Şeyh Abdullatif Haziyani’nin oğlu olan Şeyh Muhammed Emin 1931 yılında Haziyan’da dünyaya geldi. Şeyh Abdullatif cezaevindeyken iki oğlu ölmüştü. Cezaevinden çıktıktan sonra, bilahare dünyaya gelen büyük oğluna Muhammed Emin küçük oğluna ise Mustafa ismini koymuştur. Zira Rus harbinde Şeyh Abdullatif’in kardeşi (amcası) Şeyh Muhammed Emin ile amcasının oğlu Şeyh Mustafa şehit düşmüş Şeyh Abdullatif de onların isimlerini çocuklarına vermiştir.

İlk eğitimini kendi evinde talebelere gizlice ders veren babasından almıştır. Daha sonra Muş’a bağlı Qijiltax/Kızıldağ köyünde Mele Mustafa Çağlayan, Tifnîk köyünde Mele Mahfuz, Palas köyünde Mele Yusuf (Bulanıklı) ve yine Qıjıltax köyünde Mele Mehmet Çağlayan (eski Muş Müftüsü) adlı hocalardan ders almıştır. Sonra Diyarbakır ilinin Hazro ilçesinde bulunan meşhur Seydayê Hacı Fettah’ın medresesine geçip ondan ders almıştır. Ondan sonra Malazgirt ilçesine bağlı “Toraqa” köyünde meşhur Mele Zahirê Tendurek-i’den ders almıştır. Sonraki yıllarda Mele Zahirê Tendurekê Solhan ilçesinin Melekan köyüne geçince oda oraya geçip dört yıl daha ondan ders almıştır. En son Dadina’da Mele Selim’in yanında eğitimini tamamlayarak ondan ilim icazetini almıştır. Hayatının öğrencilik dönemlerinde Mele Selim ile birlikte olmuş ve bu birliktelik tasavvuf döneminde de devam etmiştir.

Medrese tahsilini bitirmesinin ardından 1955 yılında yaygında evinin bitişiğinde bir hücre inşâ ederek bir medrese açmıştır. 1989 yılına kadar medrese faaliyetlerini sürdürmüştür. 90’lı yılların çalkantılısından oldukça etkilenen ve büyük baskı gören Şeyh Muhammed Emin için medresede ders vermek fiilen imkânsız hale gelince 35 yıllık medresesi kapanmıştır.

Bölgede tanınan bir Şeyh sülalesine mensup ve Nakşibendî tarikatının halifesi olmasına rağmen bunun maddi imkanlarından istifade etmeyi hiç düşünmemiş, mütevazi bir hayat sürdürmeyi tercih etmiştir. İlim ve medrese ehli olduğu halde bir köylü gibi yaşamaya, kibir ve gösterişten uzak bir hayat sürmeye üzen göstermiştir. Medreselerin yasak olduğu dönemde zor şartlarda medrese tahsilini yapıp bitirdi. “Kaçak” medreselerde yetişen birisi olarak yine “kaçak” medreselerde yıllarca medrese talebelerine/feqîlere ders verdi. İlmiyle fesahatiyle dürüstlüğüyle bir peygamber varisi olarak çevresindeki saygınlığı ve ailesinin eksisini hiçbir zaman istismar etmemiş ve onu dünyasına alet etmemiş, uzun süre müderrislik yaparak talebe yetiştirmiştir. Ne hazindir ki derin göçlerin pençesine ve hizmetine düşmüş bazıları, onu karanlık odaklarla birlikte yıpratmaya çalışmışlardır.

Şeyh Muhammed Emin’in en önemli özelliklerden biri dini yaşam alanında ve bölgedeki kişisel özgürlükler alanında halkın çektiği acılara ortak olması ve bunu söylemekten çekinmemesidir. Zira o, eli nasırlı ender şeyhlerden birisi olarak bölgede vuku bulan hadislere tepki gösterir ve zalim idarecilerin yüzüne “zalimsiniz” diye haykıra bilen cesur bir âlimdi. O, mücadelesi, cesur ve yiğit tavrıyla bölgesini ve Müslümanların lideri, mana rehberi, gönül adamı idi olarak halkın acılarına ortak olmuş, bildiklerini söylemekten asla yılmamıştır. Kendisine yapılan baskıların ve hakaretlerin çoğaldığı bir dönemde bir dönemde bazı dostlarını ve akrabalarını ziyaret etmiş ve vedalaşmıştır. Bu ziyaretlerin birinde emekli Müftü Mehmet Çağlayan ve bazı dostları, ondan dönmemesi için uğraşmışlardır. Ancak kendisi tüm ısrarlara rağmen “Şayet öldürülürsem beni babamın ve dedemin türbelerini yanına defnedin” diyerek vedalaşmıştır.

Şeyh Muhammed Emin, ilim tahsilini Hâlidî tarikatının medreselerinde yapmış ve Hâlidî şeyhleriyle her zaman iç içe olmuştur. Yaygın köyünde medrese açtıktan sonra zaman zaman Melekan’a giden Şeyh Muhammed Emin tarikat icazetini Melekan’dan Şeyh Ebubekir’den almıştır. Şeyh Muhammed Emin, Şeyh Ebubekir’den hilafeti, Şeyh Selim Dadinan, Şeyh Vahdeddin ve Şeyh Bahaeddin Rindaliya’ya ile birlikte icazet almıştır. Şeyh Ebu Bekir’in halifelik verdiği dört kişiden biri olarak Postnişin olmuştur.

Şeyh Muhammed Emin, 1969 yılında Mele Selim ve Mele İhsan’ın da bulunduğu büyük kafile ile Şeyh Ebubekir’e son hac yolculuğunda eşlik etmiştir. Cumhuriyetten itibaren hiç bitmeyen sıkıntılar, baskı ve gözaltılar, 12 Eylül döneminde ve 90’lı yıllarda da devam etmiştir. 23 Ekim 1993 yılında evinin bulunduğu Şikeftiya köyüne helikopterler eşliğinde yapılan baskında gözaltına alındı, serbest bırakılması için yapılan tüm girişimler sonuçsuz kaldı. Şeyh Muhammed Emin bu şekilde 1993 yılında 5 Kasım günü Şehit edildi. Daha sonra Cesedi Muş’un dışında Köykent civarında tanınmaz bir şekilde 6 Kasım 1993 Cumartesi günü öldürüldü. Şehadetinden sonra evi yakıldı ve ailesi göçe zorlandı. Taziyesine bile müsaade edilmedi. Maalesef bütün bunlar yaşanırken yıllarca görev yaptığı kurumundan ve diğer İslamî yayın organlarından olayla ilgili bir tepki gösterilmedi. Ailesinin davacı olduğu Muş’taki kimi askeri yetkililerin davalı olduğu dava, Yargıtay aşamasında sürmektedir. Kendisi Halifelik vermeden vefat etmiştir.

Tarikata mensup olan Mele Azin ailesi, bölgeye ayak bastığı andan itibaren ilim ve tasavvuf alanında önemli gayretlerde bulunmuştur. Daha önceleri Kadirî olan aile, Şeyh Ali Sebitî ve Şeyh Abdullah’ın özel ziyaretleri sonucu Nakşîliğin Hâlidî koluna geçmeyi kabul etmiştir. Tasavvuf, ailede bir kültür niteliğine bürünmüş ve bugüne kadar devam etmiştir. Bu silsilede yer alan zatlar: Şeyh Ahmedî Hazyanî, Şeyh Abdulhamid Haziyani, Şeyh Ali Hırbızunî, Şeyh Hasanî Haziyanî, Şeyh Abdulhamit İnali, Şeyh Kekê (Şeyh Abdulmecid), Şeyh Abdullatif Haziyanî, Şeyh Muhammed Emin Haziyanî’dır.

Kaynaklar ; Mevlana Halid Bağdadi sempozyumu , 04-05 Mayıs 2017 , Bingöl’de Halidilik ( Mele azın ailesi) , Abdülkerim Bingöl – Mehmet Faruk Araz

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz