Muhammed Şemseddin Yeşil Efendi

tarafından
203
Muhammed Şemseddin Yeşil Efendi

istanbul – merkez efendi den seyit nizam camiine giderken yol üzerinde

Rumî 1322 – (1904) Muharrem ayının onuncu günü sabah saat. on sularında dünyaya gelmiştir. Babalarının adı Hüseyin, annelerinin ismi Hanife’dir. Adı Muhammed Şemseddin olan Efendi Hazretlerinin şöhreti Yeşil Hoca’dır.

Mübarek şecereleri Gavsü’l-A’zam Abdülkadir Geylani neslinden gelmektedir. Hz. Abdülkadir ise ana ve baba tarafından Hz. Muhammed (s.a.v.)’e uzanıyor.

Şemseddin Efendi’nin doğumunda harikuladelikler görülmüş, annelerinin hamile hallerinde gördüğü halleri doğumdan sonra da devam etmiştir. Bu durumu mübarek anneleri şöyle ifade ederdi:

—Ne zaman oğlumun salıncağının yanına gitsem salıncağı sallanır durumda buluyordum. Oysa evde benden başka kimse yoktu.

Yine bir gün zevcimle beraber yer soframızda yemeğimizi yerken odanın kapısında manevi bir zat belirdi. Zevcimle ben dona kaldık. O zat-ı ala salıncaktaki uyuyan yavrumun yüzüne uzun bir müddet baktıktan sonra yine dönüp kapıdan çıktı. Maneviyata agah olan zevcim, gördüğümüz bu manevî zatın, Abdülkadir Geylanî Hazretleri olduğunu söyledi.

Ecdadı, Gerede yakınlarındaki Ümmü-Kemal tekkesinde yatmaktadır. Tekkeye ve o yöreye adını veren o zat olgunluk anası olgun kişi anlamına gelen Ümmü-Kemal lakabı halk tarafından verilmiştir.

Yavuz Sultan Selim Han sefere giderken Gerede yakınlarında mola vermiş ve bu zatın namını duymuş, kendisi ile sohbet etmiş, ona hürmette bulunmuş. Dünya insanlarına özgü bir sıfat olan merakını yenemeyerek bu zatın büyüklüğünü sınama hevesine kapılmış, söylentiye göre lalası ile gizlice anlaşıp hiç kimseye sezdirmeden gece lalasının ölmüş olduğu haberini yayıp o zatı cenaze namazına çağırmış, namaz kılmak üzere tabutun başına geçen Ümmü-Kemal Hazretleri tabuta nazar edip manevî büyüklüğü ile içindekinin diri olduğunu mana gözü ile görünce arkasındaki padişaha .dönüp:

— Padişahım, ölü kişi niyetine mi, diri kişi niyetine mi namazı kıldırayım? deyince, padişah şaşırmış: «Tabii ölü kişi niyetine» deyince namaz kılınmış, bittiğinde tabut orada açılmış, maalesef lala ölmüş görülmüş, böylece padişaha Allah dostlarının şakaya gelmeyeceğinin dersi verilmiş. Bugün o şahsın da orada mezarı vardır.

İlginizi Çekebilir  Şeyh Ebul Vefa

Kökü Beşeriyetin Fahr-i Ebedisi Hazret-i Muhammed (s.a.v.) ‘e uzanan bu mübarek ağacın meyvesi olan Şemseddin Efendi, yarım asır tatilsiz, mazeretsiz Hazret-i Muhammed (s.a.v.) ve ehl-i beytinin muhabbetini gönüllere aşılamış, O’nun getirdiği kitabı eşsiz bir belagatla beyan etmiştir. Bu uğurda çileler çekmiş, cefalara katlanmış, alem-i cemale teşrif edeceği son aylarda şeker ve kalb hastalığının en kritik döneminde sendeleyerek, ayakları titreyerek yılmadan manevî vazifesine devam ederken yakın dostu olan doktorların «İntihar mı etmek istiyorsunuz efendim?» demelerine karşılık bu mübarek zat tebessüm ederek: «Anlıyorum! Sizin durumunuzda olan bir hasta, değil kürsüye çıkmak, yatağında bile kıpırdamaması gerekir, diyorsunuz. Ama ben hesabını bilen bir adamım. Hakkı beyan etmeden senelerde yaşamaktansa Hak ve hakikati beyan ederek bir saat yaşamayı tercih ederim» diyerek, geliş sebebini ve vazifesinin azametini bu cümlelerle bildirmiştir.

‘’Bir saat Allah’ı beyan, bin senelik Ömre bedeldir» diyordu.

Babasının vefatından sonra on üç yasında Hatuniye Camii’nde kürsi-i Muhammedîye çıkıyor, ellli sene nefes-i kudsisi ile muazzam bir hitabet kudreti ve eşsiz eserleri ile insanlığı aydınlatıyordu, İmamete başladığında yetmiş-seksen yaşındaki pîr-i fanî hocalar “bu yaştaki çocuğun arkasında namaz kılınır mı? Kılınmaz mı?” diye münakaşa etmişler, neticede yetkili merci ve şahıslar “ilmî yeteneği varsa kılınır” diye karar almışlar ve arkasında namaz kılmalarıyla bu münakaşa son bulmuştur.

Hatuniye Camii’nden başka İstanbul’un meşhur camilerinde irşad vazifesini devam ettirmiş, Sultanahmed, Teşvikiye, Dizdariye, İbrahimpaşa Camileri ile uzun müddet de Etyemez Camii’nde vaaz ve hutbelerini devam ettirmişlerdir. İslamı-Türk an’anemize göre dört yaşında ve dört aylık iken Besmele merasimi ile Kur’an-ı Kerimce başlayıp beş yaşında hatim etmişlerdir, ilk ve Orta tahsilini Kocamustafapaşa’da, sonra İlahiyat Fakültesi ve İslam Hukuku ve Mimarisi tahsillerini de yapmışlardır.

Duası makbul, gönlü zengin, vakur ve mütevazi, kuvvetli hafızası ve cesur bir zat-ı ala olan arif-i billah Şemseddin Efendi Hazretleri mana düşmanlarından olduğu kadar, meslektaşlarının da hasedine maruz kalmıştır. Zulme uğramış, hapse atılmış, belaya girmiş çıkmış, asla zulme divan durmamıştır. Hiçbir güç de O’nu bu ilahî irşad vazifesini yerine getirmekten men’edememiştir.

İlginizi Çekebilir  Hz. Davud (a.s.) - Kudüs

Kitabullah’tan anladığı esrar-ı ilahî’yi ve ayat ü beyyinatın enfüsünü, insanlara öyle bir fesahat ve belagat ve kudretli kelamlar ile sunardı ki kendisini dinleyenler vecd ile kendilerinden geçerlerdi. Kürsüsüsün altında kendini dinleme şerefine erişen papazların ağladığı görülmüştür. O mana meclislerine gelen gayr-i müslimlerin yüzlercesi de İslamiyeti kabul ederek Hz. Muhammed (s.a.v.)’e boyun kesmişlerdir.

Öyle bir kelama kadirdi ki, elbette böyle kişilerin düşmanı çok olur. Fakat yılmadı. ‘’Ağaç taşlayacaklarına beni taşlasınlar» derdi. Nefes-i kudsisi ölü kalbleri diriltirken kaleminin nuru her yönüyle eşsiz eserler meydana getirmiştir. Dünyada hiçbir eser kalmasa, yeryüzünde hayat yeniden başlasa O’nun 7 ciltlik Kur’an Tefsiri -FÜYÜZAT- insanlık alemine Hazret-i Muhammed (s.a.v.)’in asrını yeniden yaşatmaya kadirdir.

«Hazret-i Muhammed» adlı eseri bütün İslam dünyasındaki ayrılıkları ve fitneleri kaldırmaya, mezheb ihtilaflarını halletmeye kafidir.

Yakovas adında bir Metropolid Nurlu Ufuklar mecmuasında İslam’a ve Hazret-i Muhammed’e tecavüze yeltenmiş, buna karşı Metropolide Cevap ismiyle bir eser neşretmiş ve mütecaviz metropolidi, Hazret-i İsa’ya muhakeme ettirmiştir. İslamiyet gazetesinde tefrika edilen ‘’Metropolid’e Cevab’’ı Hz. Muhammed’in hatırı için kesmesini isteyen papazlar kendisinden özür dileyerek elini öpmüşlerdir.

Zirve-i Tevhid, İslam’da Esas, Meş’al-i Felah Okumalı, Ögrenmeli, Bilmeli, Amerikalıların Suallerine Cevap gibi eserlerden başka Hakikat Yolu mecmuası ve İslamiyet gazetesinde uzun seneler İslam dininin azametini sergilemiştir. 100 küsur eşsiz eser bırakarak Hazret-i Peygamberin bu alemde kaldığı kadar 63 sene kalıp 1322 (1904)’de İstanbul ufkundan doğan o hakikat güneşi 12 Rebiül’ahir 1388 – (1968) 8 Temmuz Pazartesi günü arkasında binlerce mahzun gönül birakıp yine İstanbul ufkunda gurüb etti.

Türbeleri, İstanbul – Silivrikapı kabristanında Peygamberimizin mübarek torunu Seyyid Nizam Hazretlerinin cami ve türbelerine giden yolun solundadır. Türbeleri çok bakımlı, temiz olup, annesi ve babası yanındadır. Türbesinin etrafı ve üzeri kapalı olup cuma ve kandil günleri ziyaretçilerle dolup taşmaktadır.

İlginizi Çekebilir  Dağıstanlı Hoca - Hacı Hafız Mehmet Efendi

Türbelerinin içinde rahmetli büyük üstad Muhyiddin Raif Bey’in o yüce zat hakkında yazdığı çok güzel bir şiir bulunmaktadır. Ahlakın sukut ettiği asrımızda onun ömrünün sonuna kadar vermiş olduğu Ahlak dersleri insanlara Hazret-i Peygamberin ahlakını aşılamış insanlığın insana emanet olduğunu bildirmiş, insan sevgisinin mukaddes bir sevgi olduğunu öğretmiş, ‘’Toprak ahlaklı olun, zira toprağa her çirkinliği yaparız, fakat o bize en güzel nimetlerini sunar. Siz de düşmanlarınızdan öç almayın. Düşmanlık yapanlara iyilikle mukabele edin. Belayı bal yapmanın çarelerini arayın. Bu dünyanın darılma pazarı değil, dayanma pazarı olduğunu istikbal inananların’’ olduğuna inanılmasını daima telkin etmiştir.

‘’İslamda iskat yoktur’’ der ve manevi vazife karşılığında ücret alınmasını asla tasvip etmezdi. Mübarek vücüd-u pakleri vatan-ı aslisine tevdi edildiğinde tezkiyesini Şeyh Muzaffer Ozak Hoca yapmış ve şöyle demiştir:

«Bu büyük zat hakkında konuşmaya haya ederim. ‘’Elestüt hitabına ‘’bela’’ demiş, ilmi bizzat Hayder-i Kerrar’dan almış ve O’nun önünde cemali nüş eylemiş.. Bu alem-i şühüda gelmiş, gönlünde sıdk ve safa. ehl-i vefa olarak yaşamış…

Muhammedi gelmiş, Muhammedi gitmiş..

Mü’minler! Bu zat-ı alînin kalbi aşk-ı Muhammedi ile çarpmış, aşk-ı Ehl-i Beyt-i Mustafa ile münevver idi. Hüseynî meşreb idi. Şimdi bu zat Kitabullahı Resul Aleyhissalatü Vesselam’dan aldığı gibi sizlere tebliğ etti mi? Zalimlere karşı asla boyun eğmedi, sizlere aşk-ı Muhammedîyi sırat ettiğine, hukuk-u Ehl-i Beyt-i Muhammed Mustafa’nın kulu kurbanı olduğuna, onun yolunda cenk ettiğine şahit misiniz?»

Şeyh Muzaffer Efendi’nin bu cümlelerine ‘evet’ diyen binlerce insan gözyaşlarını tutamıyorlardı.

Kaynak ; İstanbul Evliyaları ve Fetih Şehidleri – Şevket Gürel , İstanbul’daki Tarihi Türbe ve Mescidleri İmar Vakfı , 1988