Hace Evliya’nın mübarek kabri Buhara’da Hakiriz Hisar’ın ayar burcu yanındadır.

Hace Abdülhalik’ın ikinci halifesidir. Aslen Buharalı’dır. Anlatıldığına göre, ilk zamanlar Buhara’da bir alimin yanında ilim tahsiliyle meşgul imiş. Bir gün, tesadüfen pazarda Hace Abdülhalik-ı Gucdüvanî ile karşılaşmış. Hace Abdülhalik satın aldığı bir miktar eti eve götürüyormuş. Evliya-i Kebîr ona duyduğu saygıdan ötürü eti eve kadar taşımak istemiş. O da bu arzuya rıza göstermiş. Bunun üzerine Evliya-i Kebîr eti Hace hazretlerinin evine kadar taşımış. Hace hazretteri ona iltifatta bulunarak, “Bir süre sonra gelin, yemeği birlikte yiyelim” buyurmuş. Hace Evliya evden dönerken gönlüne Hace Abdülhalik-i Gucdüvan’nin sevgisi düşmüş. Bir müddet sonra tekrar Hace hazretlerinin yanına gelerek hizmetine girmiş. Hemen o sohbette evlatlığa kabul edilme şerefine nail olup seçkinlerden olmuş.

Bu günden sonra bir daha eski hocasının yanına dönmemiş. Daha önce ders aldığı alim onu tarikattan döndürmeye çok çalışmışsa da başaramamış. Ne zaman onu görse dilini uzatıp hakaret edermiş. Hace Evliya da bu hakaretlere karşılık vermez, hiç tınmazmış. Bu durum, Hace Evliya’nın onun çirkin bir işine keşifle vakıf olduğu geceye kadar sürmüş. O gecenin sabahında birbirleriyle karşılaşmışlar. Alim onu yine ayıplamaya başlayınca Hace Evliya, “Ey üstat Hiç utanmıyor musun? Bu gece o çirkin işi yaparak sabahlarsın, gündüz ise bizi ayıptayıp Hak yoldan menedersin!” buyurmuş. Eski hocası bu sözden çok etkilenmiş. Hace Evliya’nın Hace Abdülhalik’ın yanında gönül gözünün açıldığını böylece apaçık görmüş. Derhal pişman olup Abdülhalık hazretlerinin hizmetine girmeye karar vermiş. Tövbe ederek Hace Abdülhalik’e bağlanmış. Tarikata girdikten sonra çok çalışarak Hace Abdülhalik Gucdüvanî’nin gözüne girenler zümresine dahil olmuş.

Yine anlatıldığına göre, Hace Evliya-i Kebir, Buhara pazarındaki Sarraflar Mescidi Kapısı’nda havatır çilesi çıkarmış. Kırk gün kırk gece hiçbir hatıra kendisine sıkıntı vermemiş.  Hace Ubeydullah hazretleri onun bu çilesini çok beğenir, hayretinden parmağını ısırır ve bu mevzuda şöyle derdi: “Hacegan yolunda yürüyenler kısa sürede öyle bir mertebeye erişirler ki işitttikleri her ses kulaklarına zikir gibi gelir.’ 

Yine Ubeydullah hazretleri onun meşhur havatır çilesi hakkında şu açıklamayı yaptı: 

‘Buradaki havatır çilesinin manasını, hiçbir şeyin gönüle gelmemesi olarak değil, aksine hiçbir hatıranın batınî nisbete zarar vermemesi şeklinde anlamak daha doğrudur. Aynen akıp giden bir nehrin yüzündeki çerçöp misali… Birkaç çerçöp nehrin suyunun akmasına nasıl engel olabilir ki?” 

Kaynaklar ; Reşahat , Mevlana Ali B. Hüseyin Es-Safi , Semerkand yayınları

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz