Şeyh Osman Niyazi Efendi

tarafından
134
Şeyh Osman Niyazi Efendi

rize – güneyce –  Kolekli ( kurtuluş ) köyü

Gümüşhanevi halifelerinden, mürşid, gönül mimarı. Karadeniz bölgesinden şeyh Efendi olarak tanınan Osman Niyazi Efendi, 1828’de Rize’nin Varda Kolekli (şimdiki Kurtuluş) mahallesinde doğdu. Babası Sipahizade Molla Hüseyin Efendi’dir.

Çocukluğunda hafızlığını tam bitirmeden, bir süre çobanlık yapmıştır. Rivayete göre, bir gün çobanlık yaparken hatiften (gizliliklerden): “İlim tahsiline yönel, bu işler sana göre değil” şeklinde sesler duyar. Korku içinde ana tarafından dedesinin evine sığınır. Ve bir süre dışarı çıkmaz. Kısa bir zaman sonra İstanbul yolcusu olur. İlim ve irfan tahsili için İstanbul’a giden Osman Efendi, İstanbul’un meşhur şeyhlerinden Ahmet Ziyauddin Gümüşhanevi hazretlerine intisap eder. O’nun terbiyesinde yaklaşık 25 yıl pişer. Seyrü sülukü devam ederken Arapça ve dini ilimler de tahsil eder.

Kabataş Fındıklı’daki camide görev yaptı. İstanbul’da iken tarikat mensubu arkadaşlarıyla birlikte iki veya üç defa hacca gitmiştir. Şeyhi Gümüşhanevi hazretleri, halifelerinden Hasan Hilmi Efendi’yi, İzmit Adapazarı bölgesini irşad göreviyle Geyve’ye gönderirken, Osman Niyazi Efendi’yi de Karadeniz bölgesini irşad etmek için memleketi olan Rize’ye gönderdi. (Yaklaşık olarak 1879-1880 yılları).

Nakşi halifesi olarak köyüne, Varda’ya dönen Şeyh Efendi, Varda Büyük Camii Medresesi müderrisliğini ve caminin imamlığını üslendi. Tarikat faaliyetlerine de burada başladı. Düzenli olarak Ramüzü’l-Ehadis ve fıkıh dersleri okuttu. Çocuklara temel dini bilgiler öğretmek için emrine yardımcı bir hoca da verilmiştir.

Bir süre sonra Şeyh Efendi, buradan ayrılıp doğduğu mahalle olan Kolekli’ye geçti. Burada, günümüze kadar gelen ahşap cami tekkesinin inşasına başladı. Yapılan camiye resmi berat verilerek, Şeyh Efendi’ye de caminin hatiplik vazifesi verilmiş ve camide Cuma namazı kılınmaya başlanmıştı. Caminin inşası beş altı sene sürmüş ve 1888’lerde tamamlanmıştır. Şeyh Efendi’nin, 01 Nisan 1909’da vuku bulan vefatına kadar geçen 14 yıl, her sene bu tekkede halvet yaptırmıştır. Halvetler üç ayların ilki olan Recep ayının ilk Cuma (Regaip Kandili) gecesi başlar, 40 gün devam ederdi.

Halvetlere, doğu Karadeniz bölgesinin hemen bütün şehirlerinden, Erzurum, Bayburt, hatta Tekirdağ ve Adapazarı’ndan bile gelip girenler de vardı. Halvete girenler arasında şeyhlik mertebesine yükselmiş, hilafet almış, hatta bizzat Gümüşhanevi’nin terbiyesinde yetişmiş zevat da vardı. Halvete giren müridler, bu süre içinde oruç tutar ve caminin içinde kalırlardı. Halvet bitiminde, çevre bölgelerden gelen din adamları, tarikat erbabı ve çok kalabalık bir cemaatin iştirakiyle bir dua merasimi yapılırdı.

Halvetlere iştirak edenlerin sayısı oldukça yüksektir. Mesela, Şeyh Efendi’nin vefatından bir yıl önce, 1908 yılı üç aylarında tekkede halvete girenlerin isim listesinin toplamı 86 kişidir. Kaynaklar bu listedeki isimleri, adresleriyle birlikte tek tek yazar. Binası ve imkanları mütevazı olan bir köy tekkesi için bu, oldukça yüksek bir sayıdır. Ayrıca bu sayı, Şeyh Efendi’nin şöhreti, itibarı ve tekkeye gösterilen yoğun ilginin açık bir delilidir.

Vakıf Kütüphaneleri Müfettişliği
Şeyh Osman Niyazi, Gümüşhanevi hazretlerinin önde gelen halifelerindendi. Gümüşhanevi, kurmuş olduğu yardım sandığındaki sermaye ile, tahsis edilen 500′ er altınlık vakıflarla İstanbul, Rize, Bayburt ve Of’ta, on sekiz bin ciltlik, dört ayrı kütüphane kurmuştu. Osman Niyazi Efendi, İstanbul’un dışındaki kütüphanelerin mütevelliliğini ve müfettişliğini de üslenmişti. Ayrıca kendi tekkesinde de bir vakıf kütüphane tesis etmişti. Böylece İslami ilimlerin her tarafa yayılması hedeflenmiş oldu.

Yaygın olan rivayetlere göre Şeyh Osman Niyazi Efendi İstanbul’da iken II. Sultan Abdülhamid’in kızı (veya cariyesi) sara hastalığına yakalanmış ve uzun bir süre şifa bulamamıştı. Özellikle saralı hastalar için nefesi etkili olan Şeyh Efendi’nin okuması neticesinde iyileşince padişahın iltifatına mazhar olmuştu. Varda’ya dondükten sonra da saraydan kendisine tebrikler gelirdi.

Bu şöhreti dolayısıyla İstanbul’a gidiş gelişlerinde veya kütüphaneleri teftiş için yolculuğa çıktığı zaman Rize Mutasarrıfı tarafından uğurlanır ve karşılanırdı. Halen Güneyce beldesinin ortasında kalan tarihi taş köprünün yapımı için Şeyh Efendi hazineden yardım almıştı. Ayrıca yaptırdığı tekkenin yanındaki çeşme için gelecek suyun, çevrede ilk defa kullanılan madeni borular da resmi tahsisatla gelmiştir.

Şeyh Efendi’nin halk arasında hala yaygın şekilde dolaşan kerametleri, ağırlıklı olarak “Tayyı mekanla, yani uzun mesafeleri kısa bir zaman içinde kat etmekle” alakalıdır. Yanında bulunan kişiye: “Gözünü kapa, ayağıma bas ve sırtıma çık” der ve birkaç dakika sonra gidilecek uzak mesafeye intikal edilirmiş. Anlatılan hadiselerden biri Hicaz’dan Anadolu’ya, bir diğeri ise köyden yaylaya kısa zamanda intikal şeklinde gerçekleşmiştir. Ayrıca yukarda II. Abdülhamid Han ile ilgili anlatılan hadise gibi, ruhsal hastalıkları (mahalli tabirle sara marazı) okuyarak iyileştirmede özel bir mahareti vardı. Okuyarak iyileştirme konusuyla alakalı üç kitap yazmıştır.

Vefatı ve Türbesi
Şeyh Osman Niyazi hazretleri, Kolekli’de yaptırdığı cami tekkenin yakınına defnedilmeyi vasiyet etmişti. Fakat vefat ettiği zaman (1 Nisan 1909) Güneyce Büyük Camii’de müderris ve iman olan halifelerinden Çaykaralı Hacı Ferşad Efendi, şeyhinin defin yeri ve ziyaretçilerin rahatı açısından Büyük Camii’nin arkasındaki mezarlığa defnedilmesini daha uygun gördü. İleri gelenlerin de muvafakatiyle buraya defnedildi. Tekfin ve tedfin işlerini bizzat Hacı Ferşad Efendi yaptı. Cenaze namazını da o kıldırdı. Üstü demir kubbeli açık türbesi ise Samsunlu bir müridi tarafından daha sonra yaptırıldı. Şeyh Efendi’nin türbesi o günden beri bir ziyaret yeridir. Nakit mirasını halifelerinden Karadere müderrisi Hacı Mahmud (Gani Ömer) Efendi taksim edip varislerine dağıttı.

Şeyh Efendi, üç defa evlenmiş ve ikisi erkek, sekizi kız on çocuğu olmuştur . 1945’te Güneyce ilçe olunca, kaymakamlık Şeyh Efendi’nin de medfun olduğu Büyük Camii’nin arkasındaki mezarlığı resmi toplantı ve merasim yeri (hükümet meydanı) yapılması için mezarların kaldırılmasına karar verdi. Bu karar halk tarafından büyük bir tepki ile karşılandı. Bunun üzerine bir gece yollar jandarmalar tarafından tutuldu. Mahalledeki evlerden dışarıya çıkmak yasaklandı. Ve Şeyh Efendi’nin kabri tahrip edildi. Ertesi gün varisleri ve sevenleri, mezarı, toprağı ve demir şebekesiyle birlikte Kolekli’deki şimdiki yerine cami ve tekkenin bitişiğine nakletti. Böylece Şeyh Efendi’nin vasiyeti de 37 yıl sonra, yerini bulmuş oldu (1946).

Aynı yıl Büyük Camii imamlığına tayin edilen Kuduz Hoca, Şeyh Efendi’nin eski mezar yeri ayaklar altında kalmasın ve yeri belli olsun diye, eski kabrin üzerine bir çam fidanı dikmiştir.
O devirlerde din adamlarına, Kur’an okutanlara, Müslümanlara, bunların değer verdiği, saygı beslediği her şeye, hakaret etmek, işkence yapmak moda haline gelmişti. Kimse milleti, milletin fikir ve düşüncelerini kale almazdı. Bu karanlık devrin, ulaştığım son günlerinde biz neler gördük neler!… Bu cümleden olarak ufacık bir örnek: Konumuz olan Şeyh Osman Niyazi hazretlerine hürmeten, ı913’te Şeyh Efendi’ye izafeten Varda köyünün adı “Hacı Şeyh köyü” olarak değiştirilmişti. Bahsettiğim o tek parti döneminde ise köye verilen o isim kaldırıldı ve değiştirildi!..

Şeyh Efendl’nln mezar taşında şu ibare yazılıdır:

Hüve’l-Hayyu’llezi La yemut (Allah diridir, O ölmez)
Basiretle nazar eyle makamı ilticadır bu
Huzur et kalbine cana ki makbul Hüda’dır bu
Tarik-ı, Nakşibendin rehnüması Ziyaüddin Ahmed’den
Hilafet tacını giymiş reis-i evliyadır bu
Ederdi zahir u batın müzeyyen ilm u irfanla
Harim-i kudsiyandır varis-i hem enbiyadır bu
Tarikat-, aliye-i Nakşıbendiye-i Halidiye
Meşayıh-ı kiramından şeyhu’l-meşayıh
Arif-i billah el-Hac Osman Niyazi Efendi Hazretlinin ruh-i şerifine
El-Fatiha, (1909)

Güneyceli Mustafa Kara’nın Ebced hesabıyla Şeyh Efendi’nin vefatına düştü ü iki ayrı tarih kıtası da şöyledir:

Osman Niyazi idi Halidilerin piri
Güneyce’de yaşadı iyte bu gönül eri
Üçler geldi söyledi ufulüne bir tarih
”Osman Halidi ah vah” Cennettir şimdi yeri.
(1909)

***
Garip kaldı hey dostlar Kolekli’deki dergah
Uçtu Osman Niyazi diyerek Allah Allah.. .
Geldi üçler söyledi vefatın tarihini,
Gönüllerimiz mahzun “Göçtü şeyhu’ş-Şuyuh ah”
(1909)

***
Şefaatlerini dileriz! Amin, amin!..

Şeyh Efendi’nin Halifeleri

Şeyh Efendi’nin bilinen meşhur dört halifesi vardı. Bunlar aynı zamanda müderristirler. Halidi Nakşi geleneğine uygun olarak uzun yıllar müderrislik, imamlık, vaizlik yapmış, Arapça, İslami ilimler ve Ramuzü’l-Ehadis okutmuşlardır. Birçok talebe ve ilim adamları yetiştirmişlerdir. Hem ilim, irfanlarıyla hem de manevi şahsiyetleriyle çevrenin en büyük alimlerindendi. O zamana göre dördü de Oflu idi. Şimdiki şekliyle ikisi Oflu, birisi Çaykaralı, birisi de Hayratlıdır. ikisi Güneyce medresesinde müderrislik yapmıştır. Şöyle ki:

1. Hacı Ferşad Efendi (İbrahim Hakkı Ulusal): Çaykara’nın Holaysa (Yeşilalan) köyündendir. Asıl adı “Ferşadzade İbrahim Hakkı”dır. Varda medresesinde , müderrislik yapmıştır. 1866-1929 yılları arasında yaşamıştır.  40 yıl kendi köyünde müderrislik yaptı.

2. Hacı İlyas Efendi: 1865-1950 yılları arasında yaşamış, Hayrat ilçesinin Hüdez (Güneşalan) köyünden, Nuhoğlulları’ndandır. 45 yıl aralıksız müderrislik yaptı. Bir dönem Varda medresesinde de müderrislik yaptı. Müftülük yapan birçok öğrencileri vardır.

3. Hacı Ahmed Efendi (Ôztürk): 1861-1958 yılları arasında yaşadı. Of’ un Mapsino (Gürpınar) köyündendir. Vefatına kadar köyündeki medresede müderrislik yapmıştır. Hayatın hakkında ileride malumat verilecektir.

4. Mahmud Efendi (Ganiömerzade): 1830-1930 yılları arasında yaşadı. Of’ un Zisino (Bölümlü) köyünde doğdu. Rize’nin Karadere medresesinde 32 yıl müderrislik yaptı. 1887’de, 74 öğrencisiyle, o yıllarda Rize bölgesinin en büyük ve en çok talebeye sahip medresesi olarak şöhret buldu. 1916’de Ruslar’ın bölgeyi işgaline kadar müderrisliğe devam eden Gani Ömer, ölümüne kadar kendi köyünde imamlık, ders okutma ve irşad hizmetlerine devam etmiştir.

Güneyceli Şeyh Osman Niyazi Efendi’nin vefatından sonra, Bayburt, Çufaruksa ve Rize’deki Gümüşhanevi vakıf kütüphanelerinin mütevelliliğine ve müfettişliğine, onun halifelerinden müderris Hacı Ferşad Efendi (1886-1929) tayin edilmişti. İstanbul’daki merkez Gümüşhaneli Tekkesi’nin zengin kitaplığı, 1925’te tekke ve zaviyelerin kapatılması üzerine, Süleymaniye Kütüphanesine devredilmişti.

Kaynak ; Yolumuzu Aydınlatanlar -1 , Yahya Kutluoğlu , İbb Yayınları