Şanlıurfa – Merkez – Harrankapı Kabristanında

Urfa’da dünyaya geldi. Babası Abdullah Şeddadi Aşireti’nden annesi Hediye Hanım Şeyhanlı Aşireti’ndendir. Genç yaşta Abdurrahman dede köyünden Rahime adlı bir hanımla evlenir ve bu evlilikten bir oğlu (Hacı Bahaeddin Abacı) ve üç kızı (Saliha, Emine ve Zeyneb) dünyaya gelir. Zamanın kurra hafızlarından Hacı Muhammed Berhoş Hafız Efendi’den ders alarak hafızlığını tamamlar. Daha sonra Rızvaniye Medresesi’ndeki eğitimine önce Kürt Hacı Ali Efendi’nin yanında başlar. Daha sonra eğitimini Miftahi Hasan Efendi’den tamamlar ve büyük bir başarı göstererek diplomasını alır. İlimdeki üstün başarısından dolayı askerlikten muaf sayılır.

Eğitimini tamamladıktan sonra, Hasan Padişah Camii’nde fahri olarak vaaz verir ve mukabele okur. Henüz genç yaşında, Urfa’da imamlık yapan ve irşad faaliyetlerinde bulunan Nakşibendi Şeyhi ve mürşid-i kamili Kerküklü Şeyh Abdurrahman Efendi’ye intisab eder. Şeyh Abdurrahman Efendi’den hilafet alarak Nakşibendi tarikatının Halidi şubesinin 5. göbek halifesi olur. Kendisi sağlığında halife ve vekil bırakmamıştır.

Hacı Müslüm Hafız Efendi, Urfa’da camilerin tamir ve onarımı işlerini ilk olarak kendisi başlatmıştır. Kendisinden sonra bu işlerle müridi merhum Hacı Rafi Görgün Hafız Efendi uğraşmıştır. 1951’de Mevlid-i Halil Camii’ni, 1954’de Maşuk Köyü Camii’ni, 1956’da Çarhoğlu Camii’ni, 1957’de Sefalı Camii’ni ve 1958’de de Abamor Ziyalı Camii’ni yeniden inşa ettirmiştir. Bu camiler inşa edilirken maddi destek hayırsever Urfalılardan gelmiş olup, camilerin mimarlığını ve mühendisliğini ise Hacı Müslüm Hafız Efendinin yapmış olduğu anlatılır. Bu camilerin dışında Arabi Camii ve Gölpınar Köyü Camii’lerinin de tamirlerini gerçekleştirmiştir.

Hacı Müslüm Hafız (k.s.) Efendi, vefatından bir yıl önce prostat kanserine yakalanır. Birkaç kez ameliyat da olur ancak hastalık düzelmez. Bu hastalıktan dolayı son 11 ayını yatakta geçirir ve nihayet 28 Haziran 1958 yılı Kurban Bayramının 1. günü sabah saatlerinde vefat eder. Türbesi Harran Kapı Kabristanındadır.

Menkıbeleri

Urfa’da 1930’la 1950 yılları arasında satılmış olan camilerin alı- narak tekrar cami yapılmasını ve tamirlerini Şeyh Müslüm Hafız başlattı. Kendisinin müridi olan Rafi Görgün Hafız, camilerin ya.pımında Şeyh Müslüm hafızın sağ kolu idi. Anlattığına göre Sefalı camiini yaptırırken derneğin parası kalmamıştı. Şeyh Müslüm Ha- fıza gelerek para istediler. Biliyorlardı ki onun da parası yoktu. Şeyh Müslüm Hafız o sırada rahatsızdı ve bir mindere uzanmıştı. Ondan para istediklerinde, elini başı üzerindeki küçük pencereye uzattı ve oradan üç tane binlik alarak Rafi Hafıza verdi. Oysa parayı aldığı yerde, para olmadığını biliyorlardı. Orada bulunanlar bu işe hayrette kalmışlardı.
***
Yine Sefalı Camii yapılırken şehirde su kıtlığı vardı. Dolayısıyla cami inşaatında çalışanlar susuzluk çekiyorlardı. Şeyh Müslüm Hafız, bir işçiye bir yeri kazmasını söyledi. O da gösterilen yeri kazınca, birçok musafat denilen taşlar ve ayrıca yan yana uzatılmış iki uzun taş çıkmıştı. Taşları kaldırdıklarında altında eskiden kazılmış hazır bir kuyu meydana çıktı. Böylece hem o çıkan taşları cami yapımında kullandılar hem de kuyunun suyunu çekerek su ihtiyaçlarını karşıladılar.
***
1952 senesinde Şeyh Müslim Hafız Efendi Mevlid-i Halil Camii- nin tamiratını ve bahçe düzenlemesini yaptı. Cami avlusunun etrafına revaklar yaptırıp, üç köşesine de birer küçük minare diktirdi. Avlunun ortasından geçen suyun akışına güzel bir şekil verdirdi. Camii avlusunun kuzey tarafına da iki türbe yaptırdı. Bu türbeleri,
—Sizin için mi, başkaları için mi yaptırdınız? diye soranlara da;
—Hayır, benim değil, sahibi yakında gelecek demişti.
Yakında gelecek dediği sahibi Bediüzaman Said Nursi idi. Nihayet, 1960 senesinde Urfa’da vefat eden Bediüzzaman Said Nursi’yi Mevlidihalil camiinin avlusunda Şeyh Müslim Hafızın yaptırdığı bu türbeye defnettiler. Onun da buraya defnedilmesi, öğrenci- leri ve sevenleri tarafından ziyaret edilmesi de bu mekâna ayrı bir maneviyat zenginliği ve değişik bir manzara katmıştır.Şeyh Müslüm Hafızın Torunlarından Aziz Bütün’ün anlattığına göre Mevlidihalil camiinin tamir ve düzenlemesini yaptığı sırada paraları kalmadı. Para bulmak için düşünürlerken, adamın biri geldi ve Şeyh Müslüm Hafızı sordu. Kendisine onu gösterdiler, adam yanına gitti ve bir torba dolusu para çıkararak:
—Bunu size filan adam gönderdi, dedi. Böylece o para sıkıntılarını gidermiş oldu.
***
Müritlerinden Halil Öztürk anlatıyor: Müslüm Hafız Efendi bazı müritleriyle Maşık köyünde Hacı Yusufun bağında cami için bir kuyu kazıyorlardı. Bir gün kuyunun içine iki kişi girmiş kuyunun etrafına bilezik denilen taş döşüyorlardı. Bir kişi de kuyunun ağ- zında onlara halata bağladığı taşı sallıyordu. Bir defasında nasıl olduysa halat taştan çözüldü ve kocaman taş kuyunun dar ağzından aşağıdakilerin üzerine doğru hızla düşmeye başladı. O sırada Şeyh Müslüm Hafız abdest almak için musluğun önünde oturmuştu. Yanında da bir müridi onu bekliyordu. Birden Şeyh Müslüm Hafız “Allah” diye bir sayha çekti ve ayağını biraz ileriye uzattı. O anda ayağı hafifçe kanamıştı. Bu arada da kuyu başında bulunana:
—Oğlum biraz dikkat et diye seslendi. Diğer taraftan taşı kuyu- ya sarkıtan adam, taşın kuyuya düştüğünü görünce korkudan ren- gi bembeyaz olmuştu. Şiddetli bir gümbürtü duyuldu. Kuyunun içindekiler yukarıya seslenerek bu gürültünün ne olduğunu soruyorlardı. Taş kuyunun dar olan ağzından altta çalışanlara deyme- den geçmiş ve suyun içine düşmüştü. Kendilerine taşın düştüğünü söylediklerinde:
—Biz böyle bir şey görmedik demişlerdi.
***
Ahmet Döğücü anlatıyor. O da menkibeyi bizzat olayı yaşayan Hacı Haydar Camkesen’den dinlemiştir. Hacı Haydar Camkesen de Şeyh Müslüm Hafızın müridi idi. Her gün hatme yapıldığında kendisi de hazır bulunurdu. Bir gün hastalandı, doktorlara gitti, tedavi gördü. Fakat bir türlü hastalığı iyileşmediği bibi günden güne de ağırlaşıyordu. Artık zikre katılamıyordu. Bir gün Şeyh Müslüm Hafız, hatme sırasında Hacı Haydar’ı göremeyince, gel- meyişinin sebebini sordu. Ağır hasta olduğunu söyledir. O zaman Şeyh Müslüm Hafız:
—O buraya gelemiyorsa, kalkın biz oraya gidelim dedi ve hep birlikte Hacı Haydar’ın evine gittiler. Orada hatmeye başladılar. Hacı Haydar da yanlarında yatakta uzanmıştı. Hatme sırasında Hacı Haydar Efendinin gözüne birden Şeyh Müslüm Hafız ile birlikte şeyhi Kerküklü Abdurrahman Efendi ve onun şeyhi Ahmed Şemseddin Efendi göründüler. Her üçü de karşısına geçtiler ve kendisini hemen orada ameliyat yaptılar. Göğsünü yardılar içinden ciğerlerine bir şeyler yaptılar sonra tekrar göğsünü diktiler. Bu hadiseden sonra Hacı Haydar Efendi kendine geldi, hiçbir ağrısının kalmadığını gördü. Ertesi gün doktora gittiğinde kendini muayene eden doktor hayrette kalmış ve
—Sen yeni bir ciğer mi takmışsın, diye latife ile birlikte şaşkınlı- ğını göstermişti. Bu olaydan sonra Hacı Haydar Efendi daha onbeş sene yaşamıştır.Kendisine Haydar Çavuş dedikleri Haydar Altınsoy şunları an- latıyor: “Şeyh Müslüm hafız Efendiye yeni intisab etmiştim. O sı- rada Yakubiye mahallesindeki Sefalı Camiini yaptırıyordu. Bir günSefalı Camiine Şeyh Müslüm Hafızla birlikte gittik. Camiin yapılışı hakkında oradaki ustalara ve eski müritlerine bazı sorular soru- yordu. Onlar konuşurken birden benim de aklımdan:
—Ben yeni olduğum için benim fikrimi hiç sormuyor, bana de- ğer vermiyor, deye geçti. O sırada hemen Şeyh bana dönerek:
—Hele sen de camii gez dolaş, bak bakalım beğenecek misin? diye söyledi. Sanki kalbimden geçeni duymuş gibiydi.

Kaynaklar ; 

1- Evliyalar Şehri Şanlıurfa , Abdulhalim Durma

2- Urfa’da Tasavvuf İzleri , Mahmut Karakaş , Şurkav

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz