Antalya. – Elmalı’da

Bursa’nın fethinden önce Buhara’dan gelen kırk abdaldan biri olarak gösterilen Abdal Musa, Bursa’nın fethinde Sultan Orhan’la birlikte olduğuna ve Geyikli Baba ile aralarında yakın bir münasebetin bulunduğuna işaret edilir. Kaygusuz Abdal’ın Abdal Musa’dan icazet alışı, Kaygusuz Abdal Menakıbı’nda genişçe anlatılır. Bazı Bektaşi kaynaklarında ve Finike yakınlarındaki Kafi Baba Tekkesi kitabesinde Abdal Musa “pir-i sani” lakabı ile anılmakta ve kurduğu tekke, Bektaşiliğin dört dergahından biri sayılmaktadır. Bektaşi ayini icra edilirken çevreye serilen on iki posttan on birincisinin Ayakçı Şah Abdal Musa Sultan Postu şeklinde adlandırılması, onun Bektaşiler arasındaki yerinin önemini göstermektedir.

Abdal Musa ile ilgili rivayetler hem Antalya, hem de Bursa ve çevresinde teşekkül etmiştir. Bursa’daki Abdal Musa ile Elmalı’daki Abdal Musa’nın iki ayrı şahıs olduğu iddiası, Bursa ve Elmalı’da Abdal Musa adına bağlanan iki ayrı türbeye dayandırılmaktadır. Hükümet merkezi olan Bursa çevresinde doğan Abdal Musa an‘anesinin eskiden beri heterodoks  Türk oymaklarının yaşadığı Aydın taraflarına intikal ettiği ve yine o vasıta ile Tahtacılar zümresinin yoğun olarak bulunduğu  Teke civarına girerek yerleştiği söylenebilir.

Abdal Musa’nın tarihi şahsiyetini kısmen de olsa aydınlatabilecek iki belge vardır. Bunlardan birincisi, Denizli’de bir çeşmenin sağ duvarında bulunan ve harap bir tekkeye ait olduğu tahmin edilen 1408 tarihli kitabede eş-Şeyh Mustafa Abdal Musa adının bulunmasıdır. Orhan Gazi ile birlikte Bursa’nın fethine katıldığı söylenen bir kimsenin bu tarihlerde hayatta olması mümkün değildir. Fatih devrinde Teke-ili’ne ait resmi bir belgede ise Finike yakınlarındaki Abdal Musa Tekkesi’nden bahsedilmektedir. Burada zikredilen tekke, Finike yakınlarında bulunan ve kitabesinden 1815’te tamir edildiği anlaşılan Kafi Baba Tekkesi olmalıdır. Bu belge, adı geçen tekkenin XIV. Yüzyıl ortalarında kurulduğunu göstermektedir. Elmalı’daki Abdal Musa Tekkesi ise, Evliya Çelebi’nin de belirttiği gibi, XVII. Yüzyıl ortalarında çok gelişmiş olup burada Ehl-i sünnet esaslarına bağlı üç yüzden fazla mücerred derviş yaşamakta idi. Elmalı yakınlarındaki tekkenin Bektaşiliğin XVI. Yüzyıldaki gelişmesinden sonra kurulduğu ve Abdal Musa ile ilgili rivayetlerin yavaş yavaş Finike’den buraya intikal ettiği tahmin edilmektedir. Finike dergahı ile ilgili rivayetlerin XVII. Yüzyılda bile devam ettiği, Evliya Çelebi’de görülmektedir. XVIII. Yüzyıl sonlarından itibaren Girit Bektaşi şeyhlerinin Elmalı dergahında yetiştikleri ve burasının XIX. Yüzyılın ilk yarısında faaliyette olduğu anlaşılmaktadır. Yeniçeri Ocağı’nın ilgası ve Bektaşi tekkelerinin kapatılmasından sonra Nakşilerin eline geçtiği tahmin edilen Elmalı Abdal Musa Tekkesi’nin 1911’lerde harabe halinde olduğu, bir türbedarı bulunduğu, vakıf gelirlerinin de yılda otuz bin kuruşu geçtiği bilinmektedir.

Kaygusuz Abdal’ın Bursa’nın fethine (1326) katıldıktan sonra bu tekkede Abdal Musa’ya intisap ettiği yolundaki bilgiden, tekkenin XIV . Yüzyılın ikinci yarısında mevcut olduğu sonucuna varılmaktadır. Evliya Çelebi Seyahatnamesi ile Teke Vilayeti Vakıfları Tahrir Defteri’nden tekkenin, kuruluşunu takip eden zaman içerisinde büyük bir gelişme gösterdiği ve XVII. Yüzyılda zengin vakıflara sahip tam teşekküllü bir Bektaşi asitanesi durumuna geldiği anlaşılmaktadır. Yine, Tekke köyünün de aslında bu tekkeye vakfedilmiş bir köy olduğu bilinmektedir. Tekkenin önemi ve bundan kaynaklanan zenginliği, adını taşıdığı ve türbesini barındırdığı Abdal Musa’nın, çok geniş bir alana yayılmış olan büyük şöhretine dayanmaktadır. Burada “şeyhin nazargahı” kabul edilen ve şifalı olduğuna inanılan bir su kuyusunun bulunması da ziyaretçi sayısını, dolayısıyla tekkenin cazibesini artıran bir husustur. “Musa Baba’nın nazargahıdır. Biemrillah hasta içse şifa bulur”. Tekkenin gördüğü itibara dair çok geniş bilgiler veren Evliya Çelebi, ocağının hiç sönmemişolduğunu ve burada pişen “baba çorbası”nın misafirlere ilk günden beri ikram edilegeldiğini yazmaktadır.

Mevcut kitabe ve kayıtlardan, sırasıyla, 1813’te Abdal Musa’nın sandukasını kuşatan şebekenin yapıldığı, 1819’da şifalı su kuyusunun onarıldığı, tekkenin 1826’da Yeniçeri Ocağı ile birlikte Bektaşiliğin de lağvedilmesi üzerine 1829’da hükumetçe gönderilen memurlar tarafından, dergahta mevcut bütün eşyalar ve binlerce canlı hayvan satılıp, defteri İstanbul’a gönderilerek kapatıldığı ve 1874’te Sultan Abdülaziz tarafından ihya edildiği, daha sonra da II. Abdülhamid ve 1910’da Yusuf Baba adlı bir şeyh tarafından tamir ettirildiği bilinmektedir. 1968’de de ayakta kalmış tek binası olan türbe, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce tamir edilerek ziyarete açılmıştır. Tamir sırasında, bazı şahısların elinde bulunan ve Abdal Musa’ya ait olduğu söylenen hırka ile tahta kılıç da bir camekan içinde türbeye yerleştirilmiştir. Tekkenin 1874’ten sonraki döneminde, binalarının arka arkaya sıralanan üç avlu içinde toplanmış olduğu, birinci ve ikinci avluda mescid, meydanevi, derviş hücreleri, mihmanevi, aşevi, kiler, ekmekevi ve atevinin; üçüncü avluda ise türbe, hazire ve su kuyusunun bulunduğu izlerinden belli olmaktadır. Bektaşiliğin merkezi olan Hacı Bektaş-ı Veli Külliyesi’nin pir evinde de görülen bu üç avlulu yerleşim düzeninin, Abdal Musa Tekkesi’nde başından beri mevcut olduğu ve 1874’teki ihyası sırasında buna uyulduğu tahmin edilebilir. Tekkeninkuruluşundan 1826’daki kapatılışına kadar uzanan ilk dönemden bugüne türbe, su kuyusu ve hazire intikal edebilmiş, diğer bölümler yok olmuş veya kuvvetli bir ihtimalle kapatılışı sırasında yıkılmışlardır.

İlk inşaından beri tekkenin çekirdeğini teşkil eden türbe, XIV. Yüzyılın ikinci yarısında, Abdal Musa’nın hayatının sonlarına doğru veya ölümünü müteakip yapılmış olmalıdır. Tekeoğulları dönemine ait olduğu anlaşılan bu binanın mimarisi Selçuklu kümbetlerinin geleneğini sürdürmektedir. Kare planlı harimin üstünü örten ve içerden tromplara, dışardan da sekizgen kasnağa oturan kubbe, sekizgen piramit biçiminde bir külahla gizlenmiştir. Evliya Çelebi, bugün kurşunla kaplı olan bu külahın o devirde çam tahtası ile örtülü olduğunu yazmaktadır. Muntazam kesme taşlarla ve itinalı bir işçilikle örülmüş olan duvarların birinde kapı, diğerlerinde küçük ve basık birer pencere bulunmaktadır. Girişin iki yanına, biri tekkenin Sultan Abdülaziz tarafından ihyasına, diğeri 1910 yılındaki onarıma ait olan iki manzum kitabe yerleştirilmiştir. Abdal Musa Sultan’ın sandukasının başucunda seyyid olduğunu gösteren yeşil imamesi durur. Duvarın dibinde ise Mehdi için bir mezar yeri ayrılmıştır. Anlatıldığına göre, buraya da Mehdi’nin cenazesi konacaktır. Sandukaların en büyüğü Abdal Musa’ya ait olup merkezde bulunmakta veetrafını pirinçten yapılmış ajurlu bir şebeke çevrelemektedir. Diğerleri babası Hasan Gazi Sultan, annesi Ümmü Gülsüm Ana ve kız kardeşi Zeynep Ana ve müridi Kaygısız Sultan’a aittir. Türbenin önünde, ortası alemli ve kubbe şeklinde, yanları ise meyilli çatı görünümünde olan bir ahşap örtü ile kaplı giriş holü yer almaktadır. 1874’te tamamen yenilenmiş olduğu anlaşılan bu bölümde, Abdal Musa’nın müntesiplerine ait bazı isimsiz lahitler bulunmaktadır.

1735 ile 1917 arasındaki tarihi kapsayan Başbakanlık Osmanlı Arşivleri belgelerinden tespit edilen zaviye şeyhleri şu kişilerdir158. Şeyh Seyyid Feyzullah Efendi, (oğlu) Seyyid Hüseyin Efendi, (diğer oğlu) Abdal Musa türbesindeki hazirede medfun Seyyid Veli Efendi (v. 1812), Ahıskalı İsmail Hakkı Efendi (zaviyedar), Şeyh Mustafa Efendi (türbedar) (v.1859, Abdal Musa türbesindeki hazirede medfun), Şeyh Hüseyin Hüsni Efendi Nakşibendi, Şeyh Kudsi Efendi, Zaviyedar Mehmed Efendi, Şeyh Haşim Efendi, İbrahim oğlu Yusuf Çelebi. Tekkenin haziresinde, bir kısmıtoprak altında kalmış birçok mezar taşı bulunmaktadır. Fadıl Dede , Salih Dede, Hacı İsmail Dede, Celil Dede, Derviş Veli Baba, Hafız Süleyman Baba gibi daha birçok canların kabirleri vardırPostnişinlere, dervişlere ve bunların aile.fertlerine ait olan bu taşların bir bölümü 1826’dan önceye aittir. Bu tarihte Bektaşiler’in mezar taşları da yeniçerilerin mezar taşlarıyla birlikte tahrip edildiği için, sağlam kalmış olan bu taşlar Türk kültür tarihi açısından büyük kıymet taşımaktadır.

Abdal Musa inancı ve kültürü, her yıl Haziran ayının 3. Haftasında türbesinin bulunduğu Tekke köyünde yapılan anma törenleri ve bütün yıl süren ziyaretlerle yaşatılmaya ve gelecek kuşaklara aktarılmaya çalışılmaktadır159. İlk kez 1983 yılı Haziran ayı başında başlatılan Abdal Musa Anma Törenleri’nin 2013’te otuzuncusu gerçekleştirilir. Ziyaretçiler arasında Anadolu’nun dört bir yanından gelen insanlar olduğu gibi komşu Akçaenis ile Kumluca ve Finike’nin Tahtacı Türkmen köylerinin halkı da bulunmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz