Ana Sayfa>(Sayfa 90)

Çoban Bey

Çoban Bey

Bursa – Molla Arap mah 6. park sokak’da.

Osmanlı devleti kurucularından Osman Gazi’nin oğludur. Türkmen gruplarını Bursa’ya yerleştiren ve onlara liderlik yapan bir alperendir.
Çoban Bey türbesi’nin yapım kitabesi bulunmamakla birlikte XIV. yüzyyıl başlarında yapıldığı bilinmektedir. Yer yer moloz, taş ve tuğla malzemelerinin bir arada kullanıldığı 6,45×6.45 m iç ölçüsünede kare planlı üzeri basık bir kubbe ile örtülü mimariye sahiptir. Beden duvarlarından kubbeye geçiş üçgenler aracılığı ile sağlanmıştır. Kubbe dıştan betonla kaplı ve iki sıra kirpi saçaklıdır. Yapının içi sıvasızdır.Giriş kapısı tuğladan yapılmış , sivri alınlıklıdır. Güney ve doğu yönündeki altlı üstlü ikişer pencere ile içerinin aydınlanması sağlanmıştır. Batıdaki pencereler ile kapı üstündeki pencere sonradan örtülerek kapatılmıştır.

Türbe de Çoban Bey lahdi ile beraber beş lahit bulunmaktadır. 8 Şubat 1854 ve bir yıl sonra Nisan 1855 yılında meydana gelen büyük depremlerde Bursa’daki bir çok yapı gibi Çoban Bey mescidi ve medresesi de yıkılmıştır. 1971 yılında Bursa eski eseleri sevenler kurumu tarafından onarılmıştır. 1997 yılında Yıldırım Belediyesi tarafından onarılmış ve çevre düzenlemesi yapılmıştır.

Çekirge Sultan

Çekirge Sultan 4

Bursa – Osmangazi’deki Murad Hüdavendigar külliyesinde. Sultan Murad Hüdavendigar’ın türbe kapısı önünde.

Bursa Kütüğüne verdiği bilgiye göre; Murad Hüdavendigar zamanında yaşamış bir zattır. İsmi meçhüldür. I. Murad türbesi kapısında medfundur. Hayatı hakkında bilgi çok kısıtlıdır.

Rivayete göre ; Çekirge Sultan fakir bir adamdır. Sultan ünvanı sonradan verilmiştir. Bursa’da hamamın kapısının önünde sadaka beklerdi. Günün birinde hamamdan çıkan bir kadın feryatlar koparmağa başladı. Kulağındaki küpeleri kaybetmişti. Bütün hamam telaşa düştü, her yere bakıldı ama küpeler yoktu. kadın feryat figan ediyordu. Çünkü küpeleri çok değerliydi. Nihayet işe Çekirge Sultan karıştı ; Kadına ” yıkandığın kurnanın yanında ufak bir delik vardır, dökülen saçlarına sarılı olarak küpelerin oradadır.” dedi. Sonra kadın hatırladı ki ; Hamam girerken küpelerini çıkarmamıştı. Sonra tarandığı sırada dökülen saçlarına sararak bu deliğe koymuştu. hamamdaki bütün kadınlar heyecanla koştular ve küpeleri fakirin söylediği yerde buldular.

Bu hadiseden sonra fakirin kehaneti her yerde duyuldu. Şöhreti o kadar arttı ki ; Sultan Murad’ın kulağına kadar geldi. Adamın gayb ilminde pek mahir olduğu söyleniyordu. Çekirge Sultan , Sultan’ın huzuruna getirildi. Sorulan iki soruya doğru yanıt verdi sonra Sultan Murad kendisine doğru kapalı elini uzatarak sordu ” Söyle bakalım elimde ne var” .

İşte o zaman şaşırdı , tereddüt etti , düşündü taşındı , başını kaşıdı , soruya yanıt vermediğinden kellesinin uçurulacağını düşünüyordu , düşünürken mırıldandı ; ” Bir atlarsın çekirge , iki atlarsın çekirge , üç ” derken.. Henüz sözünü bitirmemişti ki padişah elini açtı. Elinden bir çekirge atladı. Bu hadiseden sonra Padişah fakire bir çok ihsanda bulundu ve kendisine Çekirge Sultan lakabı verildi. Aynı zamanda Padişah’ın müneccim başı olarak tayin edildi.

Kaynaklar ; Hasan Turyan , Bursa evliyaları , Merassa Yayınları
Türkiye Gazetesi , Batı Anadolu evliyaları cilt 2

Başçı İbrahim Efendi

Bursa – Osmangazi’deki Başcı İbrahim Efendi camii haziresinde

Başçı İbrahim Efendi , aslen başçılık mesleğini icra etmekle beraber müteahhit ve tüccar bir kişidir. Kayıtlarda Cem Sultan Türbesi müteahhidi olarak geçer. Babasının adı Abdullah’tır. Alimleri seven hayır sahenet Yeni belge 3_2sahibidir.
Abdal Mehmed’in sevdiklerinden olup rivayete göre ona her gün pişmiş bir baş verir ve can-u gönülden hizmetinde bulunurmuş. Bir gün Abdal’a sevdiği insanlardan kalabalık bir grup ansızın misafirliğe gelirler. Abdal onlara nasıl izzet-i ikramda bulunacağını düşünürken başçı, adeti üzere pişmiş bir tepesi dolu baş ile Abdal’ın kapısını çalar. Bu geliş Abdal’ın çok hoşuna gider ve kendisine himmet ederek hayır duada bulunur. Ertesi gün Başçı İbrahim Efendi rızkını temin amacı ile başları kazana koyar. Sahur zamanında kazanda başların pişip pişmediğini kontrol için baktığında ne görsün ; büyük kazan ve kepçesi Abdal Mehmed’in himmeti ve nefesinin bereketiyle halis altun olmuş.
Bu hali görünce ;
”İşim altun eyledim (bundan sonra)
Kimden ne derdim var benim ”
diyerek büyük bir servete kavuşur. Bu para ile Maksem’de kendi adıyla anılan camii , hamamımı ve zaviyeyi inşa eder. Abdal Mehmed’e intisap edip onun adına da İki kubbeli Abdal Mehmed camiini inşa eder.
Hayatını hayır ve hasenatla geçirmeye çalışan Başçı İbrahim efendi 11 Zilhicce 885 / 1481’de vefat edince Başçı İbrahim Efendi camii’nin kıble tarafındaki hazirede sırlanır.

Kaynaklar ;Hasan Turyan , Bursa evliyaları , Merassa Yayınları

Alaeddin Ali Aksarayi

Bursa – Osmangazi’deki Başcı İbrahim Efendi camii haziresinde medfun . Ne yazıkki Kabir taşı yok.

Karamanlı Şeyh Ali Semerkandi hazretlerinin halifelerindedir. Hayreddin Efendi’den hilafet almıştır. ” Güldeste-i Riyaz-ı İrfan ” adlı eserde Larendeli ( Karaman) olduğu yazılıdır. Muhyiddin İbn Arabi hazretlerinin ” Anka-ı Mağrib ” adlı eserine çok ince meselelere temas eden bir şerh yazmıştır.

Kanuni Bağdat seferine çıkarken kendisiyle görüşmüş ve duasını almıştır. Daha sonra Bursa’ya yerleşmiş ve orada 11 Zilhicce 940/1534 tarihinde vefat etmiştir. Kabri şerifi Başçı İbrahim camii haziresindedir. Ama ne yazıkki kabir taşı yoktur.

Açıkbaş Mahmut Efendi

Bursa – Osmangazi’de Daya Hatun camii haziresinde.

XVII. yüzyılda yaşamıştır ve Bursa’daki Nakşibend-i Atik dergahının kurucusudur. 1601 yılında Diyarbakır’da doğdu. Urmiyeli Seyyid Ahmed Efendi’nin oğludur. Meczub olup başı açık gezdiği için kendisine Açıkbaş Mahmud lakabı takılmıştır. 1666 (H. 1077) tarihinde Bursa’da vefat etti ve Daye Hatun camii’nin haziresinde sırlandı.

Diyarbakırlı olan Açıkbaş Mahmûd Efendi küçük yaşından îtibâren, zamanın âlimlerinden ilim tahsil etti. Olgunluk yaşına gelince, tasavvufa yöneldi. Nakşibendiyye yolu büyüklerinden “Urmiye Şeyhi” diye bilinen amcası Mahmûd Efendinin sohbetlerinde bulundu. Ona talebe olup tasavvuf dersleri aldı. İlimde ve tasavvufta yüksek derecelere ulaştı. Bir ara Mardin emîri olarak vazîfe yaptı. Bu sırada içinde bulunduğu tasavvufî hâlin verdiği bir cezbeye kapılarak memleketinden ayrıldı. Mısır’a ve başka beldelere gitti. Gittiği yerlerde büyüklerin kabirlerini ve mübârek makamları ziyâret etti. Âlimlerin ve evliyânın sohbetlerinde bulundu. Bir müddet sonra İstanbul’a geldi. Sonra Bursa’ya yerleşti. Bursa’da Ulu Câmi ve Dâye Hâtun Câmilerinde vâzlar vererek insanlara İslâm dîninin emir ve yasaklarını anlattı. Talebe okuttu. Nakşibendiyye büyüklerinden Muhammed Hemedânî hazretlerinin topladığı duâ, virdleri ve tesbihleri içine alan Evrâd-ı Fethiyye‘yi okuttu.

Açıkbaş Mahmud Efendi’nin (k.s.) Silsile-i Şerifi

1. Hz. Seyyid-i Kâinât Muhammed-i Mustafa (sas.)
2. Hz. Ebû Bekir (ra.)
3. Hz. Selmân-ı Fârisî (ra.)
4. Hz. Kasım İbni Muhammed (ks.)
5. Hz. Câfer-i Sâdık (ks.)
6. Hz. Bâyezid-i Bistâmî (ks.)
7. Hz. Ebu’l-Hasen-i Harakânî (ks.)
8. Hz. Ebu Kasım Kürrekani (k.s.)
9. Hz. Ebû Ali-i Fâremedî (ks.)
10. Hz. Yusuf-ı Hemedânî (ks.)
11. Hz. Abdülhâlık-ı Gücdüvânî (ks.)
12. Hz. Ârif-i Rivgerî (ks.)
13. Hz. Mahmud İncir-i Fağnevî (ks.)
14. Hz. Ali-i Râmitenî (ks.)
15. Hz. Muhammed Baba-ı Semmâsî (ks.)
16. Hz. Emir Külâl (ks.)
17. Hz. Şâh-ı Nakşibend Muhammed Bahâüddîn (ks.)
18. Hz. Alâeddîn-i Attar (ks.)
19. Hz. Mevlana Nizameddin Hamuş (ks.)
19. Hz. Mevlana Saadeddin Kaşgari (ks.)
20. Hz. Mevlana Alaeddin Mektepdar (ks.)
21. Hz. Mevlana Sunullah Kuzekunani (ks.)
22. Hz. Derviş Ahi Hüsrevşahi (ks.)
23. Hz. Mevlana İlyas (İlyas Badamyari) (ks.)
24. Hz. Seyyid Muhammed (ks.)
25. Hz. Şeyh Ahmed ( Koç Baba) (ks.)
26. Hz. Şeyh Açıkbaş Mahmud Efendi (ks.)

Bazı sebepler yüzünden , bilhassa Narcıoğlu namı ile meşhur bir inatçı münkir ile aralarında geçen muarazdan sonra halkın şikayeti üzerine bir zaman Bursa’dan sürgün edildi. Dersaadet’e celb edilerek   Sadrazam Köprülü Mehmed efendi’nin huzurlarında bazı sözlerinden hapsi emrolunda. Zehirlenmesi için baştabibe bir şişe zehir hazırlatıldı. ” Bismillah” diyerek ve kelime-i tevhidi de söyleyerek şişeyi tamamen içmesiyle zehirin ter olarak dışarı çıkması bir oldu. Sadrazam ve Şeyhülislam da bu hale hayret ettiler. Bunun üzerine izzet ve ikram ile Bursa’ya gönderildi.

Nakşibend-i Atik Dergahı
Bulunduğu Yerde başka bir Nakşibendi zaviyesi  olduğu için Atik (eski) adıyla anılmaktadır. Ancak Açıkbaş Mahmud efendi tarafından kurulmuş olan dergah’a , Açıkbaş Mahmud Efendi dergahı da denilmektedir. Dergah, Bursa da Hisar’da, darphane mahallesindedir.
Dergah’da Postnişin olanlar sırasıyla ;
1- Açıkbaş Mahmud Efendi (v. 1666)
2- Şeyh Ahi Mahmud Efendi (v. 1679)
3- Şeyh Mustafa Efendi (v. 1698)
4- Şeyh Abdülkerim Efendi (v. 1725)
5- Şeyh Abdullah Efendi (v. 1746)
6- Şeyh Mehmed Efendi (v. 1762)
7- Şeyh Mehmed Efendi (v. 1778)
8- Şeyh Abdullah Efendi (v. 1802)
9- Şeyh Abdülkerim Efendi (v. 1831)
10-Şeyh Abdülhadi Efendi (v. 1875)
11-Şeyh Eşref Efendi (v. 1878)
12-Şeyh Şerif Efendi (v. 1926)

Şöhreti her tarafa yayıldı. İnsanlar uzaktan ve yakından sohbetlerine koşup istifâde ettiler. Ömrünü, İslâmiyeti öğrenmek ve öğretmekle, insanlara anlatmakla geçiren Açıkbaş Mahmûd Efendi, 15 Ekim 1666 (15 Rebîulâhir 1077) Cumâ günü ikindi vaktinde Bursa’da vefât etti. Dâye Hâtun Câmii hazîresinin batı kısmında defn edildi. Kabri sevenleri tarafından ziyâret edilmektedir. Açıkbaş Mahmûd Efendinin vefâtından sonra yerine birâderi Kâsım Efendinin oğlu Mahmûd Efendi geçip talebe yetiştirdi. O da vefât edince, oğlu Mustafa Efendi geçti.

 Açıkbaş Mahmud Efendi’nin kabir taşı;
”Fenadan göz yumup Mahmud Efendi
Beka biz-zat segrijn kıldı matlab
diriğa böyle bir er gelmeye hiç                                                          
tarik-i Nakşibendi’de mukarreb
Dinildi rıhleti vaktinde tarih
Makamın cennet-i adn eyleye Rab
sene 1077 ”
Vefatına, kendisini sevenlerden birisinin dürüşdüğü tarih şöyledir ;
” Şeyh Mahmud mefhar-i meczuban
Nesl-i pak hazret-i sultan-ı din
Eyleyüp azm-i beka-yı Cavidan
Kodı uşşak-ı firak içre hazin
Güş idüb naklin didim tarihini
Rahmetin kıla ziyade ol Mu’in

 

Açıkbaş Mahmud Efendi’nin Eserleri
İlmiyle amel eden, güzel ahlâk sâhibi olgun bir velî olan Açıkbaş Mahmûd Efendinin kıymetli eserleri de vardır. Bu eserlerinin başlıcaları şunlardır:

1) Güzîde: Türkçe olup tecvîde yâni Kur’ân-ı kerîmi okuma ilmine dâirdir. Beşiktaş’ta Yahyâ Efendi Kütüphânesinde bulunan ve yirmi dokuz bâb (bölüm) üzerine yazılmış olan bu eser pek kıymetlidir.

2) Evrad-ı Fethiyye: Farsçadan tercüme edilmiş bir eserdir. Nakşibendiyye büyüklerinden Muhammed Hemedânî’nin topladığı, duâ, zikir ve virdleri ihtivâ eden eserin şerh ve tercümesidir.

3) Risâle-i Nurbahşiyye: Emir Sultan hazretlerinin mensûb olduğu Nurbahşiyye tarîkatının evrâd ve silsilesini açıklayan bir risâledir.

4) Arapça, Farsça ve Türkçe olarak yazılmış olan şiir mecmuâsı.

Açıkbaş Mahmûd Efendinin eserleri yazma olup, hiçbirisi basılmamıştır.

Kaynaklar ;
Tarihi Bursa Mezar taşları I – Bursa Hazireleri , Hasan Basri Öcalan , Bursa Kültür a.ş. , 2011
Hasan Turyan , Bursa evliyaları , Merassa Yayınları
Türkiye Gazetesi , Batı Anadolu evliyaları cilt 2
Mehmed Şemseddin , Bursa dergahları ( Yadigar-ı Şemsi) , Uludağ Yayınları
Mustafa Kara , Bursa’da Tarikatlar ve Tekkeler , Bursa Kültür A. Ş. yayınla

 

Ümmi Kemal Hazretleri (k.s.)

Ümmi Kemal hazretlerinin kabri ; Bolu Merkeze 40 km uzaklıktaki Işıklar (tekke) köyünde camii yanında

Hayatı hakkında yeterli bilgi yoktur. Asıl adı İsmail olup tahsil görmeden yetiş­tiği için şiirlerinde ”Ümmi Kemal” mahlası­nı kullanmıştır. Şeyh Mehmed Bedreddin’in dervişlerinden ve Cemal-i Halveti’nin tekke arkadaşlarından olduğu rivayet edilir. Bazı metinlerde Kemal Bey olarak da zikredilen şairin mensuplarına Kemaliler denir. Divanındaki bir şiirinden Halveti tarikatına mensubiyeti ve şeyhinin Ubeydullah Hamid olduğu öğrenilmekte­dir. Bir rivayete göre bu kişi Somuncu Baba , bir diğer rivayete göre de Somuncu Baba’nın da şeyhi olan Şeyh Alaeddin Ali Erdebilidir.
Müridlerinden menakıbını yazan Aşık Ahmed ; Ümmi Kemal hazretlerinin ,Horasan’dan geldiği­ni söyler . Anadolu’ya gelince Bolu çevresindeki Aladağ ve Bozarmut civarında yaşamış. Bolu halkını irşada çalışmış. Hacı Bayram-ı Veli’nin sevgi ve ilgisine mazhar olmuştur. Aşık Ahmed, Kemal Ümmi’nin Bolu’da medfun bulunduğunu ve üç oğlu olduğunu bildirerek bunlardan Cemal ve Sinan ile alakah hikayeler de anlatmıştır.
Çok önemli bir şair olan Kemal Ümmi hazretleri ; şiirlerinde Sünni akidenin dışına çıkma­yan Kemal Ümmi’nin manzumelerini iki grupta toplamak mümkündür. Birinci grupta tevhid, münacat ve na’tlar. ikinci grupta ise nutuk tarzı dini ve tasavvufi telkinlerde bulunan şiirler yer alır. İkinci gruptaki şiirlerde temel düşünce mutlak yaratıcıya kavuşmaktır. Bunun yolu olarak da “ölümden önce ölmek” prensibi gösterilir. Kemal Ümmi’nin şiirlerindeki dil ve ifade tarzında da yine bu iki grup şiirine göre farklılık vardır. Birincilerde Arapça ve Farsça sözlerle yüklü ağır bir dil kullanılmışken ikinci grup manzumelerde Türkçe kelimeler ve sade bir söyleyiş hakimdir. Onun bazı beyitleri hikmetler ve özdeyişler , bazıları da nazma çekilmiş atasözü halindedir.

Ümmi Kemal Hazretlerinin eserleri
1. Divan : Çeşitli kütüphanelerde yirmi yedi yazması tesbit edilen divan nüshalarından on dokuzu bir makalede tanıtılmıştır. Camiu’n-nezair ve Camiu’l-meani gibi şi­ir mecmualarında da çok sayıda şiiri yer alan Kemal Ümmi’nin muhteviyatça en zengin divan nüshasında yedisi mesnevi olmak üzere 140 şiiri bulunmaktadır. Divandaki yedi tevhidle biri 161 beyitlik bir mesnevisi diğeri on sekiz dörtlükten oluşan iki münikatı üzerinde Ahmet Tanpınar tarafın­dan bir yüksek lisans çalışması yapılmış­tır .
2. Kırk Armağan :Bazı divan nüshalarında yer aldığı gibi müstakil nüshası da bulunan eser yaklaşık 200 beyitlik bir mesnevi olup ölüm hakkındaki bir hadisin şerhinden ibarettir. Abdülka- dir Karahan bunu kırk hadis tercümesi olarak tanıtmıştır Vasfi Mahir Kocatürk şairin bu eserini ömrü- nün sonlarına doğru yazdığım söyler. Menziller halinde kaleme alınan mesnevide ölüme hazırlanan saliklierin sahip olması gereken özellikler on menzilde dört armağandan meydana geldiği için kitap Kırk Armağan adını almıştır.
3. Risale-i Vefat. Ölmek üzere olan bir kişinin son anları ile mezardaki hallerini anlatan ve ameli salih tavsiyesiyle sona eren bu küçük mesnevi Kırk Armağan’ı tamamlar niteliktedir. Bilinen yegane nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’nde kayıtlıdır
4. Risale-i iman. İman ve ibadete ait çeşitli hususları konu alan bu küçük mensur risalenin bilinen tek nüshası Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’ndeki bir mecmuanın içindedir. Eserde başta namaz olmak üzere ibadetlerin ihlasla yapılmasının faydaları anlatılmakta. ahirete imanla gitmek için bunların önemli olduğu vurgulanmaktadır.

Kaynak ;Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

Samsa Çavuş

Samsa Çavuş

Bilecik – Söğüt’de Ertuğrul Gazi türbesinde

Osmanlı devletinin kuruluşuna çokça hizmeti bulunan ve Ertuğrul Gazi ile Osmna Gazi’nin gazalardaki arkadaşıdır. Çavuş Ünvanını ilk kullanan gazidir. Kardeşi Sülemiş ile birlikte maiyetindeki insanlarla beraber önce Bursa – İnegöl civarına sonra da Mudurnu’ya yerleşti.
Samsa Çavuş birçok gazada yararlılık göstermiştir. Aşıkpaşaoğlu’na göre 1304’lü yıllarda Osman Gazi kendisine Lefke’nin (osmaneli) yanında yenişehir suyu civarında bir kaleyi tımar olarak vermiştir. Bu köyün ismi halen çavuşlardır.
Orhan Gazi zamanında Kara Tegin kalesinin muhafızlığına getirilmiştir. Bu kalenin İznik’e yakınlığından dolayı , Samsa Çavuş sık sık İznik ve civarına akınlar düzenlemiş ve bu bölgenin fethinde önemli bir rol oynamıştır.
Bolu2nun Günbegüz köyünde bizzat kendisinin yaptırdığı bir cami , hamam ve çesmesi bulunan Samsa Çavuş’un kabrinin Hacı Musallar köyünde olduğu söylenir. Söğütteki kabrinin ise makam olduğu düşünülmektedir.
[toggle title=”Kaynaklar” load=”hide”]

Mehmed Hakan Alşan , Horasan Erenleri , Kurtuba Yayınları , 2012
[/toggle]

Saltuk Alp

Saltuk Alp

Bilecik – Söğüt’de Ertuğrul gazi türbesinde

Ertuğrul Gazi’nin silah arkadaşlarındandır. Osman Gazi’nin de beyliği döneminde özelikle kendisine güvendiği bilinmektedir. Aşıkpaşaoğlu eserinde Osman Gazni’nin; Saltuk Alp’i , Orhan Gazi’nin ilk seferlerinde yanında refakatçi olarak gönderdiğini yazmaktadır. Mezarının tam olarak nerede olduğu bilinmemekle beraber söğüt deki kabri makam olsa gerektir.
[toggle title=”Kaynaklar” load=”hide”]

Mehmed Hakan Alşan , Horasan Erenleri , Kurtuba Yayınları , 2012
[/toggle]