Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Çatağ/Çatak köyünde dünyaya gelen Şeyh Kekê’nin doğum tarihi net olarak bilinmemektedir. Yaklaşık 77 yıl yaşamış, 1942 yılında vefat etmiş ve Varto’nun Dadinan köyünde defnedilmiştir. Halk arasında lakabı Kekê olan bu zatın adı Abdulmecid’dir. Ancak ismi resmiyette Abdülhamit olarak kayıtlıdır. Şeyh Kekê’nin adı, Şeyh İbiş’e vermiş olduğu icazette “el-Hırbızunî” olarak yer almaktadır. Şeyh Kekê’nin Halifan’da medfun olan babasının adı Mele Ahmed, annesi de Angak’lı akrabalarından olan Kevê’dir. Şeyh Kekê İnali köyünde Şeyh Abdülhamid’in medresesinde, Pazu’da Mele Hasan-ê Baki’nin medresesinde ve Melekan’da okumuştur.

Keke’nin oğlu olan Mele Abdülkerim genç yaşta vefat etmiştir ve Çatak’ta metfundur. Şeyh Keke’nin Mele Muhammed, Aziz ve Salih isimli üç kardeşi vardır. Çatak’ta olduğu dönemde Rus harbi geçekleşmiş ve bu savaşta Salih isimli kardeşi şehit düşmüştür. Aynı dönemlerde, kardeşi Aziz ve eşi ayrıca yeğeni Zozan ile birlikte Baskil’e muhacir olmuşlardır. Baskil’de kaldıkları dönemde Zozan ve amcaları, odun satmakla geçimlerini sağlamaya çalışmışlardır.

Şeyh Sait Ayaklanması

1.Dünya savaşında yaşadığı acıları henüz atlatmamışken tüm ülkeyi kasıp kavuran dinî, kültürel ve etnik farklılıklardan mütevellit kavgalara şahitlik eden bir dönemi yaşamıştır. Osmanlının son bulması ve yönetim şeklinin değişmesinden ardından gerek yeni kanunlar gerekse halka yapılan zulümler sebebiyle bölgenin önemli kanaat önderleri bir rol üstlendiler, baskı ve zulme karşı mücadele başlatma kararı aldılar. Bu hareket kararını alanların başında medreselerde yetişmiş ilim adamları ve tarikat şeyhleri geliyordu. Ayaklanmanın başarıya ulaşmaması neticesinde olaydan önce zaten var olan zulümler yeni bir nitelik kazanarak daha da arttı.

Şeyh Kekê, Şeyh Abdullah ile birlikte Şeyh Said hareketine katılanlardan birisiydi. Hareket önderlerinin İran’a kaçmaya karar vermeleri üzerine Şeyh Abdullah babasının tarikat halifesi olan Şeyh Kekê’ye “sen de kaç” deyince o da “seni bırakıp kaçamam.” dedi. Bunun üzerine Şeyh Abdullah Efendi: “Yöremizde Nakşî tarikatından temsilcinin tükenmemesi için sen kaç! Umulur ki kurtulursun, geride kalan halka faydalı olacaksın.” deyince Şeyh Kekê de kurtuldu. Bu olayda Şeyh Abdullah’ın kardeşi Şeyh Mustafa da ağabeyinin tavsiyesi ile kurtulanlar arasındadır.

Benzer direktif Şeyh Said’den de gelmiştir. Şeyh Said ve arkadaşları Abdurrahman Paşa köprüsüne geldiklerinde Köprüye yaklaşık on km kala Şeyh Said, kendisine “Ruhuma öyle ayandır, biz gideriz. Sen kalırsın. Geride kalanlar/Çocuklarımız sana emanet.” demiş. Bunun üzerine o da: “Başımız senin yoluna feda olsun. Sen gidersen ben de giderim.” sözüyle cevap vermiştir.

Muş – Varto ve Elazığ Günleri

Şeyh Kekê, Şerafettin dağlarının yarısının karlı olduğu bir dönemde Varto ovasında gece dışarıda kalmış, soyguncular onu yakalamış, iç giysisi hariç üzerindeki elbiseleri dâhil her şeyini almışlardır. Bu olaylardan sonra Şeyh Kekê için yedi yıl kadar süren uzun bir saklanma dönemi başlamış ve ilk olarak Varto’nun Karagivic, İnali köyleri ile Muş’un Pazu köyünde evlerin altında yapılan sığınaklarda veya köy dışındaki mağaralarda saklanmıştır. Bir ara sevenleri, güvenli olacağı gerekçesi ile ahırda saklanmasını istemişlerdir. Ancak o, ahırdaki necasetten dolayı ahırın ibadete münasip olmadığını söyleyerek uygun bir yer istemiştir. Bunun üzerine ot yığınları arasında gereği kadar ge- nişlikte oda ortamı oluşturulmuş ve Şeyh Kekê burada altı ay kadar bir süre saklanmıştır.

Süreç içinde din adamlarının ve Kürt bölgesinin önemli simalarına yapılan baskıların daha da artması üzerine gizlice Elazığ’a geçmiştir Baskil’de Şefkatli, Karaali ve Mirpalas’da bir süre kalan Şeyh Kekê Elazığ’ın o zaman bir köyü şimdi de bir mahallesi olan Sürsüri/Sursuri’ye geçmiştir. Buraya geldiğinde önü daha çok yayılmış Elazığ’ın alim ve zahitlere düşkün zevatı ve kanaat önderleri tarafından gizlice ziyaret edilmiştir.  Bunlardan biri Bediüzzaman Said Nursi’nin vefatını ilk tespit eden ve cenaze işlemlerinde bulunan Vaiz Hacı Ömer Bilginoğlu’dur. Hacı Ömer, kendisini ziyaret etmiş ve bu ziyarette Şeyh Kekê’nin hali ile ilgili yaşadığı bazı hatıralarını çevresindekilere anlatmıştır.

Şeyh Kekê yaklaşık yedi yıllık bir saklanma dönemi sonrası Elazığ’dan ayrılır ve memlekete döner. Bu ayrılışını sebebi olarak bir albayın kendisinin ziyarete gelmesi anlatılır. Şöyle ki: Bir albay, jipi ile mahalleye gelip kendisini sorar. Mahallenin muhtarı, onu Cami imamına götürür. Albay, götürüldüğü kişinin Şeyh Kekê olmadığını anlar ve ben Şeyhi tutuklamaya değil ziyarete geldim der. Bunun üzerine onu Şeyhe götürürler. Bu ziyaretten sonra Kekê, “Ehl-i dünya, makam mevki sahipleri ve devlet erkânı beni tanıyıp iltifat ettikten sonra benim burada fazla yerim yoktur.” deyip rahatsızlığını belirtmiştir. Affın çıkmasından sonra da buradan ayrılıp memlekete gitmiştir.

Tasavvufî yönü ve Faaliyetleri

Şeyh Kekê yaşadığı dönemin zulmü ve baskıları döneminde arananlardan olması nedeniyle ilim ile iştigal edememiş ve medrese faaliyetleri yürütememiştir. Kendisinin maruz kaldığı baskı ve takip sebebiyle gittiği her yerde irşat tebliğ ve tasavvuf faaliyetlerini zor şartlarda da olsa yapmıştır.

Hadiseden önce bölgede tasavvuf çevresi ile ilmî ve tarikat mesaisi olan Şeyh Kekê gençliğinin bu döneminde tarihin en büyük hadiselerinden biri olan 1.dünya harbi, Rusların işgali Osmanlının yıkılışı gibi büyük olaylara şahit olmuştur. Bu dönemlerde Şeyh Kekê, ailesi ve tarikat çevresi bil fiil her gelişmeden etkilenmişlerdir. Rus harbi döneminde Baskil’e giden Şeyh Kekê’nin bu dönemde de tasavvufi faaliyetleri olmuştur. Nitekim Şeyh İbiş’e tarikat icazetini bu dönemde vermiştir. Memlekete dönüşü sonrası yeni siyasi karmaşalar ve baskılar ortaya çıkınca Şeyh Said ayaklanması gerçekleşmiş ve Şeyh Keke de bizatihi bu hareketin içinde yer almıştır.

Ayaklanmanın başarısız olması sonucu bölgenin tarikat şeyleri ve âlimleri idam, hapis, sürgün ve firar gibi sonuçlarla karşı karşıya kalmışlardır. Daha önce anlatıldığı üzere Şeyh Said’in ve Şeyh Abdullah’ın kendisinden kurtulmasını istemeleri üzerine kurtulmuş ve yedi yılını saklanarak geçirmiştir. Bölgede

emellerini gerçekleştirmek isteyenler ayaklanmayı fırsata dönüştürmek istemiş, yörede dinî ve tasavvufî otoritesi olan zevatın hepsini toplamışlardır. Bunun üzerine kendisi dışında yörede neredeyse icazetli kimse kalmamıştır. Bölgenin düştüğü durumun acısını en derinden hisseden Şeyh Kekê, dini liderlerin ek- sikliğinden mütevellit dini ve toplumsal sorunlar ile karşı karşıya kalmıştır.

Şeyh Kekê’nin esas faaliyetleri, bugünden sonra başlamıştır. Saklanmanın getirdiği zorluk ve dar imkânlara rağmen saklanma dönemi irşat ve hizmetler açısından akim ve semeresiz geçmemiştir. Söz konusu dönemde onun yakın çevre üzerindeki en etkili yönü, âbid olması ve Kur’an ve sünnete bağlı bir yaşam sürdürmesi olmuştur. Onu görenler onun manevî halinden son derece etkilenmiş ve kendisine yakın olmaya çalışmışlardır.

Şeyh Kekê’nin belki de en önemli faaliyeti, Bingöl’ün Solhan ilçesinde Şeyh Ebubekir’i Muş’ta ise Şeyh Abdullatif’i halife seçerek yetim bırakılan yüreyi ihya etmek istemiştir.

Kendi şeyhinin kardeşi ve Meleken postnişini olan Şeyh Abdullah’ın idam edilmesinden sonra onun yadigârı olan Şeyh Ebubekir’e halifelik vermesinin ardından; Beroj’da ikamet eden Şeyh Abubekir, 1936’da Melekan’a geçmiş ve Melekan için yeni bir dönem başlatmıştır. Bu süre içinde Şeyh Kekê de bizatihi ona değer vererek halkın ona teveccüh etmesi sağlamıştır.

Muş tarafında ise Şeyh Abdullatif’i ilim ve irşad ile hizmetler için halife olarak seçmiştir. Şeyh Abdullatif köylerde dolaşarak ve kendisine yapılan ziyaretlerle halkı irşat etmeye çalışmış bunun dışında ilim tedrisatı için de çaba sarf etmiştir. Ne var ki üzerindeki baskı ve takiplerin kesintiye uğramadan devam etmesi nedeniyle bu hizmetlerinde hep engellerle karşılaşmıştır.

Onlar bu bölgelerde tasavvufî çalışmaları yaparken kendisi de aynı bölgede Varto, Muş, Bingöl civarında İslamî hizmetleri diri tutmak için yaşına ve çek- miş olduğu sıkıntılara aldırmadan aktif bir şekilde hep dolaşmıştır. Bu gezileri, yerleşim yerleri ile sinirli kalmamış, Dadinan, Pazu yaylaları ayrıca Şerafettin dağlarında yer alan Melekan’ın “Kandil yaylası”, Hırbizun”un “Seyidan yaylası” gibi yaylalara dahi bazen yalnız bazen de halifeleriyle gidip dolaştığı ve kaldığı bilinmektedir.

Bu uygulaması ile zorlu döneme karşın İslami bilincin ve tasavvufi geleneğin hareket halinde olmasını sağlamış, medrese ve dergâh hizmetleri başlamış, neticede yok olma tehdidi ile karşı karşıya olan Hâlidilik geleneği yörede tekrar ihya olmuştur. Halkın kendilerine olan teveccühüne ve itibara bakıldığında bu gayretlerin hedefine vardığı açıkça görülmektedir. Onun özverisi sonucu yöre, Şeyh Said ve Şeyh Abdullah’ın korktuğu akıbetten kurtulmuştur.

Şeyh Kekê cömertliği yanında insanların hallerini dert edinen biriydi. Mümkün olduğunca çevresine faydalı olmaya çalışmış ne var ki dönemin baskınları ve aramaları münasebetiyle irşat ve tebliğini açık yapamamıştır. Tüm tahşidatlar ve takiplere rağmen halkın sevgi ve saygısını kazanmış, manevî açıdan kendisinden istifade edilmiştir. Kendisine hizmet eden aileler, onun hizmeti ve duaları sayesinde istikametlerini koruduklarını ve tasavvufa yakın kaldıkları kanaatini taşımaktadırlar. Dini yaşama hassasiyetine sahip, kadirşinas olan bu değerli aileler, dedelerinin bu musahebetinden son derece iftiharla söz etmektedirler.

Şeyh Kekê bir taraftan dini hizmetler ve toplumsal sorunlarla ilgilenerek halkın içinde olmuş diğer taraftan da ibadet ve riyazet içinde olmuştur. Günün bazı vakitlerini halvete ayırmıştır. Bazen sabah vaktinde insanlardan uzak dağ ve derelere gider ibadet ve tefekkür ile meşgul olur öğle vaktine kadar dönmezdi. Yaşam tarzında takva ve zühde son derece ehemmiyet vermiştir. Ecdadın meziyetleri ile övünmeyi hoş görmemiştir. Bu hususta yeğeni olan Şeyh Tayyib’e “Eskiler çalışırdı ibadet ederlerdi siz de ibadet edin biz falanlardanız diye boşuna övün- meyin” demiş ve yakınlarını övünmek yerine amel etmeğe teşvik etmiştir.

Beritan aşiretinin Mele Ömer kolundan olan Hacı Zülfü ve Mala Alo ailesi Şeyh Kekê’ye intisap etmişlerdir. Şeyh Kekê yaz aylarında Beritan aşireti ile beraber uzun bir süre kalmıştır. Bu ailede Şeyh Kekê’nin saygınlığı halen devam etmekte ve aile meclislerinde sıklıkla anılmaktadır. Kendisi ile ilgili anlatılan en önemli özelliklerinden biri, paraya elini sürmemesidir. Şeyh Kekê’nin üzerine oturduğu bir palası (keçi kılından yapılan bir tür kilim) vardı. Kendisine gelenlerden para vermek isteyenler olduğunda abasının köşesini kaldırır ve paranın oraya konulmasını söylerdi. Daha sonra bir fakir geldiğinde abasının köşesini kaldırır ve paraya işaret ederek belirtilen miktarın bu paradan alınmasını isterdi.

İcazet verirken de ölçü olarak liyakati esas kabul etmiştir. Bu sebeple ilmî ve tasavvufî olgunluğa sahip olmayanlara halifelik vermemiştir. Mesela kendisinin yakın bir akrabası, Şeyh Mahmud’un yanında altı-yedi yıl, kendisinin yanında da uzun bir süre amel/suluk etmiştir. Ancak buna rağmen o, bu kişiye icazet vermemiştir. Bunun sebebi sorulduğunda söz konusu kişide az da olsa “tama‘ın/hırsın” var olduğunu söylemiştir. Bunun dışında verdiği icazetlerde liyakate ek olarak işaret ve ilhamdan da söz ettiği nakledilmektedir.

Şeyh, gerek siyasi olaylardan gerekse irşâd ve tebliğden dolayı birçok yerde ikamet etmiştir. Gidip ziyaret ettiğimiz ve mülakatta bulunduğumuz bu yerlerde kendisine duyulan saygı ve itibarın, geçen onca zamana rağmen korunması, buralarda bıraktığı etki ve sevginin boyutunu açıkça göstermektedir.

Şeyhleri ve Tarikat Silsilesi ve Hocaları

Şeyh Kekê icazetini Şeyh Mahmud Melekanî’den almıştır. İcazet aldığında henüz 25-30 civarı yaşlarda olan Şeyh Kekê, Şeyh Mahmud’dan almış olduğu Hâlidîyye tasavvufi görevini, Elazığ dönüşünden bir müddet sonra başkalarına vermiştir. Bu çalışmada adı yer alan aile Şeyhlerin arasından tarikat icazet vererek halife tayin eden tek kişidir. İcazet vermiş olduğu kişiler Şeyh Abdullatif, Şeyh Ebubekir ve Şeyh İbiş’tir. Bu üç zatın dışında Şeyh Kasım İnali’ye de “Sana tarikat icazeti verdim. Sağlığım el verdiğinde icazetini yazacağım” diyerek şifahen icazet vermişse de icazeti yazamadan vefat etmiştir.82 Şimdi Şeyh Kekê’nin ica- zet aldığı ve icazet verdiği zevatın hayatına yer vereceğiz.

Şeyh Kekênin İcazet silsilesi

  1. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî
  2. Şeyh Mahmud Sahib
  3. Şeyh Ali Septî el-Palevî
  4. Şeyh Abdullah Melekan
  5. Şeyh Mahmud Melekan
  6. Şeyh Kekê

İcazet Verdiği Halifeleri

Şeyh Kekê, Nakşîliğin Hâlidîlik kolunda üç kişiye icazet vermiştir.

  1. Şeyh Ebubekir Melekani
  2. Şeyh Abdullatif
  3. Şeyh İbiş
  4. Kaynak ; Mevlana Halid Bağdadi sempozyumu , 04-05 Mayıs 2017 , Bingöl’de Halidilik ( Mele azın ailesi) , Abdülkerim Bingöl – Mehmet Faruk Araz

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz