İrşâdî Baba Buhâra ve Horasan erenlerinden Seyyid Emîr Külâlî Hz’nin soyundan Selim Baba’nın oğludur. Sadrettin Konevî devrinde Buhâra’dan gelip Konya’ya yerleşmişlerdir. Zamanla alîmler ve mutasavvıflar yatağı Konya’da ulemânın çoğalması ve aralarındaki ihtilâfların zuhuru neticesinde Selim ailesi Konya’dan Erzincân’a gelmiş, burada zamanın Gavs-ul a’zamı Vehbi Hayyatî (Terzi Baba) Hz.’nden Tarîk-ı Âliye intisâb etmişlerdir.

Erzincân’dan gelerek kendi adlarını verdikleri Seyyid Ya’kup yaylasını kurar ve Selim Baba’nın ölümüne dek burada kalırlar. Bugün aynı yerde Seyyid Ya’kup Hazretleri’nin ziyâreti bulunmaktadır. Selim Baba’nın ölümünden sonra çeşitli nedenlerden dolayı İrşâdî Baba, Zargidi (Gümüşdamla) köyünden ayrılarak Sıptoros (Oruçbeyli) köyüne yerleşir.

İrşadı Baba , Fakîr bir ailenin çocuğu olan 1806 yılında doğar. Her müslümân çocuğu gibi çocukluğunu kışın medreselerde Kur’an okumakla, yazın ise ailesine çiftçilik işlerinde yardım ederek geçirir. Ahlâklı ve çalışkan olan İrşâdî, kısa zamanda hocaların takdirini kazanır. Molla olabilmek için Sünür ve Bayburt-Yakutiye medreselerinde tahsilini tamâmlayarak icâzet alır. Büyük İrşâdî Baba bir yandan tasavvufî derinliğe erişmek için çalışırken, bir yandan da Ahmediyye ve Mevlid gibi eserler meydâna getirir. İrşâdî Baba’nın başlayıp da bitiremediği “KISAS-ÜL ENBİY” kitabı torunu Ağlar Baba tarafından manzûm olarak tamâmlanır. El yazması Dîvân’ını ise seferberlikte kaybeder.

İrşadî Baba, şiirlerinde çok yalın bir dil kullanmış, şiirlerini lirik ve didaktik olarak hece ölçüsü ile yazmıştır. Bazı ediplerimiz İrşâdî Baba’yı literatürde incelerken ona halk şâiri demişlerdir. Gerçekte İrşâdî Baba bir halk şâiri değil büyük bir mutasavvıf ve Hak âşığıdır. Sembolik olarak her şâirin gerek beşerî, gerekse mânevî bir sevgilisi vardır. İrşâdî derûnî aşkı tatmış, Allah sevgisini kalbinde sindirmiştir. Bu sevgi onu öyle dalgınlaştırır ki, bir gün bitkin bir hâlde köyün altından akan derenin durgun ve derin bir yerine (göle) geldiğini dahi fark etmez ve göle düşer. Bu hâl kendisini utandıracak şekilde köy halkının dikkatini çeker. İşte İrşâdî’nin hayatındaki, önemli değişikliğin başlangıcı bu olay ve onu tâkip eden gecedir. Kalbi ilâhî aşkla dolan İrşâdî kendine geldiğinde, aşkının Allah’a teveccüh ettiğini ve suya düştüğü o gölden meleğin kendisine aşk rüzgârı estirdiğini i’tirâf eder ve şu şiiri söyler:

‘Bir gece hubda verildi dîl-i umrânlık bana Gussadan hiç âzâd olmam gelse sultanlık bana Kûşe-i Vahdete girdim bu cihân fâni imiş Ettiğim cürm ü hatalar geldi pişmanlık bana Çarh-ı gerden yüz cevâhir eser bir gün bâdımız Hoyrat girer bağımıza kurutur yaprağımız Tenimiz hâke kavuşur unutulur adımız Yeşil atlas giymedense yeğdir uryanlık bana Şol kişi derde bahâdır dâim yıkar hasmını Dünyâya mağrûr olanın Allah bozar resmini Zikredeli ol Cenâb-ı Kibriyâ’nın ismini Bu yalancı fâni dünyâ geldi zindânlık bana Dokuz türlü alet ister taşı hakkâk delmeğe Mürşidimiz ta’rif eyler doğru yola gitmeğe Bu İrşâdî arzu çeker Hakk-ı pâyân gelmeye Gerçi nasîp eyler ise Hazret-i Mevlâm bana ”

İrşâdî Baba ile zamanın büyük alîmi Balahor (Aksar) köyünden Hacı Oslu arasında görüş ayrılığı varmış. Alîm Hacı Oslu; İrşâdî Baba’nın sigarasının Germişo ağacından kesilen çubuğa takıp içmesine çok kızıyormuş. İrşâdî Baba’nın ölümünden sonra kıymetini anlamış ve takdir etmiştir. Fakat bu sırrı sonunda duymuş ve İrşâdî’ye şöyle anlatmıştır. İrşâdî Baba mânevî âlemde, Hacı Hoca Oslu’ya o gün öleceğini bildirir. Cenâzesinin onun tarafından yıkanıp kaldırılmasını ister. Aynı gün İrşâdî Baba hastalanır. Yakınlarına günün tamâm olduğunu söyler. Cenâzesinin Hacı Hoca Oslu çağrılarak yıkanmasını ister. Ölümünü müteâkip iki kişi Siptoros köyünden kalkıp, Hacı Oslu’nun köyüne vardıklarında bakarlar ki Hacı Oslu’da hazırlanmış köye gelmek üzere… Durumu Hoca’ya arz ederler. Hoca: “Zaten İrşâdî bu vazîfeyi bize verdi. Bende îfâ-yı vazîfe için biraz sonra gelecektim” der. Nihâyet Hacı Oslu gelir. Cenâzeyi yıkarken çok ilginç bir olayla karşılaşır. İrşâdî’yi sağa çevirmek ister, sola çevrilir. Oslu Hoca da “hey koca İrşâdî bir çubuğun arkasına gizlendin de seni kimse tanıyamadı.” diyerek İrşâdî Baba’nın büyüklüğünü i’tirâf eder. İrşâdî Baba’nın halk arasında birbirinden ilginç menkıbeleri anlatılmaktadır. 1877 yılında vefat eden İrşâdî Baba’nın Kabr-i Şerîfi Oruçbeyli köyü mezarlığındadır. İrşâdî Baba, dâr-ı fenâdan dâr-ı bekaya göç ederken ismini unutturmayacak bir çok eserler bırakmıştır. Cenâb-ı Mevlâ ondan ve bütün müslümânlardan râzı olsun

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz