Alvarlı Muhammed Lütfi Efendi

tarafından
255
Alvarlı Muhammed Lütfi Efendi

erzurum – pasinler – alvarlı köyü

Nakşibendi şeyhi, Muhammed Lütfi hazretlerinin meşhur lakabı “Efe” veya “Alvarlı Efe”dir. Efe tabiri, “Efendi” unvanından kısaltmadır. Erzurum bölgesinde hal, kemal, ilim ve irfan sahibi insanlara hürmet ve sevgi ifadesi olarak “Efe” denilmektedir . Hace (hoca) tabiri de aynı anlamda kullanılmaktadır.

Efe hazretleri, pederleri Hace Hüseyin Efendi hazretlerinin:

“Bu karye-i Kındığı hoş mekandır, Erenler meskeni rahat-ı candır.
Hususa Hakki sultan, velayet, Kudumiyle müşerref bir mekandır”

mısralarıyla övdüğü Erzurum’un Pasinler (Hasankale) ilçesine bağlı Kındığ (Altınbaşak) köyünde 1868 yılında dünyaya geldi. Babası, zahiri ve batını ilimlerde üst seviyede söz sahibi olan Hace Hüseyin Efendi’dir. Büyükbabası ise Hace Muhammed Efendi’dir. Annesinin adı Seyyide Hatice Hanım, büyükannesi ise Fatma Hanımdır. Böylece Efe hazretleri anne yönünden “Seyyid”dir. Efe hazretleri, ilk tahsilini muhterem pederi Hace Hüseyin Efendi’den tamamlayarak icazet aldı. Sonra da Erzurum’daki tanınmış bazı alimlerden ders aldı.

Görev Yaptığı Yerler
1890 yılında yirmi iki yaşında iken Hasankale’nin Sivaslı Camii’ne imam olarak tayin edildi. Buradaki imameti, alimler, faziletli insanlar, seçkin kimseler ve halk tarafından takdir ve tebrikle karşılandı. Aynı yıl babasıyla birlikte Bitlis’te bulunan Muhammed Küfrevi‘nin ziyaretine giden Efe hazretleri, o değerli zatın üstün nazarıyla kamil bir insan hüviyetini kazandı. O’nun talebesi oldu. Batıni ilimlerde ilerlemeye başladı. Her gün iki saat hocasının sohbetinde bulunuyordu. Hazret-i Pir Muhammed Küfrevi, Efe’nin, babası Hace Hüseyin Efendi’ye halifelik icazet verdi ve “Muhammed Efendi’yi de sana yardımcı ta’yin ettim” buyurdu. Efe hazretleri , Sivaslı Camii’ndeki görevine döndü . Ve beş yıl sonra, 1895’te Hazret-i Pir Muhammed Küfrevi’den halifelik icazeti aldı.

İman ve Murşid-i Kamil
Efe hazretleri, irşada memur olarak Bitlis’ten Hasankale’ye döndükten sonra bir müddet daha Sivaslı Camii’nde görevine devam etti. Sonra vazifesini Erzurum’un Dinarkom köyüne nakletti. Birinci Cihan Savaşı’na kadar bu köyde kalmıştı. Dinarkom onun çok sevdiği bir yerdi. Efe hazretleri, 12 Şubat 1916’da, Ruslar’ın Erzurum çevresinin işgale başlaması üzerine Dinarkom’dan babasıyla birlikte Erzurum’a geldi. Niyeti bir an önce Türk ordusuna katılmaktı. Ancak kendisini ve hizmetlerini yakından tanıyan bir komutanın kendisine: “Hocam! Türk milletinin harp edecek asker kadar, sizin gibi vaaz edecek alimlere de ihtiyacı var. Siz vaaz ediniz, halkı irşad ediniz” sözleri üzerine, babasını Erzurumlu Hacı Recep Efendi isimli zatın evine bırakarak ve babasının da iznini alıp, o zamanlar Erzurum’un ilçesi olan Tercan’a bağlı Yavi Nahiyesi’ne imam oldu. Rus istilası süresince orada kaldı . Ancak, Ruslar’ın Erzurum’u işgal etmesi onun yüreğinde onulmaz yaralar açmıştı. Bu acılı günlerini şöyle ifade eder:

Kopdu bugün kıyamet/Yeryüzü alkan oldu, Görülmemiş alamet/ Kandan bir tufan oldu.
Lale yanak gül yüzler/ Gonca dehan dür sözler, Hançerlendikçe sizler/ Bedenleri kan oldu, Yavrular ağladıkça / Ciğerler dağlandıkça, Hançerler bağlandıkça/ Cesed debi-can oldu. İslam sızlar Hüda’ya / Arş sallanur sedaya, Dağlar gelür nidaya/ İslam perişan oldu.
İslam hanümanıyla / Kurtulmaz bir canıyla, Herkesin öz kanıyla/ Saçları elvan oldu.
Yiğitler baltalanmış/ Öz kanına boyanmış, Körpe kuzular yanmış/ Ateşte biryan oldu. Kanlı bazar kuruldu/ Boyunları buruldu ,
Kan harmanı görüldü/ Gören adem kan oldu. Ağladılar felekler/ Eyler dua melekler,
Kabul olmaz dilekler/ Göz yaşı umman oldu. Kana boyandı yerler /Taşları mercan oldu .
Lutfi fı’l-i Huda’da / Noksan mı ya irade, Te’sir yok bu sadade / Adem ki hayvan oldu.

İlginizi Çekebilir  Taşkesenli Şeyh Muhammed Sırrı Efendi

Cihadı
1917 yılında Rusya’da Bolşevik lhtilali ‘nin ardından Ruslar Osmanlı topraklarından çekilirken silahlarını Ermeniler’e vererek onları masum ve savunmasız Türkler üzerine kışkırttılar. Ermeniler’in hedefi, Doğu Anadolu’yu da içine alan büyük bir Ermenistan devletini kurmaktı. Bunun için Türk ve Müslüman olan halkın bölgeyi terk etmesini istiyorlardı . Bunun için dünyada eşi ve benzeri görülmemiş bir katliam, kıyım ve imha hareketine başladılar. Beşikteki bebeklere, yataktaki hastalara varıncaya kadar öldürdüler. Bazılarını da cami, ev ve ahırlara sokarak ateşe verdiler, yaktılar. Ermenilerin bu büyük zülüm ve insanlık dışı davranışlarına karşı Efe hazretleri, Yavi ve komşu köylerden topladığı altmış kişilik bir müfreze ile harekete geçti.

Efe hazretlerinin Cuma vaazını dinlemek için çevre köylerdeki ahali Yavi’ye akın etmekteydiler. Eli silah tutan gençler cephelerde savaştığı için Cuma namazına gelenlerin çoğu orta yaşın üzerinde olan kimselerdi. Efe hazretleri, bu insanları da Ermeniler’e karşı direnişe hazırlamaya karar vermişti. O gün Cuma vaazında cemaatine özetle şöyle hitap etmişti:

“Muhterem Müslümanlar!

Ruslar memleketimizi işgal etmişken, daha düne kadar iç içe yaşadığımız ve komşu diye hürmet ettiğimiz Ermeniler, çoluk-çocuk, kadın-kız, yaşlı-genç demeden eşi emsali görülmemiş bir katliama girişmişken; bayrak, vatan elden giderken, millet, devlet yok edilmek istenirken, din ve iman tehlikede iken biz burada nasıl ibadet edebiliriz? Şimdi, dini, imanı, namusu, şerefi, istiklali, bayrağı, devleti, milleti kurtarma zamanıdır. Allah’ını, peygamberini seven hiçbir şeyi bahane etmeden cepheye koşsun! Düşmanla harp etsin! Hürriyeti olmayana Cuma namazı farz değildir. Bu durumda ne yapalım? İbadet mi edelim, yoksa cihad mı? Ben Allah yolunda, dinim, devletim, bayrağım ve milletim için harp etmeye gidiyorum. Benim gibi düşünenler benimle beraber gelsinler!”

Bu etkili sözler üzerine cemaat gözyaşlarını tutamaz ve caminin içinde hepsi birden ayağa kalkar ve “Canımız, Allah’a Peygamber’e, vatana, bayrağa, devlete feda olsun. Efemi Sen nerede isen biz de oradayız!” diyerek Muhammed Lutfi Efendi’ye can u gönülden destek verirler. Cuma namazının sünnetini kıldıktan sonra Efe hazretleri minbere çıkar ve özetle şöyle bir hutbe irad eder:

“Muhterem Müslümanlar!
Şunu iyi bilin ki, biraz sonra kılacağımız bu namaz, düşmanla savaştığımız sürece Allah katında makbul değildir. Ermeniler vatanımızı işgal etmişken, insanlarımızı öldürüp, ırzımıza, namusumuza el uzatmışken, bizim burada ve evlerimizde rahat oturup ibadet etmemizi, bakın yemin ederek söylüyorum, bütün bildiklerime dayanarak söylüyorum ki, Allah kabul etmez ve etmeyecektir. Bu şekilde eli, kolu bağlı olarak, tevekkül ederek oturmamızdan Allah razı olmaz. Ecdadımızın mirasıdır, emanetidir. Bu vatan öyle kolay mı elde edildi sanırsınız. Her karış toprağına bir şehit verdik. Bu mirasa, bu emanete sahip çıkmak hepimizin boynunun borcudur. Allah’ın Kur’an’da buyurduğu gibi zaman, canımızla ve malımızla cihat etme zamanıdır. Allah’ını, Peygamber’ini, devletini seven herkes elinde neyi varsa onları alsın gelsin, harbe katılsın. Namazdan sonra ben yola çıkıyorum. Şehadet şerbeti içmeyi arzulayanlar, haydi durmayın işte şehit olma fırsatı! işte, Allah’a layık bir kul olma fırsatı! İşte Hz. Muhammed’e sevgili bir ümmet olma fırsatı! işte, ecdadımıza layık bir torun olma fırsatı!”

İlginizi Çekebilir  Öksürük Baba

Bu etkili hutbeyi de gözyaşları içerisinde dinleyen cemaat namazdan sonra, evlerinde savaşabilecekleri ne varsa hepsini yanlarına alarak Muhammed Lütfı Efendi’nin önderliğinde Yavi den yola çıktılar. Atmış kişi kadar olan bu milis kuvvetinin hedefi, öncelikle Oyuklu köyüne (Şimdiki Çat ilçesi) varmak ve orada Ermeniler’in elinde bulunan büyük Rus cephaneliğini ele geçirmekti. Çok gizli ve ihtiyatlı bir şekilde Oyuklu’ya gelen Efe ve arkadaşları bir gece yarısı baskınıyla oradaki Ermeniler’i etkisiz hale getirip cephaneliği ele geçirdiler. Cephanelikte, Türk köylerinden zorla toplanmış buğday, arpa ve yulaf gibi gıda maddeleri de vardı. Efe hazretleri birkaç kişiyi görevlendirerek bu erzakın yakın köylerdeki fakir halka dağıtılmasını sağladı. Beraberlerindekilerle birlikte Erzurum’a doğru hareket eden Efe, güzergahında bulunan küçük Ermeni çetelerini de etkisiz hale getirerek yoluna devam etti. Efe’nin Ermeniler’e karşı yaptığı bu mücadeleden haberdar olan halk, Efe’nin birliğine katılanlarla birlik sayısı 100’e ulaştı. Efe, milisleriyle birlikte, o sırada Haydari Boğazı yakınlarındaki Zergide köyünde bulunan Türk ordusuna katıldı. 11 Mart 1918 günü Efe hazretlerinin Türk ordusuna katılımı, ordu içinde duyulunca, ordu büyük bir moral bulur. Kendisinden ve yaptıklarından haberdar olan komutanlardan biri, gözyaşları içinde askerlere şu konuşmayı yapar: “Allah, Milet ve vatan yolunda şehit olmak için burada bulunan değerli kardeşlerim, yiğit askerlerim! Bakın, fazla söze ne hacet! Bugün aramıza katılan değerli hocamız Muhammed Lutfi Efendi ve cemaatini gören düşmanlarımız, elbette şunu söyleyeceklerdir:”Biz bu milleti nasıl yenebiliriz? Hacısı-hocası, yaşlısı-genci, sıhhatlisi-hastası, gelini, anası, ninesi tek bir vücut olmuş. Bu güce kim karşı durabilir ki?” Ordu ertesi gün (12 Mart 1918) Erzurum’un kurtuluşu için harekete geçti ve Erzurum kurtarıldı.

Fakat o gün, Türk ordusuyla kendi milisleriyle Erzurum’a giren Efe hazretlerini, hem üzücü hem de sevindirici bir olay bekliyordu. Şöyle ki: şehre girer girmez babasının yanına koştu. Pederlerini kana bulanmış ağır yaralı buldu. Öğleden sonra şahadet mertebesine eren muhterem pederlerini, akşama doğru Kavak Kabristanı’na defnetti: Daha sonraları 1950 yılında bu kabristan sahasında okul inşaatına başlandığı için Efe hazretlerinin babasının kabri, Alvar köyüne, şimdi medfun bulunduğu türbeye nakledilmiştir. Efe’nin değerli pederi, şehit mertebesine ulaşması sevindirici ve fakat vefat etmesi ise üzücü bir hadise olmuştur. Efe hazretleri, Erzurum’un kurtuluşundan sonra, doğu illerimizin Ermeni zulümlerinden kurtarılmasından sonra, görevini Yavi köyünden ana vatanı Hasankale’ye nakletti. Kendisine teklif edilen Hasankale Müftülüğü görevini kabul etmedi. Avlar Köyü halkının ısrarlı istek ve istirhamlarıyla Alvar köyüne yerleşti. Bundan sonra Erzurum bölge halkı arasında”Alvar İmamı” veya “Efe hazretleri” lakabıyla anıldı ve tanındı. Hasankale’ye bir saat kadar uzak mesafede bulunan Alvar köyünde, bir Nakşibendi-Halidi şeyhi olarak, 1939 yılına kadar kamil bir insan , kamil bir mürşid, ender bir imam olarak yirmi bir sene görev yapmıştır.

Uğradığı prostat hastalığının tedavisi için 1939 yılında Alvar’dan Erzurum’a giderek orada Topçuoğlu Mustafa Efendi’nin evinde altmış dört gün kaldı. Yapılan tedavi neticesinde: “Hekimli bir yerde yaşayabileceği”sonucuna varıldı. Alvar köyü halkından özür dileyerek Erzurum’un Mehdi Efendi Mahallesi’nde bir ev kiralayarak on altı sene de burada bölge halkını irşad ile meşgul oldu. ömrünün sonuna kadar kiracı olarak bu mütevazı evde hizmet görmüştür.

İlginizi Çekebilir  Haşiizade Şeyh Hacı Ali Efendi ( Hacı Haşıl Efendi )

Ailesi
Efe hazretlerinin üç oğlu bir de kızı olmuştu. İki oğlu ile kızı küçük yaşta vefat etmişlerdi. Kabirleri Dinarkom Kabristanı’ndadır. Geriye kalan tek oğlu, O’nun mümtaz halifesi, kendisinden sonra irşad makamını nurlandıran Hacı Seyfeddin Efendi hazretleri kalmıştır.

Şahsiyeti
Efe hazretleri gayet temiz giyinir. Hal ve hareketleri ölçülü, vakur, mülayim, tok gözlü ve elinde olanla yetinip, kimseye ihtiyacını belirtmezdi. Misafirperver bir kimse olan Efe hazretleri, her zaman ve her gün sofrasında sayısız kimselere ikramda bulunurdu. Yirmi iki yaşından itibaren altmış altı yıl sofrasına misafirsiz oturduğu ender görülmüştür. Sofrasına üç adama yetecek kadar yemek koyar, on kişi kemaliyle karnını doyurur ve o yemeklerden biraz da art ardı. O: “Evinde bereket isteyen, hayır dileyen, güzel bir bahaneyle evine misafir çağırmalıdır” derdi.

Efe hazretleri şefkat ve merhamet sahibiydi. Düşkünlere, hastalara, muhtaç ve kim­ sesizlere, analarının babalarının gösteremeyeceği şefkat ve merhameti gösterirdi. Yanına gelenlerin dertleriyle dertlenir, onların acılarını kalbinin derinliklerinde hisse­ derdi. Çok kimseler de dertlerine çare ve derman bulmuş olarak ferahla yanlarından ayrılırlardı.

Vefatı
Ömrü boyunca islam’a ve insanlığa güzel hizmetler veren, Peygamber varisi Efe hazretleri, 12 Mart 1956 da Erzurum’da ebedi aleme intikal etmiştir . Cenazesi Erzurum’dan iştirak eden çok kalabalık bir cemaatle Alvar köyüne getirildi. Ve merhum pederi Hace Hüseyin Efendi’nin kabri yanına defnedildi. Kendisinden 28 yıl sonra vefat eden oğlu ve halifesi Hacı Seyfeddin Efendi de (23 Mart 1984) Cuma gecesi vefat etmiş, Erzurum Gürcükapı Camii’nde Cuma namazından sonra kılınan cenaze namazından sonra, kalabalık bir cemaat eşliğinde Alvar köyüne götürülerek dedesi ve babasının türbesine defnedilmişti. Yerleri cennet, makamları ali olsun! Amin! Şefaatlerini dileriz. Amin, amin.

Mezar taşındaki yazı:

Muhammed Lütfı’yi hayr ile yad et
Hayır dua ile kalbin abad et
Bir Fatiha oku ruhunu şad et
Her iki alemde mansur olasın.

Halifeleri:
Efe hazretlerinin vefatından sonra yerine geçen halifeleri şöyledir: Oğlu Hacı Seyfeddin Efendi, Vanlı Abdülhadi Efendi, Doğu Beyazıtlı Kurbanı Efendi, Bulanıklı Mehmed Efendi Hoca.

Eserleri
Arapça, Farsça ve Türkçe şiirler yazan Alvarlı Muhammed Lutfi Efendi’nin şiirleri, ölümünden sonra oğlu Seyfeddin Mazlumoğlu tarafından derlenerek Hulasetü’l­ Hakayık adıyla yayınlanmıştır (İstanbul, 1974). Eser, ilk defa 1974’te yeni yazıyla, 1980’de ise eskimez yazıyla Hacı Seyfeddin Efendi tarafından neşredilmiştir. Daha sonra 1996 ve 2006 yıllarında olmak üzere yeniden düzenlenerek ve bir de indeks ilavesiyle Efe hazretleri Vakfı tarafından iki defa daha yayınlanmıştır. 848 sayfadan oluşan bu divanda çeşitli nazım şekilleriyle söylenen 726 şiir mevcuttur. Bunun dışında eserde, hatıra, gazeller, iltica-name, Mi’racu’n-Nebi, Mevlidü’n-Nebi, mersiyeler, destanlar, mesneviler… gibi çeşitli konular yer almaktadır.

 

Kaynak ; Yolumuzu Aydınlatanlar -2 , Yahya Kutluoğlu , İbb Yayınları