Beşir Efendi (ks.)

tarafından
1354
Beşir Efendi (ks.)

Beşir Efendi’nin kabri Şerifi ; Amasya – Taşova’da İdris torun mahallesindeki Kabristanda.

Beşir Efendi Hazretlerinin (k.s.) Silsile-i Şerifi

Beşir Efendi, 1905 yılında Dağıstan’da doğmuştur. 12 yaşına kadar Dağıstan bölgesinde yaşamını sürdürmüştür.

Dağıstan’dan Türkiye’ye gelmek için yola çıktığında henüz 12 yaşındadır. Beşir Efendi 1930-1935 yılları arasında beş yıl “Karakuş” dağlarında kalmış, bu bölgedeki insanları doğruya ve güzelliğe çağırmıştır. Bu beş yılın sonunda Ali Osman Efendinin yanına dönmüş, 1935-1940 yılları arasında ticaretle meşgul olmuştur. 1940 yılında da Erbaa’nın Ravak (Cevresu) köyüne yerleşmiştir. Ravak (Cevresu) köyüne yerleştiğinde Şeyhi Ali Osman Efendi’nin kızı Pembe Hatun’la evlenmiştir.

1958 yılına kadar Ravak (Cevresu) köyünde hayatını sürdürmüştür. Aynı yıl yani 1958 yılında Taşova’ya gelerek Taşova’nın Yemişen mahallesine yerleşmiştir.

Beşir Efendi’nin bağlı olduğu tasavvuf okulu, Nakşibendi Tarikatı’nın Halidiyye koludur. Mevlanâ Halid-i Bağdadi’ye kadar ulaşan Halidi silsilesi şu zatlardan oluşmaktadır.
– Mevlana Halid-i Bağdadi
– Abdullah-ı Mekki
– Yanyalı Hacı Mustafa İsmet Efendi
– Behrullah Efendi
– Ali Osman Efendi
– Beşir Efendi.

İlginizi Çekebilir  Alaeddin Ali Esved (k.s.)

Beşir Efendi’nin Türkiye’ye geliş Öyküsü

Beşir Efendi’nin Türkiye’ye geliş öyküsü şu şekildedir: Beşir Efendi’nin ailesinin Dağıstan’da çok geniş arazileri ve koyun sürüleri vardı. Bir gün çobanlarla koyun sürülerinin bulunduğu yere giden Beşir Efendi, biraz gezdikten sonra ırmak kıyısında bir kulübecıkte uyuya kalır. 0 arada şiddetli bir yağmur başlar ve ırmak taşar. Bunun sonucunda Beşir Efendi sele kapılır. Suyun içinde sürüklenirken ırmak kenarında yaşlı, ak sakallı, nurani yüzlü bir dede kendisine seslenir;
-Oğlum, elini uzat bana der. Beşir Efendi sese doğru bakınır, aralarında on metre kadar mesafe vardır.
-Dede, nasıl uzatayım elimi? Der. Yaşlı dedenin elini uzatması için ısrarı üzerine, öylesine elini uzatır. Peşinden selden kurtulduğunu ve ırmağın kenarında olduğunu görürve şaşkınlık içerisinde:
-Dedeseni nasılbulabilirim?
Dede cevap verir:
-Evladım Beşir, Türkiye’nin Tokat ili, Erbaa ilçesi Eksel köyünde [Koçak Kasabası) Şeyh Behrullah Efendi diye ararsan bizi bulursun.

Bu.kısacık tanıma, tanışma ve adres öğrenme faslından sonra Behrullah Efendi gözden kaybolur. Fakat bu olay, Beşir Efendi’nin kalbinde ilahi aşkın canlanmasına vesile olur. 0 anda ilahi aşk, “Eksel Şeyhi” diye tanınan Şeyh Behrullah Efendi’den Beşir Efendi’ye intikal eder. Bu hadiseden sonra Beşir Efendi artık Dağıstanda duramaz.

İlginizi Çekebilir  Mevlana Hüsameddin Parsa-i Belhi

Ailesi çok zengin ve itibarlı kimseler olmasına rağmen onlara haber vermeden yoculuk hazırlıklarına başlar ve yanına aldığı bir kese altınla Türkiye’ye doğru yola çıkar. İçinde bulunduğu ilahi aşkın etkisiyle sınırdaki askerlere fark ettirmeden Türkiye’ye geçer.

Aşk atına binerek aştığı yollar onu sonuçta Tokat, Erbaa’ya ve oradan da Eksel’e ulaştırır. Eksel köyü sakinlerine sora sora Behrullah Efendi’nin dergahını bulur. Dergahı bulur bulmasına ama kısa bir müddet önce Şeyh Behrullah Efendi fani dünyadan göçmüş Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Behrullah efendi Beşir Efendi’nin ilk mürşididir. Vefat etmeden önce en yakın talebesi ve halefi olan Holaylı (Ballıbağ köyü) Ali Osman Efendi’ye şöyle nasihat ve tembihte bulunmuştur.

-“Ali Osman Efendi, kuzum; Dağıstan’dan buraya bir molla gelecek bana yetişemeyecek. Ona sahip çık. O’nun adı Beşir’dir. Sözüde peşindir. Maddi terbiyesi sana, manevi terbiyesi de bana aittir.” Behrullah efendi gibi çok değerli bir irşad edicinin mürşidi olmanın vakarlılığı içerisinde tam yedi yıl onun dergahında kendisine tevdi edilen bütün görevleri yapar. Dergaha odun taşır, çift sürer, orak biçer, harman sürer. Kendisine verilen görevlerin hiçbirisini reddetmez. Hatta Dağıstan’dan gelirken getirmiş olduğu bir kese altını da dergahın ihtiyaçlarına harcar.

İlginizi Çekebilir  Şeyh Abdurrahman Hüsameddin Efendi

Kendisine bir şey sorulduğu zaman kısa, öz ve tek bir cevap verirdi. En çok söylediği söz “Sükutul- lisan, selametül insan” idi. Yine sohbetlerinde “Bilen söylemez, söyleyen bilmez” gibi daha bir çok hikmetli sözler söylerdi.