Tayyar Baba (1902-1973)’nın türbesi, Harput’tan Meteris mezarlığına çıkılırken Beyzade kabristanlığının güney batı yönünde, Elazığ’a bakan bir düzlüktedir

“Mücazoğulları” ailesinden gelen Cafer-i Tayyar’ın babası Hızır’dır. İlk eğitimini aile çevresinden alır. Ağabeyi Hacı Mehmet, Hacı Ömer Hûdaî Baba’nın yanında yetişmiştir. Dolayısıyla Kadirilik tarikatına meyli ağabeyi Hacı Mehmet’ten gelir. Ağabeyi bir süre sonra Şam’a Sancak Beyi olarak gider ve oradaki bir muharebede şehit düşer. Tayyar Baba genç yaşta babasını da kaybeder. Artık ailenin geçim yükü Tayyar Baba’nın omuzlarındadır. Harput’a gelen Tayyar Baba dabaklık mesleğini öğrenir ve bu sırada Kadiri tarikatına intisap eder. Kadiri ve Yesevi Tarikatı mensuplarının oturup sohbet ettiği Nadir Baba dergahına yerleşir.

Bir gün Midyat çevresinde bulunduğu sırada halktan birine burada meşayıhtan birinin olup olmadığını sorar. Ona, “ilerde bir mağarada bir fakih var” derler. Tarif edilen mağarayı bulur. Mağaranın içerisi karanlıktır. Ama, ilerde bir ışık görür. O ışığa doğru gittiğinde orayı aydınlatan ışığın orada oturan zatın yüzünden yayıldığını farkeder. Yaklaşınca o zat kendisine, “Gel Tayyar Baba gel… Seni bekliyordum. Ben seni görmeye gelecektim ama, çok ihtiyarım.” der. Sanki kırk yıldır birbirini arayan iki sevgili gibi hemhal olurlar. Tayyar Baba bu olayı anlatırken, “Onun yanında çok zevkler yaşadım. Bazen onun bedeninin kaybolduğunu gözlerimle gördüm. Bazen de kendi bedenimin yok olduğunu fark ediyordum.”, der.

EHarput’un Elazığ’a taşındığı günlerde o da askerliğini bitirerek Elazığ’a döner. Kazım Efendi ona eski İzzet Paşa Camii yanında bir hücre ayarlar Artık Tayyar Baba günlerinin büyük bir kısmını bu hücrede geçirir. Kısa zamanda bu hücre onun sohbet meclisi olur. Bu sıralar Göllü Mustafa Baba’dan da icazet almıştır . Tayyar Baba bir süre eski İzzetpaşa Camii’nin bir hücresinde kaldıktan sonra önce bir ev bularak kiraya çıkar. Daha sonra Mustafa Paşa Mahallesi’nde bir ev satın alarak taşınır. Kısa zamanda çevresinde her kesimden büyük bir mürit topluluğu oluşur. O, kırk yaşında iken Erzurum göçmenlerinden Yusuf Efendi’nin kızı Feride Hanımla evlenir. Tatür ve Abdulkadir isminde iki oğlu dünyaya gelir.

[toggle title=”Tayyar Baba’nın Menkıbeleri” load=”hide”]

Menkıbeleri ;

…….Anlatılır ki, bir Ramazan ayında Tayyar Baba eşeğine oruç tutturmaya karar verir. Akşamdan akşama önüne yem doldurur, suyunu verir. Sahurdan sonra önünü temizler. Bir ay sonra bayram günü sırtına binerek Harput’a çıkar. Orada Allah-u Teala’ya şöyle niyazda bulunur. “Rabbim, oruçtan kasıt aç ve susuz kalmak ise, eşek olarak yarattığın bu canlı, Tayyar kulundan daha iyi oruç tuttu. Yok eğer oruç bunun ötesinde bir şey ise, ne olur bana bu sırrı bildir.” Daha sonraları, oruç konusu geçtiği zaman çevresindekilere, “Hamdolsun, Rabbim bana orucun hikmetini bildirdi.”, dermiş.

…….Bir gün Ermeni komşusu olan Saatçi Poto namı ile bilinen kişi kapısını çalar. İçeri girdikten sonra Tayyar Baba’nın elini öper ve bir köşeye geçerek oturur. Biraz sonra koynundan çıkardığı rakı şişesini açarak içmeye başlar. Tayyar Baba’nin müridleri, o anda Efendi orada olmasa, Ermeni Poto’yu döve döve dışarı atacaklar. Tayyar Baba durumu fark edince, “Oğlum Feyzi, git mutfaktan bir bardak getir, rahat içsin.”, der. Bardak gelince Ermeni Poto rakısını bardaktan içmeye başlar. Aradan uzun bir süre geçer. Ermeni Usta kalkıp gider. Tayyar Baba kızmış bulunan müritlerine dönerek, “Ne oldu yani, en fazla bardak kirlendi. Yıkarsınız temizlenir, olmazsa kırarsınız. Evi de havalandırırsanız koku gider. Ama o evimize gelmiş Tanrı misafiridir. Misafire iyi davranmak lâzım”, der.

……Nazif Esen’den nakledildiğine göre, “1951 yılında önce Bingöl’e, sonra Niğde’nin Bor kazasına asker olarak gidiyorum. Nakil sırasında Bingöl’den Elazığ’a geldik, iki saatlik rötarımız var. Muhafız onbaşıya dedim ki: “Burada bir akrabam var görüp geleceğim. Zorla izin aldım. Niyetim Tayyar Baba’yı görüp sonra Niğde’ye gitmekti. Efendinin yanına geldim, bana: “Nereye verdiler?” dedi. Ben Bor ilçesini söylemeden “Niğde’ye” dedim. Güldü: “Niye öyle korka korka gidiyorsun, Bor iyi bir yerdir. Havası, suyu tıpkı sizin Palu’ya benzer.” Tayyar Baba’dan ayrılacağı zaman: “Nazif, o ki Bor’a gidiyorsun, sana iki tembihatım var. Birincisi, orada “Kuddusi Baba” diye bir zat yatıyor, önceleri orası türbeydi. Şimdi sanmıyorum ki orada türbe kalsın. Onun kabr-i şerifine bir uğra, benim selamımı ilet. İkinci isteğime gelince, orada Kuddusi Efendi’nin yolunda giden Ahmet Efendi diye bir zat var, bir de onu bularak selamımı ilet.” Biz çekip Bor’a gittik, izinlerde askerin gidebileceği bir kahve vardı. O sıralar asker çayı beş kuruş, sivil çayı on kuruştu. Tabi askerin çayı açık oluyordu, ilk gidişimde bana açık bir çay getirdiler. Çayı döküp parasını koydum, ikinci gidişimde yine açık çay gelince yine döktüm. Ocaktaki çaycı yanıma gelerek: “Asker, bu çayı niçin döküyorsun?” dedi. Ona, “Bana sivil çayı getir, sivil parası al.” dedim. Adamla dost olduk. Sürekli bana ocağın yanında bir sandalye ayırmıştı “Bundan sonra buraya her gelişte bu sandalye senin.” dedi. Bor’da “Paşa Camisi” diye büyük bir cami vardı. Bir gün izin çıkışı o camiye giderek namaz kıldım. Niyetim başta imam olmak üzere, yaşlı kimselere Kuddusi Efendi’nin türbesini sormaktı. Nitekim cami çıkışında kime sordumsa, Kuddusi Efendiyi tanıyan çıkmadı. Müftüye gittim, ne yazık ki o da tanımadı. Canım çok sıkılmıştı. Doğru kahvehaneye geldim. Baba bana bir iş söyledi yerine getiremiyorum diye üzgündüm. Ocakçı dalıp gittiğimi görmüş olacak ki: “Nazif Onbaşı” diye seslendi. Adama döndüm, biraz da kızarak, “Böyle memleket olmaz.” , dedim. “Burada bir tek büyük zat var, onu da kimse tanımıyor.” Ocakçı “Kim?” dedi. Olayı olduğu gibi anlattım. Başladı gözlerinden yaş akmaya. Bana, “Gel” diyerek dışarı çıkardı. Eliyle bir kaç yüz metre ilerde büyük bir binayı gösterdi. “Kuddusi Efendi’nin türbesi önce orada idi. Bor büyüyünce türbeyi yıkarak Asri Mezarlığa naklettiler. Zaten o eski yeri de mezarlıktı.” Bana Ahmet Efendi’nin dükkanını tarif etti. Ahmet Efendi saatçilik yapıyordu. Onun dükkanına gittiğimde, “Buyur asker ağa.” dedi. “Ben Elazığlıyım, Tayyar Baba’nın sana selamı var.” dedim. Biraz düşündü. “Hangi Tayyar?” dedi. Ben de, “Caferi Tayyar Baba” diye karşılık verdim. Yeniden düşündü. Sonra “Yaa, Tayyar Baba büyük bir adam, hayır duasını alın size yeter.” dedi. Olayı onunla da konuştuk. Bana Kuddusi Baba’nın mezarını tarif etti. Ne yazık ki izine gelene kadar o büyük zatı gidip ziyaret edemedim, izin için memlekete geldiğimde, Tayyar Baba beni görür görmez, “Ben sana küsmüşüm.”, dedi. “Niçin Baba?”, dedim. Biraz üzgün bir şekilde, “Sana iki şey söyledim, birini yerine getirmedin. Emanete ihanetin cezası ağırdır.” dedi. İzinden döndüğümde arkadaşlarımı da yanıma alarak Asri Mezarlığın yolunu tuttum. Birlikte mezar taşlarını okumaya çalışıyoruz. Tabi esas maksadımız Kuddusi Baba’yı aramaktı. Buraya nakli sırasında türbesi yıkılınca ikinci defa türbe yaptırmamışlardı. Neticede bulduk. Ben Yasin-i Şerif okumaya başladım. Nefsim ise, okuma burası değil, diyor, içimden, “Ya Kuddusi Baba”, dedim. “Doğru ise bana işaret ver. O anda ayağımın altından üç defa “güm, güm, güm” diye bir ses geldi. Rahatlamıştım. Dönerken asker arkadaşlarımdan birisi yaklaştı, “Nazif” dedi, “Yasin-i Şerifin falan yerinde alttan gelen sesi ben de duydum.” Ağlamaya başlamıştım. Netice olarak, askerlik bitip Elazığ’a döndüğümde, Baba’yı ziyarete gittim. Beni görür görmez, gülmeye başladı. “Nazif, işte şimdi yüz akı ile geldin. Mezarı epeyce aradınız ama sonunda da buldunuz. Allah sizden razı olsun.”, dedi.

[/toggle]

Tayyar Baba ile ilgili birçok menkıbe anlatılır. Vefat etmeden önce kendisinin Harput’a gömülmesini ve kendisi için türbe yaptırılmamasını istemiştir. “Ancak ne zaman mezarının altında berrak bir su çıkar, bu su altı altı ay akar ve daha sonra kesilirse”, türbesinin o zaman yapılmasını vasiyet eder. Bu işaretten sonra oğulları türbesini yaptırmıştır. Bu ziyaretgâha özellikle tatil günlerinde insanlar akın akın gelir, Kur’an-ı Kerim okuyup dua ederler. Bazı insanlar da maddi ve manevi hastalıklardan kurtulup şifa bulmak maksadıyla gelir ve adaklarda bulunurlar.

[toggle title=“Kaynaklar” load=”hide”] Kaynak( Allah bu çalışmaları yapanlardan razı olsun. Ebedi saadet nasip etsin. Amin)
Elazığ Evliyaları , Abbdulhalim Durma
[/toggle]

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz