Ana Sayfa Genel Mapsinolu Hacı Ahmed Efendi

Mapsinolu Hacı Ahmed Efendi

0
22

trabzon – of – gürpınar beldesi – gürpınar camii.

Mürşid, gönül sultanı, alim. Asıl adı Ahmed Fehmi olan Hacı Ahmed Öztürk Efendi, 1860’ta Trabzon’un Of ilçesinin Gürpınar beldesinde (eski adıyla Mapsino köyünde) doğdu. Babasının adı Ali Efendi. Annesinin adı ise Ayşe Hanım’dır. Babası marangozluk yaptığından “Ali Usta” olarak şöhret yapmıştır. Aile olarak Mollaalioğluları’ndandır. Doğduğu yıllarda, Sultan II. Abdülhamid tahtta idi.

Kendi beyanına göre daha beş yaşında iken doğduğu köydeki medresede ilim tahsiline başladı. Anne ve babasının ihtiyarlık dönemlerinde sahip oldukları tek erkek evlad olması dolayısıyla kendisine özen gösteriyorlardı. Annesi sıcak yaz günlerinde köy yolundan gelip geçenlere ayran ikram eder ve tek erkek oğlunun okuyup alimlerden olması için dua etmelerini yalvararak isterdi.

Tahsili
Ahmed Efendi, zamanın büyük alimlerinden hadis ve tefsir okumuştur. Kur’an-ı, Kerim’i eliyle yazan ve “Zilik” (Çaykaralı Zilik Numan Efendi) namıyla meşhur olan kurradan talim ve tecvid dersleri almıştır. Tasavvuf alanında ise Dernekpazarı’na bağlı Kondu köyünden meşhur Kondulu Hacı Yusuf Şevki Efendi’den ders almıştır.

Daha sonra, 1880’de İstanbul’a giderek Gümüşhanevi Ahmed Ziyaüddin hazretlerine intisap etti. Onun Ramuzü’/Ehadis derslerine devam etti. Tasavvuf ilmini de ondan aldı.

20 yıl kadar İstanbul’da kalan Ahmed Efendi, ders okumaya devam ederken babasından bir mektup almıştı. Mektupta, kendisini çok özlediklerini ve memlekete gelmesini istiyordu. Babasından aldığı mektubu Gümüşhanevi hazretlerine göstererek ne yapması gerektiğini sormuştu. Hocası bu çok sevdiği öğrencisine, ana-babasının isteğine uyması gerektiğini, onları ziyaret etmek üzere kendisine izin verdiğini söyledikten sonra, geri kalan derslerini ikmal etmek üzere, Rize’nin Varda köyünde ders okutmakta olan Hacı Osman Efendi’nin yanında ta mamlamasını istedi.

Bunun üzerine, Hacı Ahmed Efendi, İstanbul’dan ayrılarak memleketine geri döndü.Ve hocasının tavsiyesi üzerine Rize’nin Varda köyüne gitti. Orada, Hacı Osman Efendi’nin medresesinde üç yıl daha okuyup eksik kalan derslerini tamamlayarak hocasının halifesi olan, müderris Vardalı Şeyh Hacı Osman Efendi’den icazet ve hilafet aldı.

Görev Yerleri
1906’da Of ilçesinin Haksa köyünde imamlık görevi yaparken hacca gitti. Hac dönüşü Mısır’a uğradı. Burada Camiü’I-Ezher Üniversitesi’nde eksik kalan hadis derslerini tamamladı. Haksa köyünde üç yıl imamlık yaptıktan sonra, Hayrat nahiyesine bağlı Hafsa köyünde de beş yıl imamlık vazifesi gördü. Bu köylerde görev yaptığı zaman içinde birçok öğrenci yetiştirmiş ve çok sayıda icazetler vermiştir.

Daha sonra, kendi köyü olan Mapsino’ya dönen Hacı Ahmed Fehmi Efendi, uzun yıllar burada ders okuttu. Birçok kere icazet verdi; birçok hoca, mürşid ve molla yetiştirdi. Bu köydeki imamlığı esnasında, Gümüşhanevi Ahmed Ziyaüddin Efendi’nin dergahına ikinci bir defa gidip ona intisap etti. Bu intisap sonucunda Gümüşhanevi’den üç ayrı icazetname aldı. Bu icazetnameler: 1. Delailü’l-Hayrat, 2. Hizbü’l-Azam, 3. Kaside-i Bürde, icazetnameleri idi.

Hocası, şeyhi Gümüşhanevi hazretleri, Hacı Ahmed Fehmi Efendi’yi muktedir ve ehil gördüğü için Ramazan münasebetiyle onu irşad görevinde bulunmak üzere Selanik’e gönderdi. Gümüşhanevi hazretlerinin himmetiyle Hacı Ahmed Efendi, Selanik’te, o Ramazan’da tasavvuf ehli birçok zat ve alimlerle görüşüp tanıştı: Bu tanışmaların da bereketiyle zahiri ilmini, batıni ilimle takviye etti. Döndükten sonra Gümüşhanevi dergahında halvete girme zamanını beklerken, babasından gelen mektup üzerine köyüne dönmek zorunda kaldı. Dergah’tan ayrılırken şeyhi ona bir Menasik-i Hac kitabı hediye ederek uğurladı. Dergah’taki Vekilharç Şeyh Efendi’nin, Ahmed Efendi’ye hediye ettiği kitabı görünce: “Şeyh Efendi seni hacca gönderdi:’ dedi. Ahmed Efendi ise: “Bana hac uzak:’ dedi ise de, çok sürmeden, zamanı gelince hacca gitmek nasip oldu.

Ahmed Fehmi Efendi, köyüne dönünce tekrar ders okutmaya başladı. Bir ara şeyhi Gümüşhanevi Ahmed Ziyaüddin hazretlerinin işaretiyle, kendi halifelerinden olan Rize Varda Şeyhi Osman Niyazi Efendi hazretlerinin halvetine girip, birinci derecede halife olma hakkını elde etmişti.

1 Nisan 1909’da vefat eden Vardalı Şeyh Hacı Osman Niyazi Efendi hazretlerinin hilafet verdiği dört seçkin Of aliminden birisi de Mapsinolu Hacı Ahmed Fehmi Efendi’dlr. Diğerleri ise şunlardır: Of Hundez (Güneşalan) köyü müderrisi Hacı İlyas Efendi (ö.1951). Bu zat da Varda medresesinde müderrislik yapmıştır. Of Çaykara Holaysa (Yeşilalan) köyü müderrisi Hacı Ferşad Efendi (İbrahim Hakkı Ulusal) (ö.1929). Bu zat da Varda Medresesinde müderrislik yapmıştır. Varda Şeyhi Hacı Osman Niyazi hazretlerinin vefatında, M. Ferşard Efendi Varda medresesinde müderristi. Şeyh Efendi’nin techiz ve tekfınini yapmış ve cenaze namazını o kıldırmıştır. Varda şeyhinden hilafet alan Of alimlerinin dördüncüsü ise, Of Zisino (Bölümlü) köyünden, Meşhur Karadere müderrisi Gani Ömer Hacı Mahmud Efendi hazretleridir (ö.1933).

Mapsino’da eskiden beri medrese taşkilatı vardı. Bu medresede Arapça dersleri okutulurdu. Hacı Ahmed Fehmi Efendi, bu medresede uzun yıllar müderrislik yapmış ve birçok icazetler vermiştir. Of’ un büyük alimlerinden Bakkaloğlu İsmail Efendi ve daha birçok alimler bu medresede ders okutmuştur. Of’a ilmi getiren iki alimden biri olan Çaykara-Şerahlı Kakoşim Efendi de bu medresede hocalık yapmıştır. Hacı Ahmed Efendi, astronomi ilmini bu zattan okumuştur. Of’ a ilmi getiren ikinci alim ise Holalı Hasan Efendi’dir. Bu iki zat Kürdistan’da tahsil görmüş, ilim sahibi olmuş ve Of’a ilmi neşretmişlerdi.

Mapsino medresesinin, 300 yıldan fazla bir geçmişi vardır. Bugün bu tarihi medrese yıkılmış olup yerine Gürpınar Camii’nin müştemilatı yapılmıştır. Hacı Ahmed Fehmi Efendi tam membaından feyz almış, hem zahiri, hem de batını ilimlere vakıf, zülcenaheyn unvanını kazanmış, yani hem büyük bir müderris hem de büyük bir mürşid, büyük bir veli idi. Çok sade bir hayatı vardı. Şöhret düşüncesinden uzaktı. Kendisini gizleyerek yaşardı. Sabır ve kanaat ehli, hal sahibi ve Hak aşığı bir veli idi. Hal ve kalp ehli olanlar onu arayıp bulurlardı. Tahmin edilmeyen yerlerden insanlar gelir ona intisap eder, geri dönerlerdi. Çok çok müridleri vardı. Çevre il ve ilçelerden gelip ondan feyz almak isteyen insanlar hiç eksik olmazdı.

Of’a bağlı Zisino köyünden, Resul oğullarından Şemseddin Efendi adında bir zat, Mısır El­ Ezher Üniversitesi’nde dersiam olarak çalışırken, köyde bulunan kardeşi hacca gitmişti. Hac’dan dönerken Mısır’a gidip ağabeyi ile görüştü. Ve ona şöyle dedi: “Ağabey! Burası ulema ve meşayih yeri. Bana bir mürşid göster de ona intisap edip feyz alayım:’ Ağabeyisi müderris Şemseddin Efendi kardeşine şu cevabı verdi: “Şu zamanda burada yüzde yüz inanılır bir mürşid tavsiye edemem. Sen Of’a gidip Mapsinolu Hacı Ahmed Eferdi’ye intisap et. Bu devirde yüzde yüz inanılır mürşid olarak ben onu görüyorum. Zira, Gümüşhanevi Ahmed Ziyaüddin hazretleriden feyz alanlardan hayatta kalan tek kişi olarak onu biliyorum.

Hacı Ahmed Efendi’nin Gümüşhaneli Ahmed Ziyaüddin Efendi ile aralarında geçen en canlı ve önemli hadise, Gümüşhanevi hazretlerinin Hacı Ahmed Efendi’yi özel olarak evine yemeğe çağırmasıdır. Hacı Ahmed Efendi anlatır ve derdi ki:”Hayatım boyunca o ana kadar bu derece duygulandığım ve manevi olarak haz duyduğum bir an olmamıştır:’ Öyle anlaşılıyor ki, o anda Ahmed Ziyaüddin Efendi hazretleri, Hacı Ahmed Efendi’ye tasavvufta ve maneviyatta himmet edip büyük bir himmet vermiştir.

Hacı Ahmed Efendi, zahiri ilimlerde deniz gibi engindi. Her ilimde mükemmel olduğu gibi Kur’an ilminde de mükemmeldi. Of’un, hatta Türkiye’nin ünlü kıraat alimlerinden biri olan Cıfaruksalı Hacı Mehmed Rüştü Aşıkkutlu hocamız, Mapsinolu Hacı Ahmed Efendi için şöyle derdi: “Hacı Ahmed Efendi’den başka üstün derecede Kur’an okuyan biri yoktur:’

Şahsiyeti
Hacı Ahmed Efendi, sabırlı, alçak gönüllü ve son derece cömert bir insandı . Kendisine bir yumurta hediye edene, O, bir tavuk ikram ederdi. İlim yolunda çektiği çileler, İmam-ı Azam, hazretlerinin koyduğu ilkeler çerçevesinde gerçekleşmiş ve bu sayede büyük bir ilme ve fazilete nail olmuştu. Birçok tevazu: sabır, güzel ahlak ve fazilet örnekleri vardır.

Kendisini Nakşibendiye tarikatına mensuptu. Aynı zamanda Nakşi halifelerinin büyüklerindendi. Komşu köyden olan Çıfarırksalı meşhur Çalekoğlu Şeyh Abdülmecid Efendi ona “Ebu Bekir” diye hitap ederdi. Malum olduğu gibi, Nakşibendiler’in piri Hazreti Ebu Bekir’dir. Hazreti Ebu Bekir’in de Hacı Ahmed Efendi’nin de ölüm zamanlarında ayaklarında yara vardı. Bu yönden de aralarında bir benzerlik vardır. Hacı Ahmed Efendi’nin ölüm hastalığı esnasında ayağı şişmiş ve kararmıştı. Trabzon’daki küçük oğlu Ali Riza Efendi’nin evinde yatarken doktor eve gelip bakmış ki, ayak kangren olmuş ve kesilmesi gerekiyor. Fakat O, ayağının kesilmesine razı olmuyordu. Üç gün sonra da rahmet-i rahmana’a kavuştu. İşte Abdülmecid Efendi’nin kerametiyle Efendi hazretlerinin manevi durumunu görüyor ve son tezahürü haber veriyordu.

Hacı Ahmed Efendi, çok siyasetçi idi. Hemen hemen bütün siyasi görüşlerinde isabet  ederdi. Bir zamanlar tasavvufçuları ve tarikat erbabını sıkı bir şekilde izlemeye, gözetim altına almaya başlamışlardı. Bir Menemen olayı çıkartılmış ve bu perde altında, o zamanlar ilmiyle amil birçok alim ve meşayihi idam etmişlerdi. O zamanlar, Hacı Ahmed Efendi defalarca takip edildiyse de Cenab-ı Hakk’ın himayesiyle ve Allah Teala’nın kendisine ilham ettiği isabetli siyasetiyle kurtulmuştu. Tasavvufçulara ve şeyhlere hunharca muamele yapılırken bile, Efendi hazretleri irşad görevine normal olarak devam ediyordu. Cenab-ı Hak, onu mahkemelerden ve hapishanelerden lütfüyle korumuştu .

Hacı Ahmed Fehmi Efendi’ye, Cenab-ı, Hakk’ın belli başlı lütuflarından biri de bu zamana kadar, oğullarından, torunlarından, hatta torunlarının torunlarından, İslami çizginin dışına çıkan veya lakayt kalan kimsenin hiç görülmemesidir. Bunların içinde, fakirlik ve zaruret içinde kalanlar da yoktur. Ayrıca kendi yakınlarından, akrabalarından yüksek tahsil görmüş, ilme ve dinimize hizmet verenler, diğerlerine nispetle daha fazladır. Tasavvuf kitaplarında şöyle bir kayıt geçer: “Ölen evliyanın kerameti, sağ olan evliyadan daha kuvvetlidir:’ Hazretin, ebediyete intikalinden sonra öyle harikulade kerametler görülmüştür ki, hayatta olan velilerden böylesi ne görülmüş, ne de duyulmuştur.

Hacı Ahmed Fehmi Efendi, bir gece abdest tazelemek için evden dışarı çıkar. Fakat uzun zaman eve dönmeyince eşi, Ahmed Efendi’yi merak ederek dışarı çıkar. Etrafa bakınır, gördüğü manzara onu şaşkına çevirir. Çünkü köyün ortasında bulunan cami, pırıl pırıl donatılarak aydınlamıştı. Gecenin bu vaktinde, henüz köye elektrik gelmemişken bu aydınlık neyin nesidir, düşüncesiyle camiye doğru koşar ve içeriye bir göz atar. İçerde, kalabalık bir insan topluluğu olduğunu görür. Ama bu insanlar, cübbeli, sarıklı, aksakallı ve nOr yüzlü, halka halka olmuş insanlar. Tanımadığı bu insanları ve olağanüstü bu durumu gören hanımefendi, heyecanla hemen evine kaçar. Aradan geçen bir zaman sonra da Hacı Ahmed Efendi eve gelir. Ve eşine kızarak: “Ey kadın, vah sana! Beni bunca evliyanın içinde mahcup ettin. Ne işin vardı da camiye geldin:’der. Yaptığı kabahati ve durumun önemini anlayan eşi ise:”Efendi hazretleri! Sizi merak etmiştim. Bilmeyerek bir hata ettim ise affola” der. Hacı Ahmed Efendi ise önemle vurgulayarak: “Sakın bu gece gördüklerini kimseye anlatma. Sırrımı gizle. Eğer af bekliyorsan dilini tut ve gözlerini kapa!” der.

Vefatı

Son demlerinde, Hazreti Ebu Bekir gibi ayağından rahatsızdı. Trabzon’da oğlunun yanında kalıyordu. Hastalığı ile ölümü arasında geçen günlerin sayısı yirmi gün kadardı. 19 Ocak 1958’de Trabzon’da gözlerini fani dünyaya yumdu. O gün akşam köyündeki evine götürüldü. 20 Ocak günü, atmış altı yıl ders okuttuğu ve hizmet verdiği dershanesinin önüne getirildi. Orada techiz ve tekfin işleri yerine getirildi. Daha sonra, şimdiki adıyla Gürpınar Beldesi’nin tarihi camisinin haziresine, kıble tarafında kendisine ayrılan yere tevdi edildi. Bölgenin her tarafından, seçkin insanlar cenaze merasiminde hazır bulundular. Yaklaşık iki bin mü’min, cenaze namazına iştirak etmişti. Yeri Cennet, makamı ali olsun! Şefaatlerini dileriz. Amin.. .

Hacı Ahmed Fehmi Efendi’nin mezar taşındaki kitabesinde şöyle yazmaktadır:

Hüve’l Baki
Gönül o dur ki saatin geçirmez gafil Allah’tan.
Kemali bulayım dersen Gönül çek Masivaullah’tan.
Bu cismin fanidir, ruhun daimdir, Baki Allah’tan.
Rıza-yı Hakk’ı istersen Gönül çek Masivaullah’tan .
Bir asrı ikmal eden meşayih-i Nakşibendiye’den müderris
Molla Ali oğlu el-Hac Ahmed Efendi ruhuna Fatiha. 1958

Mezar taşının kitabesi, teyzesinin kızının oğlu olan merhum ve meşhur Reisü’l-Kurra Mehmed Rüşdü Aşıkkutlu Efendi tarafından kaleme alınmıştır. Asıl adı Ahmed Fehmi olmasına rağmen mezar taşında sadece Ahmed adı kullanılmıştır. Yazdığı yazılarda sadece Fehmi ismini kullanırdı. Fakat halk arasında Mapsinolu Hacı Ahmed Efendi diye anılır ve bilinirdi. Soyadı kanunun çıktıktan sonra “Öztürk” soyadım almıştır.
Tekrar tekrar şefaatlerini diliyoruz.

 

Kaynak ; Yolumuzu Aydınlatanlar -1 , Yahya Kutluoğlu , İbb Yayınları

YORUM YOK

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz