Vak Vak Sultan Türbesi
Vak Vak Sultan Türbesi’nin Kadirî dergâhı olduğu rivayet edilmektedir. “Camii Kebir Mahallesi yakınında, Seyyid Hoca mahallesinde, Bizans’ın sur haricine muttasıl kısmında Vakvak Sultan türbesi vardır. Bu türbenin avlu kapısı caddeye nâzırdır. İçeriye girildiği vakit ufak bir avlu göze çarpar. Türbeye muttasıl ufak bir mescidin kubbe ile örtülü olduğu görülür. Vakvak Sultan’ın aldığı garip unvan hakkında şunlar nakledilir. Manisa Selçukîler tarafından istila olunurken Vakvak Sultan askerî kumandan idi. Bizans askeri firar ile arkalarına bakmayacak derecede inkisar-ı hayale, zaaf-ı mânevîye duçar olmuştu. Vak Vak Sultan; Bizans maneviyatının zaafına hayret ederek,

-Bak, Bak! diyerek şaşkınlığını gizleyememişti. Bilahare bu cümle tahrifen ‘vak vak’ demekle Vak Vak Sultan unvanı bir an’ane şeklinde intikal eylemiştir. Bugün türbenin altındaki yol üzerinde Vak Vak Çeşmesi ismiyle bir çeşme bulunmaktadır.

Yirmiiki Sultan Türbesi


Anafartalar Mahallesi Konuk Sokakta yer alan Yirmi İki Sultan Türbesi’nin kitabesi yoktur. Bu bakımdan yapımı ile ilgili bazı çelişkiler bulunmaktadır. Bazı kaynaklar türbeyi XVI. yüzyıla tarihlendirmektedir. Beyazıt oğlu Şehinşah tarafından yaptırılmış olduğu kabul edilir.

Bununla beraber Sultan II. Mahmut (1808- 1839) zamanında yapıldığı da ileri sürülmektedir. Manisa’da ölen 22 Osmanlı Sultanı için bu türbenin yapılmış olduğu kabul edilir. Kültür Bakanlığı envanterine kayıtlı olan türbede, 1886 yılında yaptırılan bir onarım sırasında, sıva üzerine yaptırılan peyzaj ve kalem işi süslemeler, yakın bir tarihte Vakıflar Genel Müdürlüğünce yaptırılan restorasyonda kaldırılmış, kurşun kaplama yerine kubbeye şap işlemi uygulanmıştır. Kesme taştan sekizgen planlı türbenin üzeri kubbe ile örtülmüştür. Giriş ve mihrap duvarı dışında kalan duvarlara birer pencere açılmıştır. Kuzey yönünden içeriye girilen yuvarlak taş kemerli kapısı bulunmaktadır. Türbe içerisinde dışarı taşkın olmayan basit, yuvarlak bir mihrap yer alır. İçeride sekizi kavuklu olmak üzere yirmi iki sanduka bulunmaktadır. Türbenin yanında daha önce bulunduğu söylenen cami Manisa yangını sırasında yanmış, sonra da onarılmayıp yıktırılmıştır.

Attar Hoca

Attar Hoca’nın kabri, karaköy semtinde bulunan ve 1480’de yaptırılmış olan Attar Hoca Camii’nin son cemaat mahallinde, minarenin yanındadır Eyne Gazi Mahallesinde daha sonraları Attar Ece (Hoca) tarafından bir cami yaptırılmasıyla mahalleye Attar Ece adı verilir. Attar Hoca’nın Saruhanoğulları devrinde yaşamış olan Revak Sultan’ın kardeşi olduğu ileri sürülür Kaynaklardan Attar Hoca’nın testicilik yaptığı ve dükkânının da şimdiki Karaköy Kur’ân Kursu’nun bulunduğu yerde olduğunu öğreniyoruz.

Attar Hoca’ya ait şöyle bir menkıbe anlatılmaktadır: “Adamın biri bir gün Attar Ece’nin bir testisini kırar. Sonraki bir gün yine gelir ve bir testisini daha kırar. Üçüncü de yine kasten testisini kırmaya geldiğinde Attar Ece bu şahsı yakalar ve, “senin Hızır olduğunu herkese söylerim”, der. Hızır (a.s.), “Ne olur söyleme” der. Attar Ece de, “ o zaman günde bir vakit namazı bu camide kılar isen söylemem” der. O günden beri Hızır (a.s.)’ın bu camide hergün bir vakit namaza geldiğine inanılmaktadır. Cami yapılacağı zaman, vakıfın cami alanının geniş tutulmasını istemiş olduğu, bunun sebebini soranlara da, “gün gelecek burada çocuklar oynayacak” diyerek, ileride bir gün burada bir Kur’ân kursunun yapılacağına işaret etmiş olduğu anlatılır.

Terzi Ahmet Dede Türbesi


Peker Mahallesi Adalet Sokak’ta yol kenarında bir bahçe içine alınmış bulunan Terzi Ahmet Dede Türbesi, kare planlı kübik bir yapıdır. Doğu cephesindeki dikdörtgen formlu kapıya giriş sağlanmış, kiremit örtülü kubbe bingisi olarak pandantif kullanılmıştır.

Yedi Kızlar Türbesi


Dere Mahallesi’nde Çaybaşı Deresi’nin yakınında bir çıkmaz sokak içerisinde bulunan Yedi Kızlar Türbesi’ne bu isim halk tarafından yakıştırılmış ve burası XIV. yüzyıldan bu yana bir ziyaretgâh olmuştur. Günümüzde genç yaşta ölen kız ve gelinlerin çeyiz ve duvaklarından bazı parçalar sandukaların üzerine örtülmektedir. Türbede gömülü olan kişilerin kim oldukları bilinmemekle beraber Saruhanoğulları’nın eşlerinin burada yattığı, ön sıradaki sandukanın Gülgün Hatun’a ait olduğu sanılmaktadır.

Türbe yontma taş ve moloz karışımı bir duvar işçiliği göstermektedir. Türbenin önünde kubbeli bir giriş sahanlığı bulunmaktadır. Türbe kare planlı olup üzeri çatı ile örtülüdür. İç mekan biri kapı üzerinde diğerleri de kuzey, güney ve batı yönlerinde yer alan birer pencere ile aydınlatılmıştır. Türbe içerisinde ön sırada üç, arka sırada da dört tane olmak üzere toplam yedi sanduka bulunmaktadır. Bugün yapı restore edilmiş olup ziyarete açıktır.

Tezveren Dede Türbesi


Tezveren Dede’nin on yedinci yüzyılda yaşadığı kabul edilir. Türbesi, Ege mahallesinde Sevinç Sokağı’nın ortasında olup günümüzde ziyarete açıktır. Yapının bulunduğu yerde vaktiyle bir zaviye ve bir de mescit bulunduğu ileri sürülür. Fakat her iki eser de günümüze ulaşamamıştır. Vaktiyle bu alanda geniş bir mezarlık bulunuyor ve Osmanlı döneminde türbenin bulunduğu yer Terzioğlu Mahallesi olarak tanınıyordu. Türbe kare planlı, kesme ve moloz olup üzeri kiremitli bir çatı ile örtülmüştür. Çeşitli dönemlerde onarılmış, üslubundan kısmen de olsa uzaklaşmıştır. Kaynaklarda Tezveren Dede’nin kim olduğu konusunda herhangi bir bilgiye rastlanmaz. 1639 yılına tarihlenen türbenin girişi batı yönünde olup duvarlarında vaktiyle birer pencere bulunuyordu. Ancak bu pencereler sonraki dönemlerde örülerek kapatılmıştır.

Arap Dede Türbesi


Şehitler Mahallesi Kamil Su Caddesi No:27’de XIX. Yüzyıla tarihlenen Arap Dede türbesi mimari bakımdan bir değeri olmadığı için konut olarak kullanılmaktadır. Konutun dar avlusunun güney tarafındaki kareye yakın planlı üstü kapalı mekan, türbe olarak düzenlenmiştir. Arap Dede Türbesi (Arap Abdullah Dede) adıyla anılan türbenin 30-40 sene evveline kadar üstü açık ve yakın çevresinde yapılar olmayan bir anonim mezar (yatır) olduğu öğrenilmiştir. Türbe günümüzde metruk haldeki evlerin arasında kalmıştır. Sokağa cephesi bulunmamaktadır.

Saruhan Bey türbesi


Sultan Camisinin karşısında ve Muradiye külliyesinin batısındaki meydanda yer alan türbenin Saruhan Bey’e ait olduğu ileri sürülür. Bu türbenin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Kuzey yönündeki giriş kapısı üzerinde kitabe yeri bulunuyorsa da kitabe günümüze gelememiştir. Beyliğin kurucusu olan Saruhan Bey’in 1345-1346 yılında öldüğü dikkate alınırsa, türbenin de XIV. yüzyıl ortalarında, torunu İshak Bey tarafından yaptırılmış olduğu kabul edilebilir. Yörükoğlu, türbe hakkında şunları kaydeder “Mamafih bu türbeye yalnız kendisi değil, oğullarından İlyas, Süleyman ve Hızır Şah Beyler de defnedilmiştir. Türbenin bulunduğu mahalleye “Körhâne” tesmiyesi; Fâtih’in hocası Molla Hüsrev’in bu mahalde ikamet etmesinden, “Gûrânî mahalle”sinin tahrîf edilmesinden neş’et etmiştir.”

Türbe kaba yontma taş, tuğla ve çevredeki antik yapılardan toplanmış olan devşirme malzeme ile yapılmıştır. Dikdörtgen planlı türbenin kuzey yönünde giriş kapısı yer alır. Kapının iki yanındaki birer küçük pencere açıklıkları tuğla örgülü, yuvarlak sağır kemerlerle çevrilmiştir. Giriş kapısını ve bu pencerelerin bütününü, cephenin tümüne hakim tuğla örgülü sivri bir kemer çevirmektedir.

Girişteki sivri tonoz örtülü bölüm ile kubbeli lahdin bulunduğu bölüm birbirlerinden mimari bir eleman ile ayrılmamıştır. Ancak lahit odası ön mekândan daha geniş ve yüksek tutulmuş olup üst örtüde de bir farklılık göze çarpmaktadır. Lahdin bulunduğu odanın doğu duvarında açılmış kapının türbenin başka bir yapı ile bağlantısı olduğunu göstermektedir. Bu konuda araştırma yapan İlhami Bilgin, “Buradaki duvar izlerinin türbeye bitişik bir yapının varlığından başka, türbe ile ek yapının, inşa edilirken birlikte planlanıp yapılmadıklarını; türbenin inşasından sonraki bir tarihte yapılan ek yapıyla türbe arasındaki bağlantıyı sağlamak üzere türbenin doğu pencerelerinden birinin kapı haline dönüştürüldüğü” sonucunu çıkarmaktadır. Buradaki ek binanın ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı da bilinmemektedir. Türbenin altında bir mumyalık kısmı bulunmaktadır. Ayrıca üzeri de tromplu bir kubbe ile örtülmüştür. Girişin iki yanındaki pencereler dışında diğer üç kenarında ikişer düz lentolu pencere bulunmaktadır. Ancak türbe birkaç kez onarım geçirdiğinden bu pencerelerin orijinal olup olmadıkları da tartışmalıdır. Türbe 1974 yılında onarılmış olup yanındaki meydana Manisa Ticaret Odası tarafından Saruhan Bey’in heykeli dikilmiştir.

Saruhan Bey tarafından fethedilişi gününün 1313 yılının Regaip Kandiline tesadüf etmesi sebebiyle, o günden günümüze Regaip Kandili ile Manisa’nın fethinin birlikte kutlanması gelenek haline gelmiştir.

Kaynaklar ; Manisa Evliyaları , Abdulhalim Durma

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz