Mardin – Kızıltepe’de

Şeyh Abdürrezzak El Halela hazretlerinin Silsile-i Şerifi

Mardin ili Mazı dağı ilçesine bağlı Halîlan (Duraklı) köyünde 18-8-1895/h.1316 yılında dünyaya teşrif buyurmuşlardır. Muhterem babalarının ismi Seyyid Mustafa, dedesi Seyyid Ömerdin olup Dumilan aşiretinin Kahya kolundandır. Kendileri Dört kardeşin en küçüğüdür. Seyda hazretlerinin ilk eşi Dalin köyünden Şeyh Abdullatif isminde muhterem bir zâtın kızı Ferha hanımdı. Üstad hazretlerinin bütün çocukları kendileri seyyide olan Ferha annemizdendir. Bunlardan erkeklerin isimleri: Molla Mustafa, Şeyh Selahaddin ve Molla Ma’sum. Kızların isimleri: Atiyya, Rukiye, Fatime, Ümmü Gülsüm ve Zeynep’tir. Seyda hazretleri annemiz Ferha hanımın isteği üzerine Suriye’de bulunan dul bir hanım olan Hulva annemizle evlenmişlerdir. Fakat evlendiği bu hanımının önceki eşinden oğulları vardı bu yüzden Hulva annemiz çoğu zaman Suriye’de çocuklarının yanında kalıyor bazen gelip Seyda hazretlerinin yanında üç-dört ay kalıp geri gidiyordu. Nitekim kendileri Suriye’de vefat etmişlerdir.

Doğu’da yetişen Şeyh Seyyid Abdürrezzak Hazretleri, meşhur İslam âlimi, büyük bir veli, ariflerin ışığı, velîlerin önderi, İslam’ın bekçisi, Müslümanların baş tacı, İslam alimlerinin gözbebeğidir. İnsanların, itikâd, ibâdet ve ahlak hususunda doğruyu öğrenmelerini, öğrendikleri bu bilgiler ile amel etmelerini sağlayan insanları Allahü tealanın rızâsına kavuşturmak için rehberlik eden ve kendilerine “Ebu ilm” de denilen büyük mürşid, alimlerin incisi velilerin otuz yedincisi, üstün bir mutasavvıf ve mütefekkir bir zâttır. Esrarı Rabbani’de denilen kendisine ilim ve hikmet verilmiş ilmi ile amel eden, ilim ve amel bakımından kâmil olan âlim, hicri XIV. ve XV. yy’ın aydınlatıcısı, sünnetin müdafisidir. Hz. Peygamber (s.a.v)’in soyundan, Halîlî köyünden, evliyanın büyüklerinden, insanları Hakka davet eden onlara doğru yolu gösterip hakiki saadete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i Âliyye” denilen büyük âlim, Halîlî mahlaslı, Zahiri ve batini ilimlerde kâmil, tasavvuf hallerinde kemal derecesinde büyük bir alim ve mürşid-i Kamil idi.

İlim Tahsili
Küçük yaşta iken ilme fazlaca heves sarmış böylece ilk tahsiline normal hocalarda başlamıştır. Gençliğinde hatta on beş yaşında insanlara ilmi yaymak ve onlara hizmet etmek, doğru yolu göstermek için seyahat ettiği sıralarda Irak’a gitmiş ve o civarda bulunan takva sahibi alimlerden ders almışlardır. Talebelik yıllarında iken anne ve babasını kaybetmiş olmasına rağmen büyük abisi ve aynı zamanda ilk hocası Seyyid Molla İbrahim’in himayesinde okumaya başlamıştır. Halîlan medresesinde müderris Molla Muhammed Zûkiden ders almış, daha sonra Mazı dağına bağlı Savaş köyüne gitmiş, orada Seyda Molla Abdulhamid Buğtiden ders okumuştur. Ondan sonra sırası ile Molla Halid Bûti, Molla Muhammed Servî, Şeyh Ahmedî, Hasan Keyfî (Şonşikli) Molla İbrahim, Seyda Şeyh Muhammed Hafid Arvâsî, Seyda-i Molla Hüseyin Küçük, Şeyh Kemal-i Hamidî, Şeyh Yahya-i Şahî, Suriye de bulunan Seyda-i Ubeydullahi Amûdî, Molla Abdullah Kuğî ve son olarak Irak’ta bulunan Mevlana Halid-i Bağdadî Hz. lerinin dergahında bulunan Seyda-i Molla Muhammed Emin ve Seyda-i Molla Abdullah’tan ders almıştır. İlminin çoğunu Irak’ta tahsil etmiştir.

Zamanının meşhur alimlerinden Iraklı Şeyh Kemal’den dört sene ders almış, ancak hocasının vefatından sonra Suriye’ye geçerek Şah-ı Hazneye intisap etmiş kısa bir sürede Şeyh Ahmedü’l Haznevî’den hilafet aldığı gibi teberruken de ilim icazeti almışlardır.

Hazne ve Hilafeti alışı ;

Seyda Hazretleri, Hazne’ye gelmeden önce Irak’ta ilmini tamamlamış, orada müderrislik yapmıştır. Irak’ta dört sene kaldıktan sonra, Suriye’nin Kamuşluya bağlı Harab Kart köyünde dört sene Mollalık yapmıştır. Hocası Şeyh Kemal’in vefatından sonra Hazne de bulunan Şeyh Ahmed el- Haznevi’ nin yanına gitti. Teberruken bir-iki satır ondan ders okudu ve icazeti Şeyh Ahmed el- Haznevî Hazretlerinden almışlardır. İcazeti aldıktan sonra Nusaybin’e bağlı Buzgür köyüne geldi. Burada üç sene talebe yetiştirip müderrislik yaptı. Buradan Suriye’ye bağlı Gırbaviye köyüne geldi ve burada imamlık ve müderrislik yaptı. Gırbaviyedeyken zahirî ve batınî üstadı Şeyh Ahmedü’l Haznevîden kısa bir süre zarfında hilafet aldığı gibi teberrüken de ilim icazeti almışlardır.
Seyda Hazretleri yüksek kabiliyeti ve bütün varlığı ile çalışıp, hocasının da lütfu ve himmeti ile kimsede görülmeyen hâllere, kemâlata ve üstünlüklere kavuştu. İfade ettiğimiz gibi Iraklı Şeyh Kemal’den dört sene ders aldıktan sonra hocasının vefatıyla Suriye’ye geçerek Şah-ı Hazneye intisap etmiş ve ondan halifelik almıştır.
Seyda Hz. Halifelik aldığı anı şöyle anlatmaktadır: “Ben halifeliği aldığım zaman, abim Seyyid Molla İbrahim, oğlu –yeğenim- Seyyid Molla Abbas, Seyyid Yusuf, Haznevî’nin oğlu Şeyh Masum da hazır idi. Şeyh Ahmed-i Haznevî’nin oğlu Masum abasının içinden bir kırmızı cübbe çıkardı ve abim Molla İbrahim’e verdi. O vakit ben ağladım. Biliyordum, halifelik izniydi. Ben Şeyh Ahmed’e “Üstadım, ben bu yükü kaldıramam bu yük çok ağırdır” dedim. Bana cevaben “Molla Abdürrezzak, bir köpeğin boynuna bir ekmek taksan, bütün köpekler onun etrafında toplanır. O köpek demesin benim için toplandılar. Yalnız o ekmek için toplanırlar” dedikten sonra bizi uğurladılar.

Molla Abbas anlatıyor;
Seyda Hz. kısa bir müddet içinde halifeliği almış olduğundan Şeyh Ahmed el-Haznavî’nin yanında amel yapan bazı Mollalar kendi aralarında bu yabancı alim kimdir ki Şeyh Ahmed el-Haznavî ona kısa zaman da halifelik verdi, deyip ufak bir çekememezlik oldu. Bu olaydan sonra Şeyh Ahmed Haznevî(k.s) bir sohbeti sırasında o Mollalara dönerek “bu bizim Molla Abdurrezağımızdır yabancı değildir. Üstelik de çok büyük bir alimdir. Bizim onun yanında okumamız gerekirdi. Fakat ne yazık ki zaman buna müsait değildir. Allah-u Teala onun lambasını önceden doldurmuştu. Bize ise sadece tutuşturmak kaldı. Biz ise tutuşturduk” dedi.
Şeyh Ahmed Haznevî’ nin yanına bazı talebeler okumak amacıyla yanına gelmişlerdi. Şeyh Ahmed onlara “sizler gidin Molla Abdurrezak’ın yanında talebe olunuz. Çünkü onun yanında bir senelik ilim okursanız yedi sene okumuş gibi faydalanırsınız” deyip onları Seyda’nın yanına gönderdi.

Seyda hazretleri Dalif köyündeyken köylüler Şeyh Ahmed’e gidip tövbe alıyorlardı. Şeyh Ahmed onlara şöyle dedi. “Biz size bizden birini yolladık siz hala kendinizi yoruyorsunuz hala buraya geliyorsunuz. Molla Abdurrezak bizimdir onun yanına giderseniz bize gelmiş gibi olursunuz.”

Şeyh Selahaddin (k.s) Şeyh Ahmed Haznevi (k.s)’nin Seyda hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Benim on üç halifem vardır. Manevî bakımdan en büyükleri Molla Abdürrezzak’tır”. Zira üstadda hem zâhiri-bâtınî ilim ve nûrlar öylesine neşvü nema’ bulmuştu ki Seyda Hz. memleketine gelince zâhiri ve bâtınî ilim ve nûrlarını dünyâya yaymaya, tâlibleri yetiştirmeye ve onları yükseltmeye başladı. Kısa zamanda şöhreti mıntıkaya yayılmaya başladı. Âşıkları, onun ilminden ve feyzinden faydalanmaya geliyordu.
Seyda Hz. Halifelikten önce ve sonra ilim tahsili ile meşgul olmuş, ömrünün sonuna kadar tedrisat yapmıştır. Bu uğur da varını yoğunu sarf etmiştir. Şeyh Ahmed vefat ettikten sonra Halid köyünde bir sene daha kalıp Türkiye’ye kendi köyü olan Halilan’a ziyaret için gelmiştir. Köylülerin büyük ısrarı üzerine köyde kalmayı kabul edmiştir. İki sene kaldıktan sonra fitne sebebiyle Suriye’ye gitmek maksadıyla ailesi ve talebesi ile yola çıkarlar. Sınır köylerinden Hışhışok’a gelir. Burada altı ay misafir olarak kaldıktan sonra Pirmir köyüne yerleşir. Burada yaklaşık on yedi sene kalır. Bu süre içerisinde talebeler yetiştirip icazetler vermiştir. Ayrıca çeşitli yerlere irşad için gitmiş, insanları Allah’a davet etmiştir. 1969-1970’de Kızıltepe’ye gelmişler ve ömürlerinin sonuna kadarda burada ikâmet etmişlerdir.

Halifeleri ve İcazet Verdikleri


HALİFELERİ

1) Şeyh Seyyid Selahaddin el-Halîlî (Kızıltepe)

2) Şeyh Mezher Nurşin (Bitlis)

3) Şeyh Seyyid Cemaleddin Arvasî (Van)

4) Seyda-i Molla Necmeddin el-Haznevi (Suriye)

5) Seyda-i Molla İbrahim Bellî (Kızıltepe)

6) Seyda-i Molla Bedirhan Kanisipî (Kızıltepe)

7) Seyda-i Molla Muhammed el-Bingoli (Bingol)

KENDİSİNDEN İCAZET ALANLAR

Suriye’de:
Gırbaviye Köyünde
1) M. A. Mecit Topus
2) M. Muhammed Türk

Halid Köyünde
1) M. Abdullah Buzgurî
2) M. Halil Buzgurî
3) M. Ahmed Buzgurî
4) M. Muhammed
5) M. Necmeddin Haciyî
6) M. Hüseyin Hıreçkî
7) M. Salih Piranî
8) M. Ahmed Piparî
9) M. Sıddık Herbî
10) M. Süleyman Herbî
11) M. Reşit Sorkî
12) M. Hüseyin Girdivane
13) M. Ahmed Herbî
14) M. İbrahim Delikî
15) M.Ahmed Hüseyin Mencî

Türkiye’de:
Halîlî Köyünde
1) M. Süleyman Peyparî
2) M. Zübeyr Arnasî
3) M. Muhammed Gırherin
4) M. Asım Hunduslî
5) M. Abbas Arnasî
6) M. Muhammed Emin Haydarî
7) M. Said Arnasî

Pirmir Köyünde:
1) M. Veysi Sürgücî
2) M. Abdullah Lice
3) M. Feyat Kulpî
4) M. A. Vahid Derikî
5) M. A. Selam Bismil
6) M. A. Rahman Bismil
7) M. Ali Bingölî
8) M. Hakkı Hezroyî
9) M. Ali Arnasî
10) M. A. Rezzak Dedaşî
11) M. Muhammed Hıdır

Hışhışok Köyünde:
1) M. İbrahim Bellî
2) M. Muhammed Abbasî
3) M. Muhammed Nuri Hamidî
4) M. Abdülhamit Halîlî
5) M. Vezir Silvanî

Kızıltepe’de:
1) Şeyh Seyyid Selahaddin Halîlî
2) Seyda-i M. Mustafa Halîlî
3) M. M. Sait Dalinî
4) Şeyh Helef
5) Şeyh Seyfeddin El-Haznevi
6) M. Abdüllatif Rüşvanî
7) M. A. Latif Tufahî
8) M. Fadıl Halîlî
9) M. Ömer Halîlî
10) M. Ahmed Amrudî
11) M. Bedreddin Dalinî
12) M. A. Kuddüs Cemili Seyda
13) M. Yusuf Şeyh Nureddin
14) M. Hadi Küçük
15) M. Muhammed Selim Yılmaz
16) M.Mehdi Küçük
17) M.Halit Lice
18) M.Bedirhan Kanisipî
19) M.Hüseyin Arnasî
20) M.Ahmet Alkan
21) Müftü Molla Behçet
22) M.Ahmet Tuhubî
23) M.Abdurrahman-ı Derizbin
24) M. Mehmed Bağcağî
25) M. Ahmet Kanisipî
26) M. İbrahim Bağcağî

Viranşehir’de:
1) Gıyasettin Bingölî
2) M.Ahmet Vaiz
3) M.Yusuf Gırherin

Bingöl’de:
1) M. Halim Guldarî
2) M.Ali Rıza Müşekî

[/toggle]

Daha sonra Seyda hazretleri yüksek bir mutasavvıf ve kıymetli yüksek ilimlerle bezenmiş ilmiyle âmil bir zât olarak Suriye’ye geri dönmek niyetiyle Mardin Mazı Dağı Halîlî (Duraklı) köyüne gelmiştir. Fakat insanların onun ilmine ve yüksek şahsiyetlerine olan ihtiyaçlarından dolayı Suriye’ye gitmekten vazgeçmiştir. 1950’lerde Derik kazasına bağlı Tilvissim köyüne gitmiş, 1953’te eski adı ile Pirmirî -yeni adıyla Yaşar- köyüne gelmiştir. 1963’e kadar burada durduktan sonra bir yıl da Viranşehir’de bulunmuş, daha sonra tekrar Pirmir’e, 1969-1970’te Kızıltepe’ye gelmişler ve ömürlerinin sonuna kadarda burada ikâmet etmişlerdir.

Vefatı
1970 yılında Kızıltepe’ye yerleşmiştir. Ömrünün geri kalan kısmını burada geçirmiş Molla Bedirhan (Seyda’nın halifesi)’in dediğine göre Seyda hazretleri vefat etmeden önce kendisini ziyarete gelen herkese bundan sonra ancak Kevser havuzu üzerinde kavuşmamız olacaktır, dediği rivayet olunmuştur. Hakikaten herkesle vedalaştıktan sonra 18-08-1980 yılı Ağustosunun Pazartesi günü saat 4-00’da hakkın rahmetine kavuşmuştur. Vefatı kendilerine adeta Cenab-ı Allah tarafından ilham olunmuştu. Vefat haberi, talebelerini ve sevenlerini çok üzüp ağlatttı. Duyulduğu her yerde gözyaşları döküldü. Hüzün ve keder sevenlerinin yüreğine bir zehirli hançer gibi saplandı.
Vefatı İslam aleminde büyük bir acı uyandırdı. İlim ve irfan ehli ile halk onu kaybettiklerine günlerce yanıp ağladılar. Molla Muhammed (Şeyh Selahaddin’ in Halifesi ): Şeyh Selahaddin hazretleri (k.s) bana şöyle anlattı: Bir gün Seyda hazretleri, şu merkatın bulunduğu yerde etrafı çiçeklerle süslü olan mekanda oturuyordu. Şeyh Abdurrahman Aktepe hazretlerinin mealen şu beytini söyledi:
O merkatta bilmiyorum
Ne yapacağımı bilmiyorum.
Elimde Allah’ın rahmetinden başka hiçbir şey kalmamıştır.
Şeyh Abdurrahman o kabirde demişken, bizim üstad ise şu anda bizzât bulunduğu yere vurarak bu kabirde diyordu. Demek oluyor ki, kendisinin defin edileceği yer orası olacaktır.
Yine Molla Bedirhan (Seyda’nın halifesi) anlattığına göre Merhum Seyda hazretleri Ramazan ayından önce çok sevdiği bir hocanın yanına davet edilmişti. Yemekler yenildikten sonra köy sahiplerinden birisi şöyle dedi. Üstadım bize ne zaman teşrif buyuracaksınız. Seyda hazretleri şöyle buyurdular: “Bundan sonra artık hiçbir yere gitmeyeceğim.” Hakikaten ondan sonra hiçbir yere gitmeden vefat etti.
Seyda Hz.leri vefatına kısa bir zaman kaldığında şöyle bir mesele anlattı: Şeyh Ebel Kasım Kuşeyrî 84 yaşına bastığı zaman bir talebesine “çarşıya git 84 yaşında bir köle bul, onu satın al ve sonrada onu azad et” dedi. Talebe çarşıya gidip 84 yaşında köle aramaya başladı. Fakat bu yaşta bir köle bulamadan döndü. Talebesi Şeyh Ebel Kasım Kuşeyrî’ye “efendim 84 yaşında bir köle bulamadım. Zira köleler 60 yaşında kendiliğinden azad edilirmiş” dedi. Bunun üzerine Şeyh Ebel Kasım: “Ya Rabbi! Köleler dahi 60 yaşında kendiliğinden azad ediliyor. Oysa sen bizi affetmiş misin acaba” der. Şeyh Ebel Kasım Kuşeyrî geceleyin uykuya daldığı bir sırada rüyasında ona şöyle bir ses gelir: “Ya Şeyh Ebel Kasım seni affettik.” Bu hadise üzerinden birkaç gün geçtikten sonra Şeyh Ebel Kasım Kuşeyrî vefat etti. Seyda Hz.leri bu olayı anlatmakla kendi yaşını ve vefatının yakın olduğunu söylemek istiyordu. Ve gerçektende Seyda Hz.leri 84 yaşında vefat ederek Hakkın rahmetine kavuşmuşlardır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz