uyanan Hacı Torun Efendi, çalışmakta olduğu dokumacılık sanatını bırakarak Mürekkepci İsmail Efendi ‘nin derslerine devam etmiştir.

2- Abdullah Develioğlu Hocamız merhum anlatıyor: 1909 senesinde Edirne’de bulundum, Saathane Medresesi Müderrisi İsmail Hakkı Efendi -o zamanlar 80 yaşlarında olduğu zannediliyordu- şöyle dedi:
– “Bir zamanlar İstanbul’da idim, Hacı Torun Efendi ile Edirne Müftüsü Mehmed Fevzi Efendi’yi gördüm. Hacı Torun Efendi’ye Kur’an-ı Kerim ‘in bazı sureleri başlarındaki huruf-ı mukattaa’nın manasını sordum, şöyle dedi:
– “Habib ile mahbub arasında bir sır ve şifredir. Onlardan başkası bunun hakikatini bilemez.”

İlginizi Çekebilir  İbrahim Nureddin Efendi

3- Mezar taşına şu beyit yazılmıştır:
İza kale’l-Müezzinü fi’l-hamsi eşhedü
Ve nahnü nücibu fi’I-Kuburi ve neşhedü
Açıklaması:
Müezzin beş vakit ezanda: “Eşhedü -Cenab-ı Hakkın varlığına ve birliğine ve Hz. Peygamber’in O’nun rasulü olduğuna şehadet ederim- dediğinde, biz de mezarda  olduğumuz halde cevap verir ve şehadet ederiz.”

4- Bir gün Hacı Torun Efendi ziyaretçilerine:
– “Allah daha iyi bilir, Maraşlı bir öğretmen bana bir mektup getiriyor” der. Biraz sonra içeriye ince yazma sarıklı, kısa cepkenli, Maraş yemenili birisi selamla girerek, Hoca Efendi’ye bir mektup uzatır. Adam gittikten sonra Hoca Efendi ziyaretçilerine: – “Herhalde kerametime hükmettiniz. Pencereden bakarken bu adam birisine bir şey sordu, adam da bizim evi gösterdi. Kıyafetinden Maraşlı olduğu anlaşılıyordu. Maraş Müftüsü’nden bir mektup bekliyordum. Gelen kimsenin öğretmen olduğunu da, oynayan çocuklara dikkatli bakışlarından çıkardım” dedi.

Eserleri
1- İşaratü’l-Kuran
2- Miftahu’l-Hayat
3- Risaletü’l-İndiraciyye
4- Tenbihü’l-Ağbiya
5- Hissü’l-Hakk ve Zaher
6- Risale fi Ta’rifatil-Ahkami’ş-Şer’iyye

Hocaları
1- Mürekkepci İsmail Efendi
2- Hacı Derviş Efendi
3- Göncü-zade Kasım Efendi
4- Sarı Abdullah Efendi-zade Mehmed Efendi
5- Hacı Mehmed Salih Vahdeti Hoca Efendi

Talebeleri
1- Divrikli Damad Emin Efendi  (Ölümü: 1327/1909)
Divrikli Hafız Mustafa Efendi’nin oğludur. Hafız Mustafa Efendi Kayseri’de müderris iken, Emin Efendi 1237/1821 tarihinde Kayseri’de doğmuştur. İlk tahsilini Kayseri’de yapmış ve küçük yaşta iken Kur’an-ı Kerim-i ezberlemiştir. Sonra kardeşi İsmail Efendi ile beraber memleketi olan Divrik’e gitmiş ve orada sarf ile nahvi, daha sonra Tokat’a giderek mantık okumuştur.

1265/1848 tarihinde tekrar Kayseri’yegelen Emin Efendi, zamanın büyük alimi Hacı Torun Efendi‘den sekiz sene kadar okuyarak icazet-name almış ve hocası Hacı Torun Efendi‘nin kızı ile evlenmiştir. Bu evlilikten dolayı “Damad” adı ile şöhret bulmuştur. Kayseri’de kırk sene kadar tedrisatta bulunarak ders okutmuş ve 300’den fazla talebeye icazetname vermiştir. Nihayet-seksen sekiz yaşında olduğu halde-1327/1909 yılında Kayseri’de vefat etmiş ve cenazesi Hunat Cami-i Şerifi’nin batı girişindeki türbenin yanındaki boşluğa defnedilmiştir.

Şeyhu’l-İslam Mustafa Sabri Efendi, “Mevkıfü’l-Akli ve’l-İlm” adlı eserinde şöyle bir kıssa anlatmaktadır:
“Ben, Anadolu vilayetlerinden büyük bir vilayet olan Kayseri’de talebe iken, işittiğime göre Hocam Divrikli Mehmed Emin Efendi ki Kayseri’li Hacı Torun Efendi ‘nin damadı diye meşhurdur -Allah her ikisine de rahmet etsin-, Şeyh Damad Halil Efendi adında meşhur ilim adamlarından biri kalabalık ilmi bir cemaat içinde ”O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiç bir varlık yoktur. Ama siz onların tesbihlerini anlayamazsınız” ayetinde çalgı aletleri ayetin manası içine nasıl girebilirler?” diye bir soru sormuştur. Damad Emin Efendi’nin mantıkta büyük bilgisi vardı, şöyle cevap vermiştir:

İlginizi Çekebilir  Hamza Bin Hızır

– “Ayetteki kazıyye (önerme) umumidir. Her varlık ki var oluşu sebebiyle Allah’ı tesbih eder ve böylece bu ayetin hükmüne lehiv aletleri de girer. Zira bunlar da mevcut varlık olmaları sebebiyle Allah’ı tesbih ederler. Lehiv aletlerinin insanları Allah’ı zikirden alıkoymaları ve şer’in onu yasaklaması sebebiyle asıl maddelerinin Allah’ı zikirden yoksun olmaları lazım gelmez.

Mantık bilgisi sebebiyle hüküm çıkaran bu hikayeyi Mısır’da kalabalık ilmi bir topluluk içinde anlattım. Gereken ilgi ve alaka gösterilmedi. İhtimal ki bu ilgisizlik mantık ilminin Mısır’da gerektiği gibi takdir edilmeyişinden ve gaflette olanların bu ilim aleyhinde bulunmasındandır.

2- Küçük Hacı Hafız Efendi (Ölümü: 1307/1890)
1238/1822 yılında Kayseri’de doğmuştur. İlk tahsilini mahalle mektebinde yaptıktan sonra medrese tahsilini de Hunat Hatun ve Melik Gazi medreselerinde yapmış ve Hacı Torun Efendi’den icazetname almışlardır. Daha sonra Hunat Medresesi ‘ne müderris olmuşlardır. Nihayet -Yetmişüç yaşında olduğu halde- 28 Ramazan 1307/ 1890 tarihinde Kayseri ‘de vefat etmiş ve Hunat Camii Türbesi ‘nin yanındaki boşluğa defnedilmiştir.

3- Müftü Nail Efendi:
Hayatına dair hiç bir bilgi elde edemedik.

4- Müftü Mes’ud Efendi (Ölümü: 1310/1892-93)
Kayseri ‘nin Ağırnas Köyü ‘nde doğmuştur. İlk tahsilini burada yaptıktan sonra medrese tahsilini Kayseri’de Hacı Torun Efendi’de yapmış ve bu zattan icazetname almıştır. İslam Hukuku Mütehassıslarından olan Mes’ud Efendi, Kayseri Müftüsü olmuştur. Daha sonra İstanbul’a giderek hademe-i şahane ve musıkı-i hümayun arabi muallimliğine tayin olunmuştur. Kayseri’nin sayılı ve değerli alimlerinden biridir.

“Mir’at-ı Mecelle” adlı eserinde mecelle maddelerinin, otuz kadar hanefi fıkıh kitaplarından çıkarılmış kaynaklarını, asıllarını arapça olarak vermiştir. Mecelle’nin maddeleri aynen alınmış, her maddenin altına yukarıda adı geçen kaynaklardan alınan ifadeler yerleştirilmiştir. Ayrıca mehazın adı ve babı da zikredilmiştir. Mecelle cemiyetinin takdirlerini de kazanmış olan bu eser, 1302 yılında İstanbul’da bir cilt halinde 750 sayfa olarak basılmıştır. Müftü Mes’ud Efendi nihayet-1310/1892- İstanbul’da vefat ederek Yahya Efendi Dergahı avlusuna defnedilmiştir.

5- Müftü Hacı Enver Efendi: (Ölümü: 1326/1908) 1251/1835 tarihinde Kayseri’de doğmuştur. Babası Mehmed Salih Efendi’dir. İlk tahsilini mahalle mektebinde şeker-zade’den yaptıktan sonra medrese tahsilini de Kayseri’de Hacı Torun Efendi’den yaparak icazet-name almıştır. Kayseri’de Hatuniye Medresesi’ne müderris olan Hacı Enver Efendi, daha sonra Kayseri’ye müftü olmuştur. 36 sene kadar müftülük yaptıktan sonra nihayet yetmiş üç yaşında olduğu halde 1326/1908 tarihinde Kayseri’de vefat etmiştir

Kaynak ; Kayseri Ansiklopedisi
Kayseri ve Çevresinde Ziyaret Yerleri , Kayseri Büyükşehir Belediyesi Yayınları
Kayseri’nin Manevi Mimarları , Muhsin İlyas Subaşı , Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları
Kayseri İlmiye Tarihinde Meşhur Mutasavvıflar , Ali Rıza Karabulut , Seyyid Burhaneddin Vakfı
Kayseri Uleması , H. Mehmed Zeki Koçer