Ali Baba – Tire – İzmir

Ali Baba Türbesi ; İzmir – Tire İlçesi ,ilçeye 5,5 km mesafede bulunan Boynuyoğun köyünde.

Ali Baba ve Hasan Baba türbelerinin bugün de Anadolu ́nun sayılı Bektaşi Dergahlarından biri olduğu kaydedilir. XIV. yüzyılda yaşadığı kabul edilen Ali Baba’nın türbesinin kitabesi yoktur. Ali Baba türbesi Tire ́nin doğusunda, ilçeye 5,5 km. mesafede bulunan Boynuyoğun köyü hudutları içerisinde, Ali Baba türbesi diye anılan yerdedir. Ön tarafta giriş kısmıyla iki bölümden oluşan türbe sekizgen gövdenin yüksek kasnağa oturan bir kubbe ile örtülmesinden ibaret sıvalı (sıvalar onarım sırasında yapılmıştır) bir yapıdır. Düzenli bir bahçe içinde ve türbe binasının dışında yer alan çeşitli mekanlarla birlikte bir külliye şeklindedir. Türbe içinde çeşitli Bektaşi babalarının mezarları bulunmaktadır. Yaklaşık 15.000 metre karelik bir arazi üzerinde yer alır. Su pınarı, kuyusu, ağaçları ve havuzu ile Batı Anadolu ́daki önemli bir dergah merkezi durumundadır.

Hacı Bektaş Velayetnamesinde de adına rastladığımız Ali Baba Horasanilerden olup, Hacı Bektaş Veli’nin en yakın arkadaşlarından Bahaeddin Sultan’ın oğludur. 1531 yılındaki belgede, “Vakfı zaviye-i Ahi Baba der nefsi Tire” kaydıyla yer alırken, zaviyenin Aydınoğlu Umur Bey ve Sultan Murat Han nişanlarına sahip olduğu görülmektedir. “Defter-i Atik” de, zaviyenin Fota’dan (Gökçen) bugünkü yerine taşındığı kaydı vardır. 1531 yılındaki Defter-i Hakani’de ise, zaviyenin bu dönem şeyhlerinden Dorum Dede’nin “Sultan Şüca Zaviyesine, ‘Sultan Şüca ruhu için’, 400 koyun, 90 adet ördek, 29 sığır, 3 at, 2 eşek, 3 tay ve değirmen”, vakfettiği görülür. Ayrıca, kayıtta; “Vakfı Derviş-i Dorum Dede şeyhi zaviye-i Ali Baba” başlığıyla ele alınan vakıfların “Ayende ve revende” ye sarfı şart koşulur. Dorum Dede bu vakıfların denetimini sağlığında kendisi, ölümünden sonra oğluna bırakmaktadır.

Ali Baba Zaviyesi mükemmel konumu ile dikkati çekmektedir. Türbe ve zaviye üniteleri ayaktadır. Bahçesi oldukça büyüktür. Meyva ağaçları ve doğal bitki örtüsüyle günümüzde gözde mesire yerlerindedir. Ali Baba’nın ayrıca, Tire’nin Yeğenli köyü ile, Manisa’nın Marmara, Alaşehir’in Zeytinlik ve Tahtacı köylerinde de birer zaviyesi bulunmaktadır.

Evliya Çelebi, Ali Baba ve Molla Arap’dan sitayişle söz eder. 1924 yılı sonrası Hacı Bektâş ilçesindeki Pirevi kapatılmış ve Bektâşî Dergâhlarının tüm vakıflarına el konmuş olsa da, sadece Tire’deki Horasanlı Ali Baba Dergahı, özel bir yasayla açık tutulur190. Tire Dergahı postnişini Hasan Balım Baba önce Yakova Dergahı Postnişini Kazım Bakali Babadan Halifelik alsa da, bu hatasından çabuk döner ve “Tecdid-i Vüzû” yaparak Noyan Dedebaba’dan yeniden Halifelik icazeti alır. Ali Haydar Ercan Dedebaba 1965 yılında Tire Ali Baba Dergahında Hulisi Kıvrık Baba’dan nasip alır. 1975 yılında da aynı Ali Baba Dergahında Halife Hasan Balım Baba’dan dervişlik hırkası giyer.

Kaynak
Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları ,
http://www.erolsasmaz.com
Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun

Çağaloğlu Ali Paşa

Çağaloğlu Ali Paşa Türbesi ; İzmir – Tire’de Cumhuriyet mah. Karahasan sokaktaki, Karahasan cami yanında

Karahasan Camisinin avlusunda bulunan bu türbe Cağaloğlu Ali Paşaya ithaf edilmiş ancak, bunu belirten bir kitabeye türbe üzerinde rastlanmamıştır. Yalnızca türbe içerisindeki mezar taşında Cağalzade Ali Paşanın ismi ve h.1029 (1619) tarihi yazılıdır. Bununla beraber bu türbenin kime ait olduğu da kesinlik kazanamamıştır.

Türbe moloz taş ve tuğladan her kenarı 3.90 m. uzunluğunda altıgen planlı olarak yapılmıştır. Türbe plan biçimi ile Yağlıoğlu Türbesinin bir benzeridir. Türbeye kuzeybatı kenarından girilmektedir. Bu giriş düz atkılı ve mermerden olup, çevresi ince yivlerle çevrilmiştir. Türbenin üzeri tromplu bir kubbe ile örtülüdür. Kubbe üst üste iki kasnaktan meydana gelmiştir. Girişin karşısına rastlayan mukarnaslı mihrap beş yüzeyli olup, düz ve dar bir silme ile de dikdörtgen bir çerçeve içerisine alınmıştır.

Türbenin içerisinde baş ve ayak taşları farklı olan bir mezar bulunmaktadır

Kaynak
Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları ,
http://www.erolsasmaz.com
Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun

Molla Mehmet Çelebi

Molla Mehmet Çelebi Türbesi İzmir – Tire’de Paşa Mahallesi, Ziya Yokuşu Sokağında

Türbenin kitabesi günümüze gelememiştir. Tire üzerinde araştırmaları olan Faik Topluoğlunun bu türbeye ait olduğunu belirttiği bir mezar taşı Tire Müzesindedir. Buna dayanılarak türbenin yanındaki cami ile birlikte Şeyh Mehmet Çelebi tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır.

Moloz taş ve tuğladan kare planlı olarak yapılan türbenin üzeri sekizgen kasnaklı, kiremitli bir kubbe ile örtülmüştür. Türbenin altında dört basamakla inilen mumyalık kısmı bulunmaktadır. Mumyalık kısmı 1.45×4.65 m. ölçüsünde uzun bir dehliz şeklindedir.

Sultan II. Selimin hocalarından olduğu rivayet edilen Ahmet Tavil Hocaya ait olan kabir, Caminin kıble duvarının hemen önünde bulunmaktadır. Caminin yanında Caminin banisi Molla Çelebiye ait iki katlı türbe bulunmaktadır.
Caminin bahçesinde bulunan, Roma döneminden kalma bir sütun kaidesinden, içi oyularak yapılmış bir dibek taşı dikkatleri çekmektedir.

Kaynak
Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları ,
http://www.erolsasmaz.com
Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun

Buğday Dede

Buğday Dede Türbesi ; İzmir – Tire’de Kaplan köyü yolunda Buğday Dede ismi ile bilinen tepe üzerinde küçük bir mescit ve mezarlıktadır.

Tire’nin alınışı sırasında Sasa Bey ile Buğday Dede’nin birlikte hareket ettikleri, Sasa Bey’in öldüğü onun ise yaralı olarak kurtulduğu anlatılır. Menkıbeye göre, bölgede kıtlık olur ve Tire halkı Buğday Dede’den ötürü bu kıtlıktan etkilenmez. Buğday Dede ve eşi oturdukları tepeden yola bakarak, “bir aç gelse de onu doyursak”, diye beklermiş. Buğday Dede’nin evinde küpler dolusu buğday bulunmakta imiş. Bu buğday aç insanlara verildikçe daha da çoğalırmış. Buğday Dede buğdayını yalnızca erkeklere verir, kadınlara vermezmiş. Buğdayı alanlara da arkalarına bakmadan gitmelerini tembihlermiş.

Bir gün Selçuk’tan bir aile buğday almaya gelmişse de dede onlara buğday vermeyerek, “kadınsız geleceksin”, demiş. Bunun nedenini merak eden ailenin erkeği kadınsız gelmeye karar vermiş ancak, eşi “ben de erkek kılığına girip geleceğim”, demiş. Böylece karı koca Buğday Dede’nin evine gelmiş, heybeleri doldurmuşlar, yola koyulmuşlar. Ne var ki aile Kesikbaş denilen semte vardıklarında kadın dönüp tepeye bakmış ve o anda da fenalaşarak ölmüş.

Buğday Dede ile ilgili bir başka söylencede, Buğday Dede’nin mezarının bulunduğu yerdeki bir servi ağacında Türk bayrağı dalgalanırmış. Yörenin Yunan işgali sırasında Yunan birliğinin komutanı bu bayrağı indirerek yerine Yunan bayrağını asmış. Bir süre sonra kargalar bu bayrağı parçalamış, bayrak yeniden asılmış ve aynı şekilde kargalar tarafından parçalanmış. Bunun üzerine Yunan komutanı ağaca yeniden Türk bayrağını asmak zorunda kalmış. Dede’nin birlikte hareket ettikleri, Sasa Bey’in öldüğü onun ise yaralı olarak kurtulduğu anlatılır. Menkıbeye göre, bölgede kıtlık olur ve Tire halkı Buğday Dede’den ötürü bu kıtlıktan etkilenmez. Buğday Dede ve eşi oturdukları tepeden yola bakarak, “bir aç gelse de onu doyursak”, diye beklermiş. Buğday Dede’nin evinde küpler dolusu buğday bulunmakta imiş. Bu buğday aç insanlara verildikçe daha da çoğalırmış. Buğday Dede buğdayını yalnızca erkeklere verir, kadınlara vermezmiş. Buğdayı alanlara da arkalarına bakmadan gitmelerini tembihlermiş. Bir gün Selçuk’tan bir aile buğday almaya gelmişse de dede onlara buğday vermeyerek, “kadınsız geleceksin”, demiş. Bunun nedenini merak eden ailenin erkeği kadınsız gelmeye karar vermiş ancak, eşi “ben de erkek kılığına girip geleceğim”, demiş. Böylece karı koca Buğday Dede’nin evine gelmiş, heybeleri doldurmuşlar, yola koyulmuşlar. Ne var ki aile Kesikbaş denilen semte vardıklarında kadın dönüp tepeye bakmış ve o anda da fenalaşarak ölmüş. Buğday Dede ile ilgili bir başka söylencede, Buğday Dede’nin mezarının bulunduğu yerdeki bir servi ağacında Türk bayrağı dalgalanırmış. Yörenin Yunan işgali sırasında Yunan birliğinin komutanı bu bayrağı indirerek yerine Yunan bayrağını asmış. Bir süre sonra kargalar bu bayrağı parçalamış, bayrak yeniden asılmış ve aynı şekilde kargalar tarafından parçalanmış. Bunun üzerine Yunan komutanı ağaca yeniden Türk bayrağını asmak zorunda kalmış.

[toggle title=“Kaynaklar load=”hide”] Kaynak
Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları ,
http://www.erolsasmaz.com
Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun
[/toggle]

Hacı Fakih – İzmir

Hacı Fakih Türbesi ; İzmir – Tire’de Çeşme Alanı Türbe sokağında

Halk arasında Hacı Fakih türbesi (Beni Ayıran Dede) ismi ile anılmaktadır. Mimari yapısından XV. Yüzyıl ortalarında yapıldığı sanılmaktadır. Türbe moloz taş ve tuğladan kare planlı olup, üzeri kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Giriş kapısı kuzey kenarında, kenara kaydırılmış, tek bir pencere ile de aydınlatılmıştır. Türbede, “Hacı Fakıh” unvanlı Kazanoğlu Mehmet Bey yatmaktadır. Kare planlı türbenin kubbeye geçişi üçgenlerle sağlanmıştır.Türbenin kitabesi günümüze gelememiştir. Yapım tarihini belirten herhangi bir belge de bulunmamaktadır.

Kaynak
Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları ,
http://www.erolsasmaz.com
Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun

Kara Kadı Mecdeddin

Kara Kadı Türbesi ; İzmir – Tire’de  İpekçiler mahallesi İpekçiler camii’nin doğusunda bulunmaktadır.

İlk Rumeli Beylerbeyi ünvanına sahip Karakadı Mecdeddin aynı zamanda hattat olarak da ünlüdür. Kadı Mecdeddin’in inşa etttirdiği yapılar kendi adıyla anılan “Karagazi” semtinde yer almaktadır. Burası, Evliya Çelebi’ye göre, “camisi, hanı, imareti, mescidi, medresesi, çarşısı ve pazarı bulunan bir kasabadır. Evleri üç bin civarında kiremit örtülü cennet bahçesi gibi bahçelerle çevrili evlerdir.” Kara Kadı ise, “İlmin kutbu haline gelmiş oldukça zengin ve malını ilim yolunda ve insanlara hizmet için harcayan, birçok telif eseri bulunan hayır sahibi bir insandır. Birçok cami, hayrat yaptırmıştır.

Medresesi, 14 odadan oluşmaktadır. Burası, 1928 yılına kadar çalışmış, daha sonra depo, ardından da kimsesizler barınağı olarak kullanılmıştır. 1968 yılında da restore edilir. Hamamın sadece üç hücresi ayaktadır. Erkekler hamamının girişi doğudan, kadınlar hamamınınki ise batıdandır. Belgelerde “İki Kapılı Han” olarak da yer alan hanın güney ve batıdan iki kapısı vardır. Üstte 30, altta 16 odası bulunan hanın, pek az kısmı ayaktadır. Kuzey yönündeki dış cephe dükkanları kısmen korunmuştur. Hanın bu cephede sebil ve çeşmesinin izleri vardır.

Karakadı Camiinin arka kısmında yer alan türbesi ise iki katlıdır. Alt kata merdivenlerle inilmektedir. Beşgen planlı türbenin, kapısı yalancı duvar örgüsüyle gösterişli bir şekle sokulmuştur. Halk arasında Kara Kadı Mecmeddin türbesi olarak anılmaktadır. Türbe kesme taş ve tuğladan beş köşeli, düzgün olmayan bir planda yapılmıştır. Anadolu’da beşgen türü türbe planlarına çok ender rastlanmaktadır. Bu bakımdan bu türbe Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı döneminde yapılmış olan türbelerden ayrılmaktadır. Türbenin üzeri elips şeklinde tromplu kubbe ile örtülüdür. İki katlı olan yapının alt katında mumyalık kısmı bulunmaktadır. İki yönlü merdivenle çıkılan, düz atkılı giriş kapısı ince uzun mukarnaslı bir niş içerisindedir. Tuğla örgüler dışında bu nişte süsleme elemanı görülmemektedir. Giriş kapısının yanında ince, uzun tuğla çerçeveli birer niş bulunmaktadır. Türbenin içerisi duvarlardaki dikdörtgen söveli tuğla sağır atkılı pencerelerle aydınlatılmıştır. Türbenin mumyalık kısmına merdiven sahanlığının altındaki küçük bir kapıdan girilmektedir. Burası da beşgen şekilde olup, beşik tonozla örtülüdür.

Kaynak
Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları ,
http://www.erolsasmaz.com
Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun

İbn Melek (k.s.)

İbn Melek hazretlerinin türbesi ; Cumhuriyet Mahallesinde İbn Melek caddesi üzerindeki İbni Melek Medresesinin yanında

İbni Melek ismiyle anılan Abdüllatif Efendi’nin Timur’dan ordusunun kente, Tire bağlarına zarar vermemesi konusunda ricada bulunduğu anlatılır. İbni Melek’in bu ziyaretinde, konuşma disiplini ve bilgi birikimiyle Timur’un ve özellikle yanında bulunan Seyyid Şerif Cürcani’nin (1340-1413) takdirlerini kazandığı ifade edilir. Timur’un, Abdüllatif Efendi’yi yaşlı olması sebebiyle yanında Semerkant’a götüremediği, bu yüzden

çok üzüldüğü aktarılır. Bugün Cumhuriyet Mahallesi’nde günümüze ulaşmamış olan İbni Melek Medresesi’nin yanındaki türbe Tireli fıkıh, meal, tefsir alimi İbni Melek Abdüllatif Efendi’ye aittir.

Abdüllatif Efendi’nin İbni Melek ismiyle anılmasının sebebi şu menkıbeye dayandırılır. Babası Abdülaziz Efendi Hicaz’a giderken eşini hamile olarak bırakmış ve çocuğunu da Allah’a emanet etmiştir. Dönüşünde eşinin bir gün önce öldüğünü, çocuğunun da anasının karnında defnedildiğini öğrenir. Bunun üzerine, “Ben evladımı Allah’a emanet ettim. Onu Allah korumuştur”, diyerek eşinin mezarını açtırır, Abdüllatif Efendi’yi sağ elinin küçük parmağını emerken görür. Bundan sonra da Abdüllatif Efendi’yi meleklerin koruduğuna inanılmış ve meleklerin koruduğu anlamında İbni Melek ismi yakıştırılmıştır.

Diğer taraftan, İbn Battûta’nın 1334’de Anadolu’ya yaptığı seyahat sırasında Birgi’de karşılaştığı Kadı İzzeddin Firişte’nin dindar ve fazilet sahibi olduğu için “Firişte” lakabıyla tanındığına dair verdiği malumattan İbn Melek’in bu lakabı babasına nisbetle aldığı anlaşılmaktadır170. Nitekim bazı eserlerinde babasının adı Abdülaziz, bazılarında ise Firişte olarak geçmektedir. Evliya Çelebi İbn Melek’den sitayişle bahseder.

İbn Melek, Aydınoğlu Mehmed Bey’in Tire’de yaptırdığı medresede uzun yıllar ders verir ve bu sebeple medrese onun adıyla meşhur olur. Ayrıca Mehmed Bey’in oğulları İsâ Çelebi, Selim Çelebi ve Hızır Şah’a hocalık yapar.

İbn Melek Tire’de bir bedesten, hamamlar, han yaptırmış, çeşitli vakıflar kurmuştur. Eserindeki ifadeden yola çıkılarak 1418’den sonra vefat etmiş olduğu ileri sürülür. Onun Hurufîliğe dair eserleriyle tanınan bir kardeşiyle yine İbn Melek lakabıyla anılan ve muhtelif eserleri bulunan Mehmed adında bir oğlu olduğu bilinmektedir.

İbn Melek değişik alanlarda çok sayıda eser kaleme almıştır. Şerhu Menâri’l-envâr, Ebü’l-Berekât en- Nesefî’nin fıkıh usulüne dair muhtasar eserinin şerhidir. Kitapta Hanefîler’in yanında Şafiî ve Mâliki usulcülerinin görüşlerine de yer verilmiş, zaman zaman Nesefî de tenkit edilmiştir. Mebâriku’I-ezhâr fî şerhi Me-şârikı’l- envâr, Radıyyüddin es-Sâgânî’nin Meşârıku’l-envâri’n- nebeviyye adlı eserinin şerhidir. Buhârî ile Müslim’deki hadislerin senedleri ve tekrarları çıkarılmak suretiyle derlenen eser 2250 kadar hadis ihtiva etmektedir. Şerhu Mecmai’l-bahreyn, Hanefî fakihlerinden Muzafferüddin İbnü’s-Sââtî’nin fıkha dair eserinin şerhidir. Sonraki fıkıh kitaplarında çokça atıfta bulunulan eserin birçok yazma nüshası mevcuttur. Firişte-oğlu Lügati, En eski Arapça- Türkçe sözlüklerden biri olup Lugat-ı Firişteoğlu, Lugat-i Firiştezâde ve Lugat-ı İbn Firişte gibi adlarla da anılır. Müellifin, torunu Abdurrahman için manzum olarak kaleme aldığı eser yirmi iki kıtadan meydana gelmekte ve büyük bir kısmında Kur’ân-ı Kerîm’de geçen 1528 Arapça kelimenin Türkçe karşılığı verilmektedir. Şerhu’l- Vikaye, Tâcüşşerîa’nın Hanefî mezhebinde “mütûn-i erbaa” diye anılan dört metinden biri olan eserinin en muteber şerhlerindendir. İbn Melek’in hayatının sonlarına doğru yazdığı eser onun ölümü üzerine kaybolunca oğlu Muhammed babasının müsveddelerinden faydalanıp bazı ilâvelerde bulunmak suretiyle eseri yeniden kaleme almıştır. Şerhu Tuhfeti’l-mülûk, Zeynüddin Muhammed b. Ebû Bekir er-Râzî’nin ibadetlere dair muhtasar eserinin şerhidir. Bedrü’l-vâizîn ve zuhrü’l-âbidîn, yirmi bölümden meydana gelen bir eser olup iman, kelime-i tevhid ve ibadetlerle ilgili konuları ihtiva etmektedir.

İbni Melek Türbesi içerisinde üç mezar daha bulunmaktadır. Bunlar Seyidi Rabbani Mevlana Nizamettin Nevvare (v.1394), İbni Melek Abdüllatif Efendi’nin oğlu Mehmet Efendi ve Evliya Ali Efendi’ye aittir. Evliya Ali Efendi, Alaybeyzadelerden olup İbni Melek Medresesi müderrisliğinde bulunmuş olan bir kişidir. Mezar taşındaki kitabeden 1831 tarihinde vefat etmiş olduğu görülür. Günümüzde İbni Melek Abdüllatif Efendi’nin mezarı bir ziyaret yeridir. Türbe 20 m2’lik bir alanda kesme taştan dört tarafı kapalı, üzeri açık bir yapıdır. Mezarın bulunduğu alana sivri kemerli birkaç basamakla çıkılan bir merdivenden ulaşılmaktadır. Yıkılan türbe 1956 yılında Tire Belediyesi tarafından yeniden yapılmış ve 2006’da ise çevresi düzenlenmiştir.

Kaynak
Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları ,
http://www.erolsasmaz.com
Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun

Alamadan Dede – Seyyid Sultan Alaeddin

Alamadan dede türbesi ; İzmir – Tire ilçesi, 4 Eylül Mahallesi Alamadan Sokakta küçük bir bahçe içerisindedir

Halveti Melâmi Şeyhi, ünlü Seyyid Sultan Alaeddin’in, mermer antik malzemelerden yapılmış olan türbesi, Tire’de, daha çok Alamadan Dede Türbesi olarak bilinir. Mısır Memlûkları tarafından, önce Mısır’dan, daha sonra da Fatih Sultan Mehmet Han tarafından İstanbul’dan Tire’ye sürgün edilmiş olduğu anlatılan Şeyh Seyyid Alaeddin Sultan’ın, halk indinde ünlü “Önce düşünce temizliği” sözü, hakkında anlatılan menkıbesine konu olur. Ölümünden sonra defin hazırlıkları yapılırken, kendisini yıkayan hocanın, ‘Dede’nin gerekli temizliği sağlığında göstermediğini düşünürken, Alaeddin Sultan’ın teneşirden doğrularak “Hoca Efendi, biz içimizi temizlemekten dışımızı temizlemeye zaman bulamadık“, dediği nakledilir.

Tire yakınında Güzelhisar köylerinden Rûşen köyünde doğmuş olup Ömer Rûşenî hazretlerinin büyük kardeşidir. Anlatıldığına göre, Şeyh Alaeddin, doğduğu köyde büyür. Karamanoğlu karışıklığında Şirvan’a gidip, orada Seyyid Yahyâ hazretlerine talebe olur. Daha sonra hocasının emriyle Anadolu’ya döner. Oradan Rumeli’ye geçer. Edirne’de Sultan Fatih Mehmed Han ile görüşür. Sultan Fâtih ve vezirleri ona talebe olurlar. Daha sonra Sultan Edirne’de Tunca kenarında Şeyh Alaeddin Hazretleri için bir dergâh yaptırır. Rumeli halkını irşâd edip hak yolun bilgilerini öğretmesini ister. Şeyh Alaeddin Hazretleri bir süre burada kaldıktan sonra memleketi olan Tire’ye gelir ve daha sonra Karaman vilâyetine gider. Larende’de irşâd ile meşgûl olur. Dergâh ve mescidler bina ettirir. Şeyh Alaeddin Hazretleri bir ara Bursa’ya gelir. O sırada Kaplıca Medresesi Müderrisi Molla Arap, Şeyh Alaeddin Hazretlerinin büyüklüğünü anlayamamış, üstelik sû-i zanda bulunmuştur. Bir gün bir mecliste Şeyh Alaeddin Hazretleri ile bir araya gelir. Aynı sû-i zan hâli içindedir. Şeyh Alaeddin Hazretleri bir ara Molla Arab’ın yanına yaklaşıp kulağına, “Yâ Allah!” diye seslenir. Alaeddin Hazretleri kimin yüzüne baksa veya kulağına bir şey fısıldasa, o kişi Allah aşkıyla kendinden geçerdi. Molla Arab’ın da hâli öyle olur ve yere düşer. Daha sonra kendine geldiğinde hatâsını anlayıp, Şeyh Alaeddin Hazretlerinden özür diler. Sonra da ona talebe olur. Pek çok kimse Molla Arab’ın bu hâlini görüp tövbe eder ve hak yola girerler.

Alamadan Dede’nin öğrencileri olan Molla Çelebi, Molla Arap, Abdülkerim Efendi, Abdülvehhab Efendi, Karaçelebizade, Derviş Bayezit ve Şeyh İbrahim, Halvetilerin Tire’deki etkisini uzun yıllar sürdüren isimlerdir. Alaeddin Sultan, ünlü Osmanlı Şeyhülislamı Molla Arap takma adlı Şeyhülislam Alaeddin Ali Arabi ile yine, II.Bayezit döneminin ünlü ismi Abdülkerim Efendi’nin hocalarıdır. Yine, Tire’nin Yeniceköy semtindeki Abdülvehhap Mahallesinin, camisinin ve medresesinin banisi Şeyh Abdülkerim’in kardeşi Abdülvehhap Efendi’nin de hocasıdır. Fatih Döneminde Tire’ye sürülmüş ve burada ölmüştür.

Türbe’de 15.yüzyılın ünlü adlarından Alaeddin Sultan (Alaeddin Halveti) yatmaktadır. Kitabesi yoktur. Türbe’de iki mezar vardır. Alaeddin Sultan’ın Tire’de zaviyesi ve vakıfları da bulunmaktadır. Sicil defterlerinde, türbenin 1832 yılında onarıldığı bilgileri yer alır. Türbe, 2005 yılında Tire Belediyesi tarafından yeniden düzenlenmiştir.

Kaynak
Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları ,
http://www.erolsasmaz.com
Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun

Yağlıoğlu Türbesi

İzmir – Tire Asri Kabristanında giriş kapısının yanında

Hakkında çok fazla bilgi sahibi olamadığımız Yağlıoğlu türbesi ; Tire esnaflarından Yağcızade ‘ye aittir. 1531 tarihli Aydın Livası Muhasebe Defterinde, “Vakfı zaviye-i Yağcızade der Tire” kaydıyla, zaviye varlığına işaret edilmektedir. Baninin, kent merkezinde 40 dükkanının bulunması önemli bir isim olduğunu gösterir. Yağcızade’nin zaviyesi hakkında başkaca bir bilgi bulunmamaktadır. Asri Kabristan’daki Yağcızade’nin türbesi, halk arasında Yağlıoğlu Türbesi olarak tanınır. Yapı üslubundan XV. yüzyılın başlarına ait olduğu sanılmaktadır. Türbe moloz taş ve tuğladan altıgen plan şeklinde olup, üzeri üst üste iki kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Üst örtüyü oluşturan kubbeye geçiş tromplarla sağlanmıştır. Türbenin batı yönünde bulunan giriş kapısı dikdörtgen şekilde olup, silmelerle çerçeve içerisine alınmıştır. Girişin üzerindeki atkılar ve söveler ince profillidir ve büyük ihtimalle antik çağlara ait mermerler burada kullanılmıştır. Türbenin içerisi, mihrap ve giriş dışındaki dört duvarda yer alan birer pencere ile aydınlatılmıştır. Türbenin mihrabı dört yüzeyli bir niş şeklinde olup, üzeri mukarnaslıdır. Türbe içerisinde herhangi bir sandukaya rastlanmamıştır.

Kaynak
Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları ,
http://www.erolsasmaz.com
Not ; Fotoğrafları kullanmamıza izin veren Erol Şaşmaz Bey’den Allah razı olsun

Alihan Baba Sultan

Alihan Baba Türbesi ; İzmir – Tire İlçesinde Yeni camiinin güneyinde Alihan sokak’da

Aydınoğulları ile Horasandan gelen Alihan Babaya aittir. Evliya Çelebiye göre Alihan Baba Tire ve çevresinde bazı yapılar ile vakıflar yapmıştır. Alihan Zaviyesi, her ne kadar vakıf kayıtlarında ve sicillerde Beylik Döneminin erken isimlerinden olan Alihan Baba Sultan üzerine kayıtlı ise de büyük olasılıkla daha önceye uzanmaktadır. Zira, Alihan’ın babası Ahi Mehmet’in de bir zaviyesi vardır. Ve bu zaviye oğlu Alihan’a kalmıştır. Bu zaviye, Beylikler Devrinden günümüze ulaşmış en önemli ve en eski zaviyedir. İki katlı bir yapı olup Alihan Sokak’ta bulunan zaviyenin alt katı türbedir. Zaviye girişi güney cephedendir. Alt kat güney batı köşesine yerleştirilen beş basamaklı merdiven oldukça dardır. Merdivenden sonra ana mekan öncesi tonoz yapılı bir girişe ulaşılmaktadır. Girişin kuzey yönünde mihrabi görüntülü bir ocaklık vardır. Batı duvarında önceleri pencere olma olasılığı bulunan bir niş yer almaktadır. Giriş bölümünün doğusunda bir kemer vardır. Kemerin kuzey ve güney cephelerinde derinlikli, oldukça uzun ve dar birer ışıklık bulunmaktadır. Zaviye kare plana yakın bir şemaya sahiptir. Kuzey ve doğu cephesi evlerle çevrili olan zaviyenin batı ve güneyinden yol geçmektedir. Türbede Alihan’ın oğlu Hoca Hasan yatmakta, ancak halk bu türbeye Alihan Türbesi demektedir. Türbe kare planlı olmakla birlikte zaviyenin batıdan sokulmasıyla planı dikdörtgensel bir görüntüye dönüşmektedir. Türbe kapısı doğu yönündendir. Güney ve doğuda mazgal tipi birer pencere yer almaktadır. Bina, dış cepheden farkedilemeyen konut tipi bir görüntü içermektedir. Türbede 1330 yılında ölen Hoca Hasan’ın dışında kitabesiz bir mezar daha vardır ki, muhtemelen Hoca Hasan’ın eşine aittir. Alihan’ın Tire halkı içinde hala yaşayan inançlara kaynaklık ettiği söylenebilir. Mesela, eşyalarını kaybedenler,
Ali Dede, veli dede
Üç kulhüvallahi bir elham adağım olsun Kayıbımı buluver Alhan Dede
.”
diyerek, Alihan Dede’den yardım isterlerdi. Hatta, Tireliler, 1916 yangınının tüm Tire’yi yok etmesini onun önlediğine inanırlar.
Alihan’ın Tire’deki merkez zaviyesi dışında, Orta Medrese ile Kırtepe ve Yeğenli zaviyeleri de vardır. Şehri ikiye ayıran Tabakhane Deresinin önemli sayıdaki köprüleri Alihan adına 1334 tarihini taşımaktadır. Evliya Çelebiye göre Aydınoğulları ile Horasan’dan gelen Alihan Baba Sultan Tire ve Aydın’da birçok eser yaptırır. Aydın’daki külliye Alihan Camii, Alihan Medresesi ve oğlu İsmail için inşa ettirdiği türbeden oluşur. Aydın’da da Tire’de olduğu gibi Alihan Türbesi olarak bilinen yapıda diğer oğlu Şeyh İsmail yatmaktadır. 1391 tarihli kitabeye sahip olan bu türbe Alihan sokakta yer almaktadır.

Kaynak
Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları ,
http://www.erolsasmaz.com