Seyyid Emir Külal hazretlerinin dört halifesinden ikincisidir. Hezara kasabasına bağlı Dikgeran köyünde doğdu ve orada vefat etti. Dikgeran, Buhara’ya 9 fersah uzaklıktadır.  Mübarek kabirleri Dikgeran köyünün dışında Hezara yolu üstündedir.

Emîr Külal şöyle buyurmuş:  “Benim arkadaşlarım içinde iki kimse gibisi yoktur. Onlar akranlarını geçmişlerdir. Bu iki kişi Hace Bahaeddin ve Mevlana Ariftir. ”

Hace Bahaeddin Nakşibend hazretleri, pirleri Emîr Külal’in, “Şimdiden sonra nerede senin burnuna bir er kokusu erişse talep eyle… Türk, Arap deme… Köylü-şehirli ayrımı yapma… Talepkarlıkta himmetıni üst düzeyde tut ve kusur eyleme!” şeklindeki nasihatleri gereğince, yedi yıl boyunca, Mevlana Arifin sohbetine katılmıştır. Bu süre zarfında onunla ilişkilerinde son derece saygılı davranmıştır. O derece bir saygı ki Mevlana Arif, bir su kenarında abdest alsa, o, onun yukarısında almazmış.Yanlarında bir yere gitse adımlarını ondan ileri atmazmış. Birliktelikleri esnasında tam bağlılık üzere olurmuş. Zira Mevlana Arif, Emîr Külal’in hizmetine ondan önce girmiş, uzun yıllar terbiye açısından onun önüne geçmiştir. 

Hace Bahaeddin Nakşibend, onunla ilgili şöyle buyurmuş: “Gizli zikirle uğraşırken Hakk’a yakınlık oluştu. Ondan sonra bu usulün talibi olduk. Otuz yıl boyunca Mevlana Arif ile arkadaşlık ettik. İki kere Hicaz seferi yaptık. Her nerede bir Hak dostu var dedilerse dergah ve zaviyeler koymadık dolaştık. Eğer Mevlana Arif gibi veya onun mazhar olduğu sırlardan bir habbe miktarı sırra erişen kimse bulsaydık bu tarafa hiç gelmezdik.” 

Mevlana Arife ait sözlerden iki hikmet damlası: 

“Kendi tedbirini öne çıkaran kimse bilfiil cehennemdedir. Hak Teala’nın takdiri çerçevesinde gayret eden kimse ise bilfiil cennettedir.” 

Mevlana Arif, süfilerine, “İnsan yemek yediği zaman her organ bir işle meşgul olur. O anda kalp ne yapar?” diye sorar. Süfîler “Hak Teala’yı zikreder” diye cevap verirler. Bunun üzerine Mevlana Arif şu açıklamayı yapar: “Buradaki zikir, sadece Allah veya La İlahe illallah demekten ziyade sebepten müsebbibe giderek nimetin Allah’tan oldugunun farkında olma düşüncesini canlı tutmak tarzında olmalıdır.” 

Mevlana Arifin süfîlerinin ululanndan Emîr Eşreften nakledilmiştir:  “Bir kimse Mevlana Arif’e hediye getirdi. O bunu kabul etmedi ve şöyle dedi; Hediye kabul etmek o kimseye yakışır ki onun himmeti sayesinde hediye sahibi gönlünün muradına ersin. Bizde o himmet ne gezer!” 

Mevlana Arifin bir dervişi anlatmıştır: Mevlana Arifin, Emir Hurd Vabkenî hazretlerinden feyiz almış, Derviş Edirsekknî adında bir rakibi vardı. Bu derviş açık zikir yapardı. Mevlana Arif onun yanına varıp bunu yapmamasını söyledi. O, bu uyarıya kulak asmadı. Bunun üzerine Mevlana Arif şu sözleriyle onu tekrar ikaz etti: “Eğer sözümü tutmazsan çift sürdüğün öküzlerin telef olur!” Adam buna da aldırış etmedi. O gün öküzlerden biri öldü, ama derviş yine inadından vazgeçmedi. Evliyanın ervahından istimdad edip Vabkenî hazretlerinin dergahına gitti. Geri geldiğinde bir de ne görsun…’ ikinci öküz de telef olmuş!  Bu iki alameti gördükten sonra ikna olan derviş, Mevlana Arif’in yanına geldi. Mevlana Arif, dervişe, “Şu beyti hep hatınnda tut” diye nasihat etti: 

Şüphesiz nadan u ebleh karıdır zikirde beyhude feryad eylemek, Nahnü akrabü sırrını fehm itmeyüb hazırı gaib gibi yad eylemek. (Cahil ve ahmağın işidir zikirde boş yere bağırıp çağırmak / biz daha yakınız sırrından habersiz, hazırı gaip anmak 

Bir dervişten nakledilmiştir:  “Bir gün Ab-ı Küh deresinden Dikgeran köyüne çok büyük bir sel geldi. Köylüler bu felaket sebebiyle telef olacakları korkusuyla feryadü figan etmeye başladılar. Mevlana Arif hemen dergahtan dışarı çıkarak kendisini selin en şiddetli yerine bıraktı ve şöyle dedi: (Eğer beni alip gidebilirsen al, git!’ Bu söz üzerine sel derhal kesildi ve dere durgun akmaya başladı.” 

Anlatıldığına göre, Hace Bahaeddin hazretleri ilk haccını eda ettikten sonra dönüşte bir süre Merv’de kalmış. Bunu duyan sufiler Maveraünnehir’den Merv’e gelmişler. Orada çok hoş sohbetler olmuş. Bu sohbetlerden birinde, bir haberci gelerek, Hace Bahaeddin’e, Mevlana Arif tarafından gönderildiğini söyledikten sonra onun, “Aceleyle gel yetişesiniz, bizim ahirete İntikalimiz yakındır, size vasiyetlerim olacak. Sözlerini iletmiş. Hace Bahaeddin, Sufilerini orada bırakarak hemen hareket etmiş ve süratle Buhara’ya gitmiş. Dikgeran köyüne geçerek Mevlana Arif’in huzuruna çıkmış. Mevlana Arif hazretleri oradakilere,  “Bizim. Hace Bahaeddin ile bir sırrımız var? O sırrı konuşmak için ikimiz kalkıp başka bir haneye mi gidelim, yoksa sizler mi gitmek istersiniz?” demiş. Mecliste bulunanlar. “Sizler rahatsızsınız, biz gidelim” demişler. 

Mevlana Arif, Şah-ı Nakşibend ile odada baş başa kalmış ve ona şöyle vasiyet etmiş: “Biliyorsunuz ki sizinle aramızdaki birlik ve beraberlik çok kuvvetliydi. Şimdi de aynı şekilde devam ediyor. Birlikte çok muhabbet dolu günler geçirdik. Artık vakit dolmak üzere! Kendi arkadaşlarıma ve sizin dostlarınıza nazar ettim. Bu tarikat kabiliyetini ve fena makamını ancak Hace Muhammed Parsa’da gördüm. Bu yolda mazhar olduğum bütün ilahî nazar ve hediyeleri ve çalışarak elde ettiğim tüm kemal derecelerini şu anda ona aktardım. Süfîlerime ona bağlanmayı emrettim. Siz de ona karşı kusur etmeyesiniz! Bahusus Hace Muhammed Parsa sizin süfîlerinizdendir. İki veya üç gün ancak kalmistir. Su kablarını bizzat siz ellerinizle temizleyip hazırlayınız. iki diziniz üzerinde oturarak ateşi yakıp suyumu ısıtınız. Benim için gerekli diğer mühim işleri yerine getiriniz. Vefatımın ardından üçüncü gün tekrar mekanınıza dönersiniz.’ 

Hace Bahaeddin tam bir teslimiyet ve ihtimamla bu vasiyeti yerine getirmiş ve Mevlana Arifin defninin üzerinden üç gün geçtikten sonra yeniden Merv’e dönmüş. 

Kaynaklar ; Reşahat , Mevlana Ali B. Hüseyin Es-Safi , Semerkand yayınları

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz