Emir Sultan Dergahı Postnişinleri

tarafından
23
Emir Sultan Dergahı Postnişinleri

 

Necmüddîn Kübrâ’ya (ö. 618/1221) nispet edilen Kübreviyye tarikatının Anadolu özellikle de Bursa’da bilinen ilk temsilcisi Buharalı Emîr Sultan’dır (ö. 833/1429). Dergâhını Bursa’da kuran Emîr Sultan, yetiştirip icâzet verdiği halîfelerini Osmanlı topraklarının birçok yerine göndermiş; sağlığında mürîdleri Balıkesir, Edincik, Gelibolu, Edremit ve Tuzla’nın yanı sıra Aydın ve Saruhan sancakları ile Karaman’da faaliyet göstermeye başlamışlardı. Bursa’da ise Emîr Sultan dervişlerinin iki yerde tarikat hizmetlerini yürüttükleri görülmektedir. İlki bizzat Emîr Sultan tarafından kurulan merkez dergâh, ikincisi ise beşinci postnişîn Abdurrahman Efendi’nin (ö. 930/1524) Kurtbasan mahallesine yakın Fıstıklı adı verilenyerde kurduğu zâviyedir. Ancak ilk dönemlerdeki yoğun faaliyete rağmen tarîkat uzun süre devam etmemiş, XVII. yüzyılın son çeyreğinde Celvetî şeyhi Selâmi Ali Efendi (ö. 1104/1692) ve İshâk Efendi (ö. 1150/1737) ile meşîhat makâmı Celvetîler’e bırakılmıştır. Bunun nedeni, dergâhın on dördüncü şeyhi Mehmed Sâlih Efendi’nin (ö. 1134/1721) postnişîn olmasına rağmen kendi ailesi de dâhil olmak üzere dervişleri rahatsız edecek şekilde makâmına uygun olmayan bir hayat sürmesidir. Yaklaşık bir yüzyıl Celvetî şeyhleri tarafından idare edilen dergâh, Tayyib Efendi’nin (ö. 1262/1846) genç yaşta şehid edilmesi üzerine yerine geçecek oğlu bulunmadığından meşîhat, akrabasından Yağcızâde Ahmed Efendi’ye tevdi edilmiştir. Nakşibendiyye tarîkatına mensup olan Ahmed Efendi’den sonra şeyhlik makâmı tekkelerin kapatıldığı tarihe kadar Nakşî meşâyıhının elinde kalmıştır. Dergâhın kurucusu Emîr Sultan’dan sonra tekkede postnişin olan dervişlerin isimleri şöyle sıralanabilir:

Ya Hazreti Hasan Hoca

1-Hasan Efendi (ö. 845/1441)
Emîr Sultan’ın vefâtından sonra makâmına geçen Hasan Efendi, Rumeli bölgesinde Yenişehir’e yakın Hacı Koçbasanlar adlı köyde doğmuştur. Memleketinde zahirî ilimleri tedris ettikten sonra tasavvufa olan meyli sebebiyle Bursa’ya gelerek Emîr Sultan’a intisâb etmiştir. Uzun süren mücâhede ve riyâzet hayatından sonra tasavvufî terbiyesini tamamlamış ve şeyhi tarafından Balıkesir’e irşâd için gönderilmiştir. Vefâtına yakın Emîr Sultan’ın “Bizden sonra feyz bekleyenler Hasan’a varsınlar” sözü üzerine makamına tayin edilmişse de bazı ihvânın tereddüt etmesi üzerine Abdâl Mehmed Hazretlerine müracaat edilerek mesele çözüme kavuşturulmuştur. Yaklaşık on iki sene tekkede mürîdlerin terbiyesiyle meşgul olan Hasan Efendi hac niyetiyle yola çıkmış ve dönüş yolunda velîlerin kabirlerini ziyaret amacıyla uğradığı Kudüs’te 845/1441 tarihinde vefat etmiştir.

 

 

 

Ya Hazreti Bedreddin halife

2- Mahmud Bedreddîn Efendi (ö. 864/1460)
Hasan Efendi’nin vasiyetiyle ikinci halîfe olarak posta oturan Mahmud Bedreddîn Efendi, seyr u sülûkunu Emîr Sultan’ın yanında tamamlamış ve şeyhi tarafından irşâd amacıyla Balıkesir’in İvrindi kasabasına gönderilmiştir. Hâce Hasan Efendi’nin vefatı üzerine Bursa’ya dönen Mahmud Efendi, tarîkat faaliyetlerine devam ederken İvrindi kasabasındaki dergâhın vakfına ait gelirleri toplamak için Balıkesir’e gitmiş, dönüşte Uluabat Gölü civarında Pazartepe adlı yerde öğle namazını edası sırasında hırsızlar tarafından Şaban 864/Mayıs 1460 tarihinde şehîd edilmiştir. Naşı Bursa’ya getirilerek Emîr Sultan Câmi’nin batı tarafına defnolunmuştur. Son derece âbid ve zâhid olduğu rivâyet edilen Bedreddîn Efendi’nin bu yönü Ravza-i Evliyâ’da şöyle anlatılmaktadır: “Her gece akşam ile yatsı arasında on iki rekat nâfile ve dört rekat tesbih namazı kılmak vazîfesi idi ve terkini câiz görmezlerdi. Hatta bir gün bir yere giderken şiddetli yağmur yağmış, akşam olduğunda şeyh hemen atından inmiş, yerler çamur olduğundan namazını edâ etme imkanı bulamayınca bir miktar çalı-çırpı toplarayarak üzerine seccadesini sermiş; akşam namazının ardından on iki rekat nâfile ve dört rekat tesbih namazı ile yatsı namazını da kılmış ve atlarına binerek tekrar yola çıkmış.

 

Ya Hazreti Lütfullah Karamani

3- Şeyh Lütfullah Karamânî (ö. 891/1486)
Bursa’ya yolculuklarında Karaman’a uğrayan ve burada Abdullah Fakîh adında bir zâta misafir olan Emîr Sultan Hazretlerinin “Senin yakında bir oğlun olacak adını Lütfullah koy, o bizim evlâdımızdır” sözleriyle doğumunu müjdelediği Lütfullah Efendi, memleketindeki ilk eğitiminin ardından bilgisini arttırmak için Gelibolu’ya gitti. Gelibolu’daki ilim tahsili esnasında aynı tarihlerde bölgede irşâd faaliyetlerinde bulunan Mahmud Bedreddîn Efendi’yle tanışmış ve kendisine intisap etmiştir. Mürşidi tarafından dergâha odun toplamak, imâmet görevini yerine getirmek ve şeyhin çocuklarını okutmakla görevlendirilen Lütfullah Efendi, kısa sürede sülûkunu tamamlayarak icâzet almıştır. Şeyhinin vefatından sonra vasiyeti üzere tekkede postnişîn olmuş ve otuz bir sene irşâd hizmetinde bulunmuştur. Emîr Sultan Dergâhı dervişleri önceleri keçeden yapılmış tâc giyerken onun içtihâdıyla çukadan yapılmış tâc giymeye başlamışlardır. Kaynaklarda birçok kerâmetinden bahsedilen Lütfullah Efendi 28 Muharrem 891 / 3 Şubat 1486 tarihinde vefat etmiş ve türberin yakınına defnolunmuştur. Emîr Sultan hakkında birçok ilahî ve kasîdeleri olduğu kaydedilen şeyhin ayrıca Cenâhu’s-Sâlikîn adlı bir risâlesi de bulunmaktadır.

 

4- Davud Efendi (ö. 900/1495)
Lütfullah Efendi’nin vefatından sonra yerine geçen Davud Efendi aynı zamanda şeyhinin damadıdır. Kaynaklarda belirtildiğine göre Çelebi

Ya Hazret-i Davud Halife

Sultan Medresesi’nde öğrenci iken Lütfullah Efendi’ye intisap eden Davud Efendi, seyr u sülûkunda istediği neticeyi elde edemeyince şeyhine “Efendim, meşâyih-i kirâm sâliki bir nazarla vâsıl-ı merâm ederlermiş, biz niçin olamıyoruz?” diye sormuş, şeyhi de “Davud! Azgın nefsin yularını şeyhe teslim etmedikçe mümkün değildir” şeklinde cevap vermiş. Bunun üzerine kemâl-i teslimiyetle şeyhine bağlanan Davud Efendi kısa zamanda sülûkunu tamamlamıştır. Altı sene postnişîn olarak tekkede mürîdlerin terbiyesiyle meşgul olan Davud Efendi, 15 Receb 900 / 11 Nisan 1495 tarihinde vefat etmiş ve diğer şeyhlerin yanına defnolunmuştur. Oğlu Memi Çelebi’nin Edremit’te irşâd faaliyetinde bulunduğu kaydedilmektedir.

İlginizi Çekebilir  Hamit Dede ( Hamitler dede - Mübarek dede )

 

 

 

5. Abdurrahman Efendi (ö. 930/1524)
Lütfullah Efendi’nin oğlu olup tasavvufî eğitimini Davud Efendi’nin yanında tamamlamış ve şeyhinin

Ya Hazret-i Abdurrahman Halife

vefatından sonra posta oturmuştur. Tekkenin meşîhatini yürüttüğü sırada dergâha yakın Fıstıklı isimli mahallede aldığı bahçeye bir mescid ve yanına hücreler yaptırarak oraya yerleşmiş, ahbabı ve yakınlarıyla burada buluşup görüşmüştür. Baldırzâde’nin kaydına göre Abdurrahman Efendi ilk zamanlar meşîhat postunda pek rahat oturamamıştır. Zira posta oturduğu ilk yıllarda Emîr Sultan tarîkatı mensublarından Tuzlalı (Karası/Balıkesir’e bağlı bir yer) Yahya Efendi bazı ihvânın “Abdurrahman Efendi gençtir, irşâda iktidarı yoktur, biz seni isteriz” şeklindeki teşviki üzerine posta oturmak istemişse de muvaffak olamamıştır. Yine aynı dönemde Pîr Emîr isimli bir zât, 900/1495 tarihinde Bursa’ya gelerek Emîr Sultan neslinden olduğunu söylemiş ve meşîhatin kendisine ait olduğu iddiasında bulunmuştur. Sözüne pek itibar edilmeyince ihvanından Hoca Alizâde adlı zengin bir tüccar, Musa Baba adlı yerde bir tekke inşâ ederek bu davanın kapanmasını sağlamıştır. Otuz yıl gibi uzun bir müddet irşâd faaliyetini sürdüren Abdurrahman Efendi Rebîulâhir 930/ Şubat 1524 tarihinde vefat etmiştir. Kendisinden sonra tekkeye sırasıyla oğulları Ahmed ve İbrahim Efendi şeyh olmuştur.

 

 

6- Ahmed Efendi (ö. 935/1529)
Çok kuvvetli riyâzet yapıp az uyuduğu ve çoğu zaman oruç tuttuğu bildirilen Ahmed Efendi’nin vaazlarının

Ya Hazret-i Ahmed Halife

etkili olduğu ve dinleyenlerin kendinden geçtiği nakledilmektedir. Baldırzâde şeyhin bu yönünü şöyle dile getirmiştir: “Gâyette kalîlü’l-ekl ve latîfü’ş-şekl olup günde gıdaları bir yumurta sarısı olup ol kadar mücâhede ve riyâzet üzere idiler ki, gâyet-i za’flarından bellerine üç dört kuşak kuşanırlar idi. Geceler gayet kalîlü’n-nevm olup, ekser eyyâmda savm üzere idiler.” İlm-i zâhirde de yed-i tûlâ sahibi olduğu belirtilen Ahmed Efendi, okuduğu tefsir, hadis ve fıkıhla alakalı önemli kitapların etrafına notlar düştüğü ve hâşiyelere yazdığı kaydedilmektedir. Emîr Sultan’ın yolunu de vam ettiren dervişlerin uygulayageldikleri “Evrâd-ı şerîfe”ye bir kısım yeni dualar ilave ettiği bildirilmiştir. Beş senelik meşîhat döneminden sonra 27 Cemâziyelâhir 935/ 8 Mart 1529 tarihinde vefatetmiş ve Emîr Sultan Câmi’nin batısındaki şeyhlerin kabirlerinin bulunduğu yere defnolunmuştur.

 

 

 

7. İbrahim Efendi (ö. 944/1537)
Ahmed Efendi gibi cezbe sahibi olduğu belirtilen İbrahim Efendi, abisinin vasiyeti üzerine tekkeye

Ya Hazret-i İbrahim Çelebi

postnişîn olmuştur. Yaklaşık dokuz yıl meşîhat makâmında kalan şeyhin son derece edep sahibi olduğu, hatta bu nedenle Emîr Sultan’ın kabrini ziyâretlerini türbenin dışından gerçekleştirdiği “kemâl-i edeb ve istihyâlarından harem kapusunda tazarru’ ve duâ edüp, gâhi merkad- i münîre nâzır olan küçük pencere köşesine varup senâ ederler idi” cümleleriyle nakledilmiştir. Menâkıb-ı Emîr Sultân ve Risâl-i Tâc ve Hırka isimli eserlerin müellifi olan Yenişehirli Nimetullâh Efendi onun hilâfet verdiği mürîdler arasında sayılmaktadır. Rebîulâhir 944/Eylül 1537 tarihinde vefat etmiş ve abisinin yanına defnolunmuştur.

 

 

 

 

8. Şeyh Lütfullah-ı Sânî (ö. 971-72/1564-65)
İbrahim Efendi’den sonra yerine Lütfullah-ı Sânî olarak bilinen oğlu Şeyh Lütfullah geçmiştir.

Ya Hazret-i Lütfullah İbrahim Çelebi

Postnişîn olduktan sonra hac yolculuğuna çıkmış, dönüşünde yukarıda zikredilen dergâhın dördüncü şeyhi Davud Efendi’nin Edremit’te faaliyet göstermekte olan oğlu Memi Çelebi, bazı dervişlerin teşvikiyle tekkenin meşîhatini üstlenme talebinde bulunmuş, ancak ani vefatı sebebiyle bu emelini gerçekleştirememiştir. Yaklaşık yirmi sekiz yıl meşîhatta kalan İbrahim Efendi, 971 diğer bir kayda göre 972/1564-65 senesinde İvrindi kasabasına yaptığı yolculuk esnasında vefat etmiş, naşı Bursa’ya getirilerek diğer halîfelerin bulunduğu yere defnolunmuştur. Kaynaklarda birçok kerâmeti nakledilen şeyhin söz konusu kerâmetlerinden biri şöyledir: “Fıstıklı mahallesinde iken şeyh bir gün, Bursa’dan her hangi bir haber geldi mi? Bu gece bir hâdise meydana gelmiş olmalı. Zira rüyamda Hazret-i Emîr’in türbesinde toplanıldığını ve Emîr Sultan’ın dervişleri rencide eden şehrin valisini Peygamberimize şikayet ettiğini gördüm. Peygamberimiz de al bu âsâ ile ona vur, dediler; Hazret-i Emîr de vurdular. Bir saat sonra şehirden bir adam gelip, o gün Bursa valisinin Emîr Sultan mahallesini teftiş edip birçok fukarayı hapsettiği ve aynı gece aniden vefat ettiğini bildirmiş.”

 

9. Mustafa Efendi (ö. 986/1578)
Şeyh Lütfullah-ı Sânî Efendi’nin oğlu olan Mustafa Efendi babasının tayini üzerine posta oturmuştur. Uzleti tercih ettiği bildirilen şeyhin vakitlerinin çoğunu Fıstıklı mahallesindeki çiftliğinde geçirdiği, çevresindeki fukaraya imârethânede pişen yemekten vermeyip kendi çiftliğinin mahsûlünden elde ettiği yiyecekleri ikram ettiği kaydedilmiştir. On dört sene meşîhat makâmında kalan Mustafa Efendi, 986/1578 tarihinde vefat etmiş, yerine oğlu Ali Efendi’yi vasiyet ve tayin buyurmuştur

10. Ali Efendi (ö. 1020/1611)
Babasının vefatından sonra tekkeye şeyh olan Ali Efendi’nin şeyhlere mahsus kıyafet yerine sade elbiseler giydiği ve hâlini gizlediği belirtilmiştir. Yâdigâr-ı Şemsî müellifi şeyhin bu yönünü “Âbid ü zâhid olan şeyh ‘ucb u riyâdan müctenib, telebbüste sadeliğe mâil, nazar-ı dikkati celbetmeyecek sûrette mahviyyet gösterirlermiş” sözleriyle dile getirmektedir. Otuz dört sene gibi uzun bir süre seccâdenişîn olarak dervişleri terbiye eden Ali Efendi 1020/1611 senesinde vefat etmiş ve diğer şeyhlerin yanına defnolunmuştur.

İlginizi Çekebilir  Eşrefoğlu Rumi (k.s.)

11. Azîzzâde Mehmed Efendi (ö. 1059/1649)
Bursa’da doğan Mehmed Efendi, zahirî ilimleri babasından tahsil ettikten sonra tasavvufa olan meyli sebebiyle Emîr Sultan Dergâhı şeyhi Ali Efendi’ye intisap etmiştir. Seyr ü sülûkunu tamamlayan ve aynı zamanda şeyhinin kızıyla da evlenen Mehmed Efendi, Ali Efendi’nin vasiyeti üzere yerine geçmiştir. Ancak dönemin âlimlerinden Abdurrahman Efendi,Şeyh Ali Efendi’nin akrabası olması hasebiyle dergâhın yönetimini üstlenmek istemiş ve bu hususta Mehmed Efendi ile aralarında anlaşmazlık çıkmıştır. 1021/1612 tarihinde Dersaâdet’e başvuran Abdurrahman Efendi, Şeyh Mehmed’in haksız yollarla dergâhın yönetimine karıştığını ileri sürerek tekkenin asıl şeyhinin kendisi olduğuna dair bir berât çıkartmıştır. Mehmed Efendi de şikayette bulunarak vefâtından evvel şeyhi ve kayınpederi olan Ali Efendi’nin meşîhati kendisine tevdi ettiğini bildirmiştir. Bunun üzerine İstanbul’dan gelen berâta göre Emîr Sultan vakıflarının nâzırı olan Hüseyin b. Hacı Mustafa’nın teklifi ile 3 Muharrem 1021 / 6 Mart 1612 tarihinden itibaren Abdurrahman Efendi de tekkeye şeyh olarak atanmıştır. Altı yıl boyunca birer haftalık nöbetlerle müştereken meşihat görevini yürütmüşlerdir. 1026/1617 senesinde hacca giden Abdurrahman Efendi’nin dönüşte yolda hastalanması ve Bursa’ya vardığında da vefat etmesi üzerine meşîhat bütünüyle Mehmed Efendi’ye kalmıştır. Dergâhın yönetimini 12 Şaban 1059 / 21 Ağustos 1649 tarihine kadar tek başına yürüten Mehmed Efendi, bu tarihte çiftliğinden dönerken atından düşmesi üzerine bir müddet hasta yatmış ve sonrasında vefat etmiştir.

12. Şeyh Mustafa b. Mehmed (ö. 1059/1646)
Babası Mehmed Efendi’nin vasiyeti üzere yerine postnişîn olan Mustafa Efendi, bu görevini ancak iki buçuk ay kadar sürdürmüştür. 10 Zilkâde 1059 / 15 Kasım 1646 tarihinde kırk yaşında iken vebâ hastalığından vefat eden Mustafa Efendi, Emîr Sultan Câmi’nin sağ tarafında diğer halîfelerin medfûn olduğu mahalle defnolunmuştur. Baldırzâde’nin ifadesine göre “Eğer tûl-i ömrü müyesser ve bir kaç yıl muammer olsa, sayt u sadâ-yı şöhreti âlem-gîr ve silsile-i mahabbeti tavk-gerden-i sağîr ü kebîr olmak mukarrer ve muhakkak idi.” Vefâtına Sebzî Çelebi “Eyledin cenneti Firdevsi makâm” mısraını tarih düşmüştür.

13. Şeyh İbrahim Çelebi (ö. 1078/1667)
Şeyh Mustafa’nın oğlu olan İbrahim Efendi, babasının erken ölümü sebebiyle genç yaşta tekkeye şeyh olmuştur. Ancak Yâdigâr-ı Şemsî müellifinin kaydına göre genç olmasına rağmen “gayet vakûr ve pîrâne-tavır olup irşâd-ı sâlikân ve ta’lîm-i tâlibâna muktedir bir zât-ı âlişân” imiş. İsmail Beliğ Efendi’nin bildirdiğine göre, 1078/1667 tarihinde İstanbul’dan gelen mûsikîşinâs bir zâtla birlikte aralarında Bursa kadısı ile Şeyh İbrahim Efendi’nin de bulunduğu şehrin ileri gelenlerinden bir grup Uludağ’da Çamlıca adlı mesire yerine gitmişler. Sohbet ve ilahîler dinlenirken İbrahim Efendi’nin atı ürkerek etrafa zarar vermeye başlamış, şeyh üzerine atlayarak atı sakinleştirmek istemişse de muvaffak olamamış ve hayvan şeyhi üzerinden atmış; bir ağaca çarparak yaralanan şeyh bir müddet hasta yattıktan sonra vefat etmiştir.

14. Mehmed Sâlih (ö. 1134/1721) ve Selâmî Ali Efendi (ö. 1104/1692)
Şeyh İbrahim Çelebi’nin vefatından sonra yerine oğlu Mehmed Sâlih Efendi geçmesi gerekirken yaşının küçük olması sebebiyle tekkenin meşîhati Bursa’da bulunan Celvetî şeyhlerinden Selâmi Ali Efendi’ye verilmiştir. Ancak Selâmi Ali Efendi21 Üsküdar’daki Celvetî âsitânesine şeyh olunca tekkedeki görevini vekâleten halifelerinden ve aynı zamanda Pîr Emîr Dergâhının postnişîni olan Şeyh Ali Efendi’ye bırakmıştır. Selâmi Ali Efendi’nin 1104/1692 senesindeki vefatından sonra dergâhın şeyhliği Mısrîzâde Şeyh Ali Efendi’ye berât ile verilmişse de Mısrîzâde kabul etmeyince şeyhlik yeniden Mehmed Sâlih Efendi’ye kalmıştır. Mehmed Sâlih Efendi (ö. 1134/1721) postnişîn olmasına rağmen laubâli meşreb olması, hevâ ve hevesine uygun yaşaması nedeniyle annesinin isteği üzerine şeyhliği akrabası olan Celvetî şeyhlerinden İshak Efendi’ye bırakmıştır.

15. İshak Efendi (ö. 1150/1737)
Bursa’nın Veled-i Enbiyâ mahallesinde doğan İshak Efendi, mezkur mahallenin imamı Abdülazîz Efendi’nin oğludur. Dönemin meşhur âlimlerinden İshak Hocası Ahmed Efendi ile Niyâz-i Mısrî halîfelerinden Ayn-ı Ekber Mehmed Efendi’den ilim tahsil etmiştir. İsmail Hakkı Bursevî’ye intisap ederek tasavvufî terbiyesini tamamlamış ve hilâfete nail olmuştur. Daha önce zikredildiği üzere tekkenin şeyhliği, Mehmed Sâlih Efendi’nin meşîhata yakışmayan bir hayat sürmesi sebebiyle kendisine anne tarafından yakınlığı bulunan ve aynı zamanda Emîr Sultan vakıflarının katipliğini de yapan İshak Efendi’ye verilmişti. Dergâhın postnişinlerinin oturduğu eve taşınan İshâk Efendi’nin, söz konusu evlerde inşaatı yarım kalan yerleri tamamladığı bildirilmektedir. 1137/1725’te hacca giden şeyh Rebîülevvel 1150 / Temmuz 1737 tarihinde vefat etmiştir. Mehmed Şemseddîn Efendi’nin kaydettiğine göre mezar taşında vefat tarihini de gösteren şu kıta yer almaktadır:

Kutb-ı âlem-i Hazret-i Emîr
Şeyhi iken terk-i dünya eyledi
Yâ mücevher geldi bir tarih-i pâk
Şeyh İshak ‘azm-i ukbâ eyledi

Özellikle İshak Efendi’den sonra dergâhın kuruluşundan beri yürütülen Kübrevî âyini yerini Celvetî âyinine bırakmış; diğer bir ifadeyle meşîhat Kübrevîlerden Celvetîlere geçmiştir. Öte yandan Şemseddîn Efendi, hazîreye daha evvel defnolunan Emîr Sultan Dergâhı meşâyıhının kabirlerinin günümüze ulaşmadığını, mevcut olan kabirlerin İshâk Efendi ve sonraki şeyhlere ait olduğunu şu cümleleriyle dile getirmiştir: “Hulefâi Cenâb-ı Emîr’den hiç birisinin makâm ve âsârı kalmamış el-yevm orada mevcûd kabirler işbu İshak Efendi’den başlar.

İlginizi Çekebilir  Şeyh Abdülaziz Dağıstani

16. Şeyh Lütfullah b. İshak (ö. 1160/1747)
Şeyh İshak Efendi’nin oğludur. Babasının vefatından sonra yerine postnişîn olmuş ve bu görevi, 1160/1747 tarihinde vefatına kadar yaklaşık on yıl sürdürmüştür. Babasının yanına defnolunan Lütfullah Efendi’nin mezar taşında (99 numaralı taş) şu dörtlük yer almaktadır:
Hüve’l-Hallâku’l-Bâkî
Dir iken tâli’-i ikbâl-i dünya irişüb gelse
Fefirrû bahsi geldi nüsha-i ömründe çün derse
Didi târîh-i fevtin cevherin harflerle idüb fâl
Sefer oldı murâd-ı Şehy Lütfullah Firdevs’e
Zilka’de sene 1160

17. Seyyid Mehmed Reşîd Efendi (ö. 1217/1802)
Şeyh Lütfullah Efendi’nin oğlu olup babasının vefatından sonra tekkeye şeyh olmuştur. Birçok hususta mâhir bir zât olduğunu söyleyen Mehmed Şemseddî Efendi, şeyh tarafından yapılan büyük bir saatin dergâhta olduğunu; yine onun hattıyla yazılmış olan Koca Ragıb Paşa’ya ait “Emîr Sultan Şemseddin Muhammed fer’-i Adnânî” ile Râşid Efendi’ye ait “Yüzün sür hâk-i pây-i Hazret-i Sultan Emîr’e gel” matlalı iki medhiyenin türbede bulunduğunu kaydetmektedir. Dergâhın meşîhatini Eşrefî şeyhi Fahreddin-i Evvel ile birlikte yürütmüştür. 19 Rebîulâhir 1217/ 19 Ağustos 1802 tarihinde vefat eden Şeyh Reşîd Efendi diğer halîfelerin yanına defnolunmuştur.

18. Tayyib Efendi (ö. 1223/1808)
Seyyid Mehmed Reşîd Efendi’nin oğludur. Babasının vefatından sonra yerine şeyh olan Tayyib Efendi bazı görüşmelerde bulunmak için İstanbul’a gitmiş ve ahbâbı tarafından kendisine verilen yüklüce miktar parayla Bursa’ya dönerken Yörükler tarafından şehîd edilmiştir. Evlâdı bulunmadığından dergâhın şeyhliği Emîr Sultan’ın türbedârı Seyyid Süleyman Efendi’ye verilmiştir. Ancak Tayyib Efendi’nin hâmile olan eşi iki ay sonra bir erkek çocuğu dünyaya getirince adı Tayyib konularak meşîhat bu çocuğa tevdi edilmiş; fakat çocuk iki yaşında iken vefat edince postnişin olarak Şeyh Mehmed Reşîd Efendi’nin damadı ve Tayyib Efendi’nin eniştesi Şeyh Ahmed Efendi tayin olunmuştur.

19. Yağcızâde Ahmed Efendi (ö. 1262/1846)
“Yağcızâde” nisbesiyle tanınan Ahmed Efendi, Emîniyye Dergâhı’nın kurucusu Şeyh Mehmed Emin Efendi’ye (ö. 1228/ 1813) intisâb ederek Nakşibendiyye tarikatından icâzet almıştır. Yukarıda zikredildiği üzere Emîr Sultan Dergâhı meşîhatinin boş kalması üzerine dergâha postnişin olmuş ve 10 Ramazan 1262/ 1 Eylül 1846 tarihindeki vefatına kadar bu görevini sürdürmüştür. Bu zâttan sonra meşîhatin Celvetîlerden Nakşîlere geçtiği görülmektedir. 30 Emîr Sultan Camii’nin sağ tarafındaki
meşayıh mezarlığında bulunun kabir taşında (85 numaralı taş) şunlar yazmaktadır:

Yâ Hû
kutb-ı dâire-i vilâyet nokta-ı
merkez-i kerâmet-i Hazret-i Sultân
Emîr kuddise sirruhu hazretlerinin bende-i
ma’nevîleri dergâh-ı ‘alîlerinde seccâdenişîn-
i irşâd mazhariyyeti hakîkat-i
cevherimiz cennet-mekân es-Seyyîd el-Hâc
Ahmed Efendi hazretlerinin
rûh-ı pür-fütûhı içün el-Fâtiha
fî 10 n 1262

20. Tâhir Efendi (ö. 1297/1880) ve Mehmed Emin Efendi (ö. 1314/1892)
Yağcızâde Ahmed Efendi’nin vefatından sonra meşîhat makamına Şeyh Mehmed Reşîd Efendi’nin soyundan Tâhir Efendi oturmuştur. 1262/ 1845 tarihinde Mesnevîhân Hâce Hüsam Efendi’den icâzet alan Tâhir Efendi, reîsü’l-meşâyıh Eşrefzâde Safiyyüddin Efendi’nin vefatı üzerine Bursa Meclis-i Meşâyıhı’na reis tayin olmuştur. İlm-i zâhirde yed-i tûlâ sahibi olduğu nakledilen Tâhir Efendi 11 Ramazan 1297 / 17 Ağustos 1880 tarihinde vefat etmiş ve diğer meşâyıhın bulunduğu hazîreye defnolunmuştur. Tâhir Efendi’den sonra postnişîn olan Mehmed Emin Efendi hakkında kaynaklarda yeterince bilgi bulunmamaktadır.

21. Hacı Emin Efendi (ö. 1316/1898)
Emîr Sultan Camii imam hatibi olan Hacı Emin Efendi, Nakşibendiyye meşâyıhından Hacı İsmail Efendi’den istifade etmiş olmakla birlikte icâzetini hac için gittiği Mekke’de Şeyh Mehmed Can Efendi’den almıştır. Emîr Sultan Dergâhı postnişini olduktan sonra dergâhın tamir işlerinin yanı sıra bir de kütüphane kurulmasına önayak olmuştur. Mehmed Şemseddîn Efendi bizzat tanıdığı şeyhi şöyle tanımlamaktadır:
“Merhûm meclîs-ârâ, nazik-edâ,
şahsa göre muamele ile küçük-büyük herkesi
hoşnut ider, nezâketi sever, temiz ve
muntazam giyinir, mütevazı ve halîm bir
zât idi.”33 28 Rebîulevvel 1316 / 16 Ağustos
1898 tarihinde vefat etmiştir

22. Sa’îd Efendi (ö. 1328/1910)
1237/1821 tarihinde dünyaya gelen Sa’îd Efendi Şeyh Tâhir Efendi’nin soyundandır. Nakşibendî şeyhi Hacı İsmail Efendi’den ilim tahsil etmiş, İstanbul Neccârzâde Dergâhı şeyhi Rızâ Efendi’den ise icâzet alarak halîfesi olmuştur. Hacı Emin Efendi’nin akrabası olan Sa’îd Efendi şeyhin vefatından sonra yerine geçmiştir. 18 Rebîulâhir 1328 / 30 Mart 1910 tarihinde dergâhta tarikatın ayinini icrâ ederken vefat etmiş ve diğer meşâyıhın yanına defnolunmuştur. İlim ve fazlının yanı sıra birçok hikâye bildiği ve sohbeti esnasında bunları anlatmaktan hoşlandığı nakledilmektedir.

23. Mehmed Râgıb Efendi (ö. 1340/1921)
Cemâziyelevvel 1278/ Kasım 1861 yılında doğan Mehmed Râgıb Efendi, Şeyh Tâhir’in kızı Dervişe Hanım’ın oğludur. Neccârzâde Dergâhı şeyhi Rıza Efendi’ye intisap ederek 26 Safer 1330 / 15 Şubat 1912 tarihinde icâzet almıştır. Dayısı Sa’îd Efendi’nin vefatından sonra dergâhın yönetimini üstlenmek isteyenlere karşı uzun mücadelelerden sonra “evlâda meşrûtiyyetini tahakkuk” ettirmek suretiyle 20 Zilhicce 1330 / 30 Kasım 1912 tarihinde meşîhat makâmına oturmaya muvaffak olmuştur.36 1340/ 1921 tarihinde vefat eden Râgıb Efendi’den sonra yerine vekâleten Hasan Efendi (ö. 1365/1945), tekkelerin kapatılmasından hemen önce de Hüsâmeddin Fındıkoğlu (ö. 1988) atanmıştır.

 

Kaynak ; Bursa’da Tarikatlar ve Tekkeler , Mustafa Kara ,  Bursa Büyükşehir Belediyesi Yayınları , 2012